İŞTE SİZE BİR HAZİNE
Bu yazıda size bir hazine sunacağım. Abartı yok! Ama bu yazıyı uzun sayıp beş dakikasını ayıramayacak olanlar bu hazineden mahrum kalacak!
Hazine dediysem gelip geçici altın, elmas, yakut gibi taş parçaları değil. Bitmek tükenmek bilmeyen bir hazine sunacağım. Hazine tabi ki bana ait değil. Sonsuz zenginlik sahibi âlemlerin Rabbine ait.
Bu sabah şu âyetlerin tefsirini okudum. Orada bulduğum hazineleri sizinle de paylaşmak isterim. Sakın bu hazineden hissenize düşeni almamazlık etmeyin!
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır. Gafûr ve rahîm olan Allah'ın ikramı olarak.” (Fussilet, 30-32)
İnsanoğlunun ruh dünyasını sıkan, bunaltan, onu huzursuz eden iki husus vardır: Birisi geleceğe yönelik kaygı ve endişeleri, diğeri ise geçmişe dair üzüntü ve elemleridir. Bunlar içinden geçmiş zaten geçip gittiğinden ve gelecek henüz daha gelmediğinden bu ikisi içinden geleceğe dönük kaygıları daha ağır basar.
Âhirete iman etmiş kimseler olarak hepimiz hem bu dünya hayatındaki hem de âhiret hayatındaki geleceğimiz için çok çeşitli kaygılar taşırız. Âhirete yönelik en büyük kaygımız son nefeste îman ile ölüp ölememe kaygısıdır. Bu hayatımızın en büyük muamması ve en büyük korkumuzdur. Zira imansız bir şekilde ölen bir kimse için artık kurtuluş mümkün değildir. Sonsuz bir hayat ve sonsuz bir azap… Şu sonbahar mevsiminde bile azıcık güneşin sıcağına dayanamayan bizler için sonsuz bir azabı düşünmek bile ürkütücü değil mi?
Âhiret kaygılarımız son nefesimizde nasıl öleceğimizden tutun kabirde ne yaşayacağımıza, mahşerde nasıl haşrolacağımıza, sırat köprüsünü geçip geçemeyeceğimize, cehenneme giren günahkâr müminler arasında yer alıp almayacağımıza kadar uzanır.
Bir de dünya kaygılarımız var tabi… Çoğu zaman âhireti bile bize unutturan dünya kaygıları. Her insan geleceği düşündüğünde kendisi, ailesi ve sevdikleri adına bir takım kaygılar taşır. Dermansız bir hastalığa yakalanma, deprem, sel gibi bir felakete maruz kalma, yangın, kaza gibi tehlikeler atlatma, akıl-beden ve ruh sağlığını yitirme, iflas etme, işini kaybetme, fakir düşme gibi kaygıları hangimiz taşımıyoruz ki? Üstelik bu kaygıları kendimiz adına değil çoluk-çocuğumuz, eşimiz-dostumuz, ahbab ve yârenimiz hakkında da taşıyoruz. Çerçeveyi daha geniş tuttuğumuzda ülkemiz, milletimiz, ümmetimiz ve tüm insanlık adına kaygılandığımız şeyler de var. Dış güçlerin oyunları, bizi bölme planları, ümmete yönelik toptan saldırı ve soykırım hesapları…
Bir de geçmişe yönelik hüzünlerimiz, pişmanlıklarımız, “keşke”lerimiz var. Geçmişi geri döndüremeyeceğimizi bilmenin yüklediği katmerli bir pişmanlık. Hepimizin geçmişe döndüğümüzde orada kendisini hüzünlendirecek yeterli sayıda hatırası vardır. Kimisi ölen bir yakınını hatırlar ona üzülür. Kimisi geçmişte işlediği günahları, yaptığı kötülükleri düşünür ona üzülür. Kimisi geçmişi iyi değerlendiremediği, boşa vakit harcadığı, elinden geleni yapmadığına üzülür. “Ah bir geçmişi geri getirebilsem, asla şöyle yapmazdım, mutlaka şöyle yapardım” diye kendinizi yiyip bitirdiğiniz düşünceleriniz, anılarınız, pişmanlıklarınız yok mu?
İşte şu yukarıdaki âyetler var ya… Bizim hem geleceğe yönelik korkularımız, hem de geçmişe yönelik hüzünlerimiz için öyle etkili, kesin, değerli, mübarek bir ilaç sunuyor ki… Bu ilacı aldıktan sonra ne geleceğe yönelik korku ne geçmişe yönelik hüzünler kalıyor. Sanki karanlık bir mekânda bir düğmeye dokunularak her şeyin aydınlanması gibi hayat aydınlanıyor, güzelleşiyor, berraklaşıyor. Korkular yerini emniyete, hüzünler yerini sevince bırakıyor.
Tabi ki bunun bir bedeli var!
Âyet diyor ki: “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da istikamet üzere dosdoğru olanlar var ya”
İşte derdimize deva olacak iki ifade: “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da “istikamet üzere dosdoğru olmak”.
“Rabbimiz Allah’tır” sözü kuru bir söz değil ha! Şirkin her çeşidini hayatından kaldırmanı gerektiriyor. “Rabbim Allah’tır” dedikten sonra hayata dair bütün değer ölçülerini, bakış açılarını, yaşam standartlarını O’ndan alacaksın! Hem Rabbim Allah’tır deyip hem de başkalarını rab edinircesine bir hayat sürmeyeceksin.
“İstikamet üzere dosdoğru olmak” demek hem “Rabbimiz Allah’tır” sözü konusunda istikameti korumak, şirkten uzak durmak hem de Rabbimiz olan Allah’ın çizdiği yol, belirlediği sınır üzere yürümek demektir.
“Rabbimiz Allah’tır” sözünü söylemek kolay da “istikamet üzere bir hayat sürmek” kolay mı? Niceleri söze gelince “Rabbimiz Allah’tır” der ama farkında olarak ya da olmayarak başka Rabler edinir. Niceleri namazın her rekâtında “sırat-ı müstakim üzere” olmak için dua eder de namaz bitince sağa-sola yalpalar.
İşte müjde “Rabbimiz Allah’tır” dedikten sonra yaşantısına bunu yansıtarak istikametini koruyanlara geliyor.
Melekler onların üzerine iniyor. Tefsirlerde bunun ölüm esnasında olacağı belirtiliyor. Hani en çok korktuğumuz, “acaba son nefeste mümin olarak can verebilecek miyim?” dediğimiz an var ya, işte o zaman. Tam o esnada melekler gelip diyor ki: “Artık geleceğinize bakarak korkmayın, endişelenmeyin, kaygı duymayın. Geçmişinizi düşünerek hüzünlenmeyin, kederlenmeyin. Size vaad olunan cennet artık size çok yakın, sevinin! Biz nasıl ki dünya hayatında sizin hep yanınızdaysak artık bundan sonra da sizi hiç yalnız bırakmayacağız, hep yanınızda dostunuz olacağız. Bundan sonra da siz öyle bir cennete gireceksiniz ki orada her istediğiniz olacak. Rabbiniz size nice ikramlarda bulunacak. Siz ki evinize gelen bir misafire gücünüz yettiğince iyi davranıp ikramda bulunuyorsunuz, hazineleri sonsuz olan âlemlerin Rabbi size sonsuz olan cennette ikramda bulunmaz mı hiç? Öyleyse artık sevinin!”
Eğer bugünden sonra geleceğe dair kaygılarınızı azaltmak, geçmişe dair hüzünlerinizi dindirmek istiyorsanız “Rabbim Allah’tır” sözünün ne anlama geldiğini bir daha düşünün. Bu sözün size yüklediği sorumluluğa layık “istikamet üzere” bir hayat yaşayıp yaşamadığınıza bakın. Dilinizle “Rabbim Allah’tır” dediğiniz halde istikametinizi de O’nun tayin edip etmediğine iyi bakın!
Âyet bizlere “istikamet üzere” bir hayat yaşadığımızda bu dünyada da meleklerin dostluğunu hissedeceğimizi, yalnızlık, terk edilmiş duygusundan kurtulacağımızı ifade ediyor.
Ne diyelim?
Allah Teâlâ bize cân ü gönülden “Rabbimiz Allah’tır” deyip bu söze sahip çıkarak “istikamet üzere” bir hayat yaşamayı, böylece hem geleceğin korkuları hem geçmişin hüzünlerinden kurtularak sonsuz saadet diyarında mübârek resulü ile birlikte cemâline nazar edip müştak olmayı nasip eylesin.
(Soner Duman/6.Rebîülevvel.1441/03.Kasım.2019/Pazar)