BİR KUR’AN KISSASININ USUL YÖNÜNDEN TAHLİLİ

Allah Resûlü’nün (s.a.v.) dine ilişkin bir hükmü vahiy dışında kendi içtihadıyla belirleyip belirlemediği meselesi usul kitaplarında tartışılan meselelerdendir. Bu konudaki genel kanaat Hz. Peygamber’in ictihad etmesinin aklen caiz, naklen de vâki olduğu yönündedir. Buna karşılık peygamberlerin ictihad etmesini caiz görmeyen kimseler de bulunmaktadır.

Peygamberlerin içtihadını caiz görenlerin genellikle Kur’an’dan delil olarak gösterdikleri hususlar arasında Hz. Davud (a.s.) ve Hz. Süleyman’ın (a.s.) bir tarlaya dalan koyun sürüsü hakkında verdikleri hüküm zikredilir.

(Örnek olarak bkz. Cessas, el-Fusûl, III, 240; IV, 307; Debûsî, Takvîmü’l-edille, s. 251; Ebu’l-Hüseyin el-Basrî, el-Mu’temed, II, 380, 384; Serahsî, Usul, II, 93; Gazalî, el-Mustasfâ, s. 359.)

Peygamberlerin ictihad edip etmedikleri meselesine dair usul kitaplarında hemen hemen hiç temas edilmeyen bir kıssa daha bulunmaktadır. Bilindiği üzere İsrailoğulları Firavun’un zulmünden kurtulduktan sonra Nil nehrinin karşısına geçmişler ve orada kalmaya başlamışlardı. Bu esnada Hz.Musa, Yüce Allah’tan Tevrat’ı almak üzere Tûr dağına gittiğinde geride kardeşi Hz. Harun’u vekil olarak bırakmıştı. Hz. Musa’nın kavmini terk etmesinin ardından Sâmirî adındaki şahıs, İsrailoğulları’nın kıbtîlerden almış oldukları zinet eşyalarını ateşte eriterek bir buzağı yapmış ve bunun Musa’nın ve İsrailoğullarının gerçek ilahı olduğunu iddia etmişti. Hz. Harun ve bir grup insan buna şiddetle karşı çıkmışlarsa da kavmin çoğunluğu buzağıya tapmaktan vazgeçmemişti. Hz. Musa’ya Rabbimiz bu durumu bildirdiğinde kendisi Tur dağından öfke içinde dönmüş, kavmini azarlamış, Sâmirî’yi kovmuş, onun ilah diye yaptığı altın buzağı heykelini ateşte eritip küllerini Nil nehrine savurmuştu. Onun bu esnada Hz. Harun ile arasında geçen konuşma ve ona yönelik fiilî tepkisi son derece ilginçtir. Bu konuyu bizzat Kur’an’dan [mealinden] görelim.

***
Hakikaten Harun, onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! demişti, siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli olan Allah'tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz.” Onlar: “Biz, dediler, Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!”

(Musa, döndüğünde) şöyle dedi: “Ey Harun! bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit seni engelleyen ne oldu? Neden benim yolumu takip etmedin? Emrime âsi mi oldun?”

(Harun “Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: "İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!" demenden korktum.”

(Tâhâ, 90-94)
***
Usul kitaplarının bu konuda vermediği bilgiyi tefsir kitaplarında görebiliyoruz.

İmam Mâturîdî, Hz. Harun’un Hz. Musa’ya hitaben söylediği “İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın! demenden korktum.” sözünü içtihada dayalı olarak söylediğini, şayet vahye veya emre dayalı olarak bunu söylemiş olsaydı “beni düşmanlara karşı rezil etme” demeyeceğini belirtir.

(Maturidî, Tevîlatü ehli’s-sünne, V, 45)

Nesefî ise Hz. Harun’un bu ifadesinin içtihadın caiz olduğuna delil olacağını belirtir. (Nesefî, Medârikü’t-tenzîl, II, 380)

Modern dönemde de kimi müfessirler Hz. Hârun’un bu ifadesinin ictihadla bağlantısını kurmuşlardır.

(Bkz. Zuhaylî, et-Tefsîru’l-münîr, XVI, 275; Cezâirî, Eysetü’t-tefâsîr, III, 373; Said Havvâ, el-Esâs fi’t-tefsîr, VII, 3383 )

Modern dönemde bu âyeti tefsir edenlerden Tâhir bin Âşûr ve Said Havvâ, meseleyi “ictihadda hata” bağlamında ele alarak Hz. Harun’un tavrının hatalı olduğunu belirtmişlerdir. Konuya dair İbn Âşûr’un açıklamaları bir hayli ilginçtir. O şöyle der:

“Hz. Musa’nın Hz. Harun’un başındaki saçları ve sakalını acı verecek şekilde çekiştirmesi Hz. Harun’un buzağıya tapanlara karşı şiddetli davranmayı terk edip onları sadece sözle yola getirmeye çalışmasından dolayıdır. Bu durum kendisinin “İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın! demenden korktum.” İfadesinde mazur olmadığını göstermektedir. Çünkü onun dayanağının zayıf olması, kendisinin tedip edilmesini haklı hale getirmiş, onun dayanağı bir özür olarak kabul edilmemiştir. İsrailoğullarına gönderilen resul Hz. Musa idi. Hz. Harun bu açıdan yalnızca Hz. Musa’nın kavminden biri idi. Hz. Harun, sadece Firavun’a karşı Hz. Musa ile birlikte resul olarak gönderilmişti. Bu sebeple Hz. Harun’un Hz. Musa’dan başkasına özür beyan etmesi ve kendisini cezalandırmamasını istemesi söz konusu olamaz.

Bu olay, delilin açık olduğu durumda ictihadda hata eden kimsenin bu hatalı içtihada dayalı olarak hüküm vermekte mazur olmadığını göstermektedir. Bu, fakihlerin “uzak yorum” adını verdikleri şeydir. Hz. Musa’nın, Hz. Harun’un kusur işlediğinden kesin emin olmaksızın onu cezalandırdığı düşünülemez. [Demek ki cezayı hak etmişti.]

(Tâhir İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, IX, 116)

Said Havva da bu olayı şöyle yorumlamaktadır:

“Hz. Musa’nın Hz. Harun’a tepki göstermesi de gösteriyor ki ümmetin birliğini bozacak bile olsa küfrün kökünü kazımak ıslahın kendisidir. Küfürle birlikte ümmetin birliğini muhafaza etmek ıslah değildir. (Said Havva, el-Esas fi’t-tefsir, VII, 3383)

DEĞERLENDİRME

Bütün bunlardan hareketle olaya usul penceresinden bakıldığında bu mesele ile ilgili olarak şunlar söylenebilir:

1. Peygamberler her işlerini vahiyle yapmazlar, onlar da ictihad ederler.

2. Peygamberlerin içtihadında da isabet ve yanılma söz konusu olabilir. Peygamberler yanıldığında onların bu yanılması mutlaka vahiyle düzeltilir. Hz. Harun’un düşüncesine karşı Hz. Musa’nın söz ve fiille karşı çıkışı onun yaptığının yanlış olduğunu vurgulamaktadır. Diğer taraftan Hz. Musa’nın Hz. Harun’a yönelik bu tavrı ile ilgili olarak Allah’ın herhangi bir uyarıda bulunmaması, onun tepkisinde haklı olduğunu göstermektedir.

3. Maslahat, ancak açık nassın bulunmadığı yahut naslarla çatışmanın olmadığı durumda esas alınır, açık nas ile çatıştığında esas alınmaz, nass esas alınır. Burada Hz. Musa, Tur dağına giderken kardeşi Hz. Harun’a “bana halef ol, ıslah yolunu tut, ifsad etme” diyerek açık ifadede bulunmuş, Hz. Harun ise kavminin arasına ayrılık sokmama maslahatından hareketle buzağıya tapınanlara karşı fiilî bir tepki yahut onları terk etme gibi bir yola başvurmayıp sadece sözlü uyarı ile yetinmiştir. Hz. Musa ise bunu kendi emrine isyan olarak görmüş ve tepki göstermiştir.

4. Bir kötülüğü fiilen önleme durumunda bulunanların yalnızca sözlü uyarı ile yetinmeleri doğru olmaz.

5. Allah’ın hükümleri çiğnendiğinde öfkelenmek (el-buğzu fillah) imandandır. Vallahu a’lem.

(Soner Duman /18.Cemaziyelevvel.1439/04.02.2018/Pazar)


https://www.facebook.com/groups/mekt...8642909673785/