Önemini yeterince anlamadığımız bir şey var: Allah'ın hükmüyle muhatap olmak yani mükellef olmak için akıllı ve ergenlik çağına girmiş olmak yeterli.

Baliğ [ergen] olmak da normal şartlarda biyolojik alametlerle ortaya çıkmakla birlikte bu alametlerin görülmediği durumlarda -Ebu Hanife dışındaki müctehidlerin tamamına göre- kız ve erkek çocuk ayrımı yapılmaksızın kamerî olarak 15 yaşını doldurmakla gerçekleşiyor. [Ebu Hanife'ye göre kız çocuğunun 17, erkek çocuğunun 18 yaşını doldurmasıyla buluğ başlıyor.]

Yani bir çocuk, -eğer aklî bir problem söz konusu değilse- 15 yaşını doldurduğu anda -kendisinde biyolojik ergenlik alametleri görülmemiş olsa bile- bâliğ oluyor, o çocuk Allah'ın muhatabı oluyor.

Allah'ın muhatabı olmak demek, "Ey iman edenler" hitabı başta olmak üzere dinin bütün hükümleriyle yükümlü olmak demektir. İman, ibadetler, cezaî hükümler vb.

Yani 15 yaşını doldurmuş bir kimse iman etmemiş ise sırf adının müslüman olmasına bağlı olarak müslüman sayılmaz, ancak ve ancak kelime-i şehadeti manasını bilerek ve inananarak söylemesi halinde müslüman olur. Fıkhî hükümlerin uygulandığı bir ortam söz konusu ise fukahanın belirttiğine göre had veya kısası gerektiren bir suç işlese buna göre cezalandırılır.

Günümüzde âileler 15 yaşını [hem de güneş takvimine göre] doldurmuş kimseye hâlâ "çocuk" muamelesi yapıyor. Bu kişinin Allah nazarında "sorumlu / mükellef" olduğunu unutuyor. Genellikle aileler "ileride şuurlanınca yapar, daha o çocuk" mantığıyla meseleye yaklaştıkları için din nazarında yetişkin hale gelmiş bu "çocuğa" şuur aşılamıyorlar. Hz. Peygamber'in "yedi yaşına geldiklerinde çocuklarınıza namazı emredin" hadisine yeterince kulak asmıyoruz.

Yedi yaşına gelip okula başlayan çocuğa okula gitmesi, derslerini yapması konusunda gerektiğinde zorlamada bulunuyoruz. Onu "okumazsa okumasın, okula gitmezse gitmesin" diye kendi haline bırakmıyor, takipçi oluyoruz, başında duruyoruz, ödevini zorla yaptırıyoruz. Ama aynı takibi din konusunda göstermiyoruz.

Peki sonuç ne oluyor?

Bizim "çocuk" dediğimiz, ibadetleri yapması için teşviğe ve gerektiğinde tatlı-sert uyarmaya kıyamadığımız yavrularımız saatlerini internet başında geçiriyor. Cep telefonu vasıtasıyla bizim bilmediğimiz şeyleri biliyor, buluyorlar. Futbol takımlarının onbirlerini sayarken Allah Resûlü'nün çocuklarının isimlerini bilmiyor, bilmeye gerek duymuyorlar. Şarkıcılara, mankenlere hayranlık duyarken ashab-ı kiramı tanımıyor, İslam büyüklerinden bîhaber yaşıyorlar. Dince hiçbir değeri olmayan pek çok şeyden ve şahıstan haberdar oluyorlar ama Rablerini, dinlerini, ibadetlerini bilmiyorlar. Biz ise "ileride yaparlar" mantığıyla kendi iç dünyamızda tatmin buluyoruz. Ağacı yaşken eğme, demiri tavında dövme fırsatını kaçırıyoruz. Sonra da yeni neslin saygısızlığından, dinî değerlere yabancı olmasından şikâyetçi oluyoruz.

Ya sorumluluklarımızı idrak edip yeni nesillerimizi İslam'a uygun bir şekilde yetiştiririz ya da bizim yetiştiremediğimiz nesilleri başkaları başka ideolojilere, sahte düşüncelere, şehevî duygulara adapte ederler.

Rabbimiz sorumluluğumuzu idrak etmeyi cümlemize nasip eylesin.

(Soner Duman /18.Rebiülevvel.1439/Çarşamba)


https://m.facebook.com/groups/444721...13805202157556