Yaşamı, kendinizi, başkalarını, yaşananları anlayabilmenin yegâne tesellisidir razı olmak! Yaşamı diri ve taze tutan rıza iken, ihmal edilense duadır. Ben, dua üzerine çok düşünülmesi gerektiğini vurgulamak isterim. Zira dua, samimiyetin adıdır, razı olmanın… Ve sadece, çıkmazda iken başvurulması gerekli bir ibadet olarak görülürse, iş asıl o vakit açmaza girer. Oysa hayatta daha neler var, lakin acının külleri savrulunca, unutur bir daha insan, hem yaşadıklarını hem dua etmeyi.

Genelde müteessir olduğumuz zamanlarda duanın ferahlığını, rahatlığını arzularız. O vakit arzuladığımız gerçekleşmeyince, inandıklarımızdan şüphe duymak, rızadan uzaklaşmak hiçte zor değil! Bunun için, öncelikle duaya olan yaklaşımı değiştirmek gerekir. Ancak, insan mutedil zamanlarda da, duanın bu rahatlığı yakalayabilirse, bunu öğrenebilirse, hem geniş ve bolca dua etme imkânını yakalayabilir ve hem de bunun ne kadar önemli olduğunu kavrayabilir.

Zira her zaman istekte bulunmak değildir dua ve razı olmak, duaların kabulü ile ortaya çıkan bir durum olmamalıdır. Biz dua’yı bir muhabbet olarak anlar ve yaşarsak bazı dualarımız neden kabul edilmedi diye, düşünüp üzülmeyiz de. Daha önemlisi, yetişen nesil, ALLAH’a yaklaşımı bizden görüp öğreniyor. Onlara, dua’nın bir muhabbet ve sevgi aracı olduğunu kavratmak gerekir. Ve dost olarak ALLAH’ın yeteceğini bilerek yetişen neslin, dostla iletişimleri daha güçlü ve daha sağlam olabilir. Razı olmak, mümin olmanın hazzına varmaktır. Ve razı olmayı böyle öğrenecekler. Yoksa gitgide hiçbir şeyden memnun ve razı olmayan bir nesil yetişecek!

Biz ALLAH’a, kendisine dua etme ve razı olma imkânı verdiği için hamd edelim! Dualarımızın kabul edilmeyeceğinden korkmayalım! Bizi korkutan, dua etmemizin imkânsız hale gelmesi olsun. Çünkü o vakit, razı olmakta imkânsızlaşır! Zaten bizi dua’ya çağıran iç ses, dua’yı kabul edeceğinin işareti olarak yorumlanabilir. İşte bu nedenle ben, yeni neslin dua’yı, sadece, zor zamanlara mahsus bir ibadet olarak algılamalarını istemiyorum.

Dua, aynı zamanda insanın kendine tuttuğu bir aynadır. Ve bu aynadan yansıyan görüntü net ve parlaksa sizin için ve duanıza dair bir şeyler elde edilebilir. Fakat görüntü net ve parlak değilse, aynı şeyleri söylenemez. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, parlak sözler dua değildir. Duanızın kendi kelimelerinizle olması gerekir. Zaten başkalarının duası sizi anlatamaz! Samimide olamazsınız! Siz, size ait olanı ortaya koyduğunuzda, o yapmacılıktan uzak kalmış olursunuz. Bu, samimiyeti artırır duada! Ama Kuran’ın haber verdiği dualar böyle değildir. Onlar âlemşümul ve her insan ihtiyacını anlatan örneklerdir.

Dua için belirlenmiş bir vakitte yoktur üstelik! İşte sokakta yürüyorsunuz, siz ve ALLAH yalnızsınız. Razı olmak için bir dua fırsatı! Sizi yürüten ve düşüncelerinizi bilen O’dur. Bu bir vakit olamaz mı dua için? Kaldı ki ruhun dua’ya hazır olduğu an, dua vaktidir, kabulü de öyle! Birde razı etmeyen, razı olmayı ummamalıdır.

İnsanı dua’ya muhtaç kılan şey, çoğu defa yalnızlık duygusudur. Yalnızlık, dostun arandığı en yoğun anlardır. İnsan bu yalnızlığı koyu bir biçimde hissettiği an, duası daha çoktur. Zira her şey yabancı ama tanıdık ve dost yalnız yaratıcı. Yalnız zamanlarımda duamın çokluğunu hatırlıyorum.

Dua illa dille de olmalı değil! Zira kelimelere dökülemeyen, döküldüğü zaman aksaklık, eksiklik ve kopukluklar yaşadığımız da olabiliyor. Ve arzuladığınız huzurda yakalanamıyor kelimelerde. Bazen, kelimeler de kifayetsiz kalır anlatmakta sizi. Dile getiremesekte ALLAH, içimizden geçenleri de bilmiyor mu? İşte ferah zamanlarda, Rabbi anmanın, önemli bir noktası daha. Çünkü dar zamanlarda böyle değildir dua! Birbirine girmiştir kelimeler ve o telaş bizi yorgun, çoğu defe da çaresiz ve ümitsiz düşürmüştür.

Dua bazen cesaret ister. İstediklerini yapabilme cesareti! Olmasını arzu ettiğiniz her ne ise verildiğinde, onu yaşamak hususunda cesaretlisiniz demektir. Arzuladığımızı yaşamak için, dua etmek cesaret işidir. Dua bu bağlamda, içimizdeki boşluktan aşağıya bakabilme, yani yüreğimize bakabilme cesaretidir. Ne istedik ve verildiğinde nasıl yaşayacağız! Muhakkak ki başımız dönecektir. Sendeleyecektir, ayaklarımız! İşte dua, ayaklarımızın sağlamlaşması için gösterilen çabadır. Bu aynı zamanda razı olmanın, razı etmeye gayret etmeninde işaretidir.

Eğer duamızın kabul edileceğine dair, bir güven yoksa ve bu içimizde bir ümitsizliğin oluşmasına sebep oluyorsa, ya duamıza, ya dua’yı kabul eden merci’ye güvenmiyoruz. Neden, hep bir endişe yaşanır, duanın kabulü yönünde. Kimedir güvensizliğimiz, dosta mı, yoksa duamıza mı?

Dua varsa dostlukta var, dua varsa kıymetlenen bir şeyler var. İşte dostluğun kıymetlenebilmesi için dua’ya ihtiyaç var. Duadan, dostluktan kıymetli ne var? Bir ömür var, hayat diye tükenen. O hayatta bir yürek ve o yürekte ALLAH’a ısmarladığımız dualarımız var, olmalıda. Çok şeyimiz var, çünkü dualarımız var. Dualarımız varsa, çok şeyimiz var!

Zira dost nezdinde kıymetlenmek ve razı olmak dua’dan geçer. Öyle ise duanızla kıymetlenin! Razı olmanın, en güzel adresi dua ve ne yapmak gerekir, sorusunun cevabı dua’da. Ki hayatta, en zor şeylerden biridir karşılık bulamamak! Hele bu sevginin karşılıksız kalması ise, bu kıymet görmediğinizin ifadesidir. Ama ALLAH’ı gereği gibi sevdiğinizde, hissettirir ki, O’da sizi seviyor. Sevmek razı olmanın adıdır.

Razı olmak, her halükarda ALLAH’ı hatırlamak,

Razı olmak, ferah zamanlarda da ALLAH’ı hatırlamak,

Razı olmak, Rabbi anmanın tadına varmaktır!

Razı olmak, sevginin, dua’nın, hayatın, kaybetmenin, kazanmanın, ümidin, çaresizliğin anlaşıldığı ve bunların muhasebesinin iyi yapıldığı zamanlardır. En önemlisi, Rabbin daha iyi anlaşıldığı, biricik haldir. Şimdi, engin zamanlarımızda Rabbimizi anmanın ve razı olmanın vaktidir. Ki; O’da bizim dapdaracık zamanlarımızda yanımızda olsun ve bizden razı olsun!

“Çağır beni karanlık kuyulardan, cesaret ver azıcık, az birazda ümit, tut beni, çek al düştüğüm yerden, yeniden ve yenilenerek yürümeme yardım et. Bana o upuzun, ziyade, bereketli, huzur dolu dualarımı gönder. Ben şimdi duayı çağırıyorum, onunla seni anabilmek, razı edebilmek ve razı olmak için. Bana razı olacağın dualarımı gönder ve yağmurunda yürüt beni!”

Halise Ekemen