Her Şey O'nu Anlatıyor



Her sanat eserinin gerçek değeri onu ortaya koyan sanatkarla beraber düşünüldüğünde anlaşıldığı gibi eşsiz bir sanat şaheseri olan insan da yaratıcısı olan Sanî-i Zü'l-Kemâl ile birlikte mülâhazaya alındığında hakiki kıymetiyle idrak edilmiş olur Aksi takdirde hiçbir şey ifade etmeyeceği açıktır Bugün insanlığın ferdî olsun, içtimaî olsun bütün problemleri onun Yüce Yaratıcı ile irtibatı düşünülmediğinden çözümsüz kalmaktadır Her insan kainata kendi penceresinden bakar: Kalbi hüşyar olanlar varlığın ve hadiselerin perde arkasını değerlendirir; kalbi hüşyar olmayanlar ise değerlendiremezler Yani bir insan için en önemli mesele, yaratıcısını çok iyi tanıma ve O'nu hayatının merkezine alıp her şeyi O'nun etrafında örgülemesidir İnsan Rabbini nasıl tanıyabilir; bu konu üzerinde durulmalıdır hem ısrarla ve dikkatle durulmalıdır Anlayarak okunulursa zamanın ciddi bir alimi olunabilecek o müthiş külliyatın müellifi zamanının harikası insanın dediği gibi bize Rabbimizi tarif eden üç büyük külli muarrif var: Kur'an, kainat kitabı ve Efendimiz (sallALLAHu aleyhi ve sellem) Bu küçük müsveddede daha çok kainat kitabı ve insanın bizzat kendisindeki delillere bakılacaktır

İnsanın kendi bedeni bütün eczasıyla Cenab-ı ALLAH'ı anlatmaktadır Kişi başındaki saçtan ayağındaki tırnağa kadar kendisini düşünerek incelese hep hayretler yaşayacaktır Evvela ifade etmeliyiz ki, insan mükerrem bir varlıktır Gerçekten, bir büyüğün de ifade ettiği gibi, ALLAH'tan başka birisine secdeye izin verilse idi insanın mükemmel heykeline secde edilebilirdi Saçın insanın heykelindeki yerinin ehemmiyeti saçkırana mübtela olmuş birisi görülünce daha iyi anlaşılmış olur Kaşın, kirpiğin, gözün, kulağın, burnun, dudakların, dilin, kolların, ellerin, bacakların, ayakların ve parmakların ne kadar gerekli olduğu ve ne kadar büyük bir misyon ifade ettiği ve bunlardan birinin yokluğuyla neler kaybettiğimiz bunlara sahip olmayanlarla konuşularak daha iyi öğrenilebilir Nitekim meselenin farkına varanlardan bazıları "sadece elimizdeki baş parmak olmasaydı bugün ilim olmazdı" diyorlar Bu saydıklarımız yalnız zahiren sahip olduğumuz uzuvlar Onun ötesinde içimizde öyle bir alem dönüyor ki, düşünüldüğü zaman insana ayrı bir heyecan veriyor: Seksen bin kilometre damar ağı, kalb, akciğer, karaciğer böbrekler Pankreasın önemini siz şeker hastalarına sorun Mide, bağırsaklar ve daha sayamadığımız birçok uzuv Rahman olan Yüce Yaratıcının kudretine ve rahmetine muazzam birer delil olarak karşımızda duruyor Durum böyleyken bazı safdillerin çıkıp da baş döndüren bir nizam ve ahenk içinde cereyan eden bütün bu hadiseleri o organlara yüklemek istemeleri en hafif ifadesiyle insafsızlık değil de nedir?! İşte her bir insan kendi vücudundaki uzuvları, onların çalışma sistemini ve bütün bunların insan irade ve kontrolü dışında cereyan eden ne kadar büyük nimetler olduğunu düşünse Yaratıcısını tanıma adına çok ciddi bir mesafe katetmiş olacaktır

Yeryüzü de bütün müştemilatıyla Yaratıcısını haykırmakta değil midır? İnsan kendi bedeninden başını çevirip bir etrafına baksa, üzerine bastığı topraktan, toprakta bitirilen yeşilliklere ve onun üzerine serpiştirilmiş çeşit çeşit hayvânata baksa, gördüklerinin yine muktedir bir El tarafından gözler önüne serildiğini idrak edecektir Yemyeşil ve gür ağaçlarının değişik şiveleriyle ormanların uğultuları, kuşların kuşcukların şakımaları, çiçeklerin o büyüleyen cazip renkleriyle insana göz kırpmaları, kelebeklerin rengarenk desenleriyle havada bir tüy gibi sağa sola uçuşmaları, gök gürültüsünün o gür sesi ile insanı selamlaması, yağmurun şırıl şırıl yere bir sistem içinde bırakılması, rüzgarın adeta bir annenin şefkatli eli gibi yüzümüzü, gözümüzü okşaması bize hep Rahman, Rahîm ve Vedûd olan bir Zat'ı hatırlatmaktadır

Aynı şekilde gökyüzü de gözalıcı güzellikleriyle ALLAH u Azimüşşan'ı anlatıyor İnsan başını yeryüzünden yukarılarılara kaldırırsa kusursuz güzellikte masmavi bir manzarayla karşı karşıya kalır ki, bu eşsiz görüntü karşısında büyülenmemesi mümkün değil Bir de masmavi güzelliğin üzerinde pamuk gibi bembeyaz küme küme bulutları görünce insanın dilinden şu cümleler dökülüverir: Ya Rabbi! Sen Bunları boşuna yaratmadın, Sübhansın! Ya geceleri parlak bir havada milyar belki trilyonlarca yıldızla süslenmiş o müthis manzara karşısında insan eğer insansa sadece gözleri dolar ve ağlar Sadece bu kadar mı, uzay denen o muamma bütün mehabet ve heybetiyle karşımızda durmakta ve araştırmacıların her geçen gün hayretini mucib esrarını korumaktadır Dünya, dünyanın içinde bulunduğu güneş sistemi, güneş sisteminin içinde bulunduğu samanyolu, onun arkadaşları olan diğer galaksiler ve onların içinde bulunduğu muazzam sistemleri düşündüğümüzde ne kadar küçük varlıklar olduğumuzu ve aynı zamanda insanoğlunun emrine amade olarak yaratılmış ne kadar da mehîb ve sırlı bir varlıkla kuşatıldığımızı anlamakta zorlanmayız Bütün bu mülahazalar bizi azamet-i İlahî karşısında ALLAHu Ekber demeye sevkedecektir

Kısaca, her şey atomdan galaksilere kadar tekmil O'nu anlatıyor Fakat biz insanlar bazı ufak tefek şeylere takılıp asıl görmemiz gerekeni göremiyor; bu konuda bir gayret göstermiyor ve büyük bir gafletle bize sermaye olarak verilen bir ömrü heder ediyoruz Kimileri haketmediği şeyleri elde etme peşinde koşuyor, kimileri hasetle oturup kalkıyor; “onun var benim niye yok” kuruntularıyla uykularını kaçırıyor, kimileri bütün bütün kendini bohemliğe salıyor, kimileri Yaratıcı'sından habersiz bir takım kuru bilgi kırıntılarıyla uğraşıyor, kimileri başka bir hülya peşinde koşup duruyor Ve maalesef çoğumuz yaratılışımızın asıl gayesinden çok uzaklarda yaşıyoruz

Her kim bir yaratılış harikası olan insanı ve yeryüzü ve gökyüzüyle şu kainatı tetkik ederek Rabbi'ni tanımaya çalışırsa, işte o kimse, hayatını manalandırmış olur ve hedefi tam onikiden vurur Her kim de O'ndan kopuk ve habersiz yaşarsa, ne kadar bildiğini zannederse zannetsin, ne kadar varlığa sahip olursa olsun, işte o, hem bir cahil hem de bir fakir olarak kalmış, kendisinden bekleneni ortaya koyamamış ve beyhude bir ömür geçirmiş sayılır

A Said Tunçpınar