İLK TELAFFUZ edildiğinde çoğumuza dört işlemden başka birşey ifade etmeyen matematik, aslında kâinatın geçmişten gelip yaşadığımız ânı belirleyen ve geleceği oluşturacak planıdır. Aynen, bir trenin raylarına bağlı olarak ilerlemesi ve belirli istasyonlardan yolcu alıp indirmesi gibi, kâinattaki tüm varlıklar matematiksel bir düzende davranır ve kâinattaki tüm olaylar matematiksel bir düzende gerçekleşir.

Örneklerini vereceğim bu düzen, her düzen gibi bir düzen kurucuyu gerektirdiği için, siz siz olun, bu düzenin nasıl var olduğuna dair kararınızı gecikmeden verin ve yolunuzu erken seçin. Siz bu yazıyı okurken göçmen kuşlar yola çıkmış, gidiyor olacaklar. Pencereden bir bakıverin... Belki de son bir göçmen kuş sürüsü güneye doğru geçiyordur V düzeninde... Onlar havaların soğuyacağını, kışın geleceğini biliyorlar. Hatta biraz da erkenciler gibi. Ama değiller. Havaların tam soğumasını beklerlerse yolda donacaklarını da biliyorlar. Peki niye dün ya da geçen hafta gitmediler veya yarını beklemiyorlar da şimdi gidiyorlar? Çünkü havalar soğumaya başlamadan çok önce havanın soğuyacağını onlara anlatan güneş açısını okumayı öğrenmişler.

Binlerce senedir hayatlarını devam ettirmelerinin her sene düzenli olarak ve zamanında göç etmeye bağlı olduğu bu ince noktayı öğrenmiş olduklarına göre, onların bir öğreticisinin olması gerekir. Siz siz olun; öğretmeni öğrencide sevin, yolunuzu erken seçin. Eylül ayındayız. Çok değil, sadece bir sonraki aya girerken, havalar sıcak da gitse soğuk da gitse yaprakların sararmaya başladığını göreceksiniz. Ağaçların güneşi hangi açıdan aldıklarında yapraklarına giden suyu kestiklerini bilemiyoruz. Bırakın bu açıyı, haydi göçmen kuşların güneşi görecek gözleri var diyelim, ama ağaçların gözleri de yok. Onlar göremediğine göre, bunu onların yerine yapan ve bu açıya göre yaprak döküm matematiğini onlara bildiren birisi var demektir. Bilenlerin olması öğreteni gerektirir. Siz siz olun, öğreteni öğrettiğinde anlayın, yolunuzu erken seçin. Yaz boyunca çok sık göremediğiniz pamuk pamuk bulutlar bugünlerde emredildikleri yerleri sulamak için bir yarışa tutuşmuş gidiyorlar.

Kullarının yaz boyunca kavrulduğunu, susuz toprakların çatladığını, nehirlerin kurumaya yüz tuttuğunu, seneye yiyecek mahsul lâzım olduğunu, bunun için gereken suyu hava yoluyla çabucak göndermek gerektiğini, içme ve kullanma suyunu yağmur, kar ve buz olarak rüzgâra bindirip aynı depoda taşımanın onun matematiksel pratiklikteki gücünü ve sanatını kullarına daha iyi göstereceğini, bu suya bazı kullarının ‘rahmet,’ bazılarının ‘yağmur’ dediğini bilen Birisi var. Siz siz olun, bunları sizin için yapanı yaptığıyla bilin, yolunuzu erken seçin. Petekler balla dolmuş, şekeri ve yağı diğerlerine göre en yüksek oranda taşıyan incir, zeytin, ceviz, fıstık, badem, üzüm gibi meyveler dallara yüklenmiş; sadece kendileri için değil, başkaları da kışa hazırlansın diye bir çaba sarfediyor gibiler. Bu hazırlıklar öyle bir zamanda tamamlanıyor ki, havalar soğumadan, yağmurlar bastırmadan hasadı yapıp matemetiksel bir kesinlikle kışa hazırlanıyoruz.

Kendilerini düşünmek adına sadece yaprak döken, ama kendilerine hiçbir faydası olmayan güzelim lezzetleri bize sunan ağaçların bu çabayı göstermelerini; zehirli bir böceğe binlerce kilometre uçup güneş açısı matematiğiyle kovanını buldurup insana bal hazırlamasını emreden bir çalıştırıcı var. Siz siz olun, arıya, ağaca akıl yüklemeyin. Sizin için çaba gösterenleri çalıştıran rahmeti hissedin, yolunuzu erken seçin. İlkbaharda doğan kuzular koyun olmuş, ağlara da derya kuzuları dolmuş, balıklar yumurtadan çıkıp büyümüş, ekinler başağa, geceler yıldıza doymuş, rahmeti saymaya matematik yetmez olmuş. “Rastgele olamaz, tesadüf olamaz, şans eseri olamaz; beni bir seven var, benim ihtiyacımı bir bilen var” deyin, yolunuzu erken seçin. Her gün kısalan günler, mutluluktan hazana doğru akan mevsim döngüsü, ilkbaharda doğup sonbaharda ölenler, sanki insana kendi ömrünü göstersin diye yaratılmışlar.

Her baharda çiçekle başlayan hayat sonbaharda yaprak dökümüyle son buluyor. Ama kışın kabir soğukluğunda geçen aylarından sonra yeniden yepyeni bir baharın geleceğini bilmek yaşanılan ömrün ardından gelecek ebedî hayatı müjdelercesine her sene tekrarlanıyor ve biz aynen matematikteki gibi; ‘iki kere iki eşittir dört’ der gibi biliyoruz ki, bahar gelecek. Kullarına baharın geleceği zamanı hesaplatacak ilmi vererek, onlara kendileri için hiç bitmeyecek bir baharın, yani cennetin umudunu ikram eden biri var. Gelin O’nun yarattığına şüphe olmayan kâinatı O’nun matematiğiyle bilin, onu O’na kavuşmak umuduyla sevin, yolunuzu erken seçin.




mehmet akyürek