Alimlerle İlgili Ayet ve Hadisler

Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve hakim olan O'ndan başka ilah yoktur.

(ÂLİ IMRÂN suresi 18. ayet)



Dikkat edildiğinde görülecektir ki, bu ayette Allah Teala (c.c) önce zat-ı uluhiyetinden başlayarak birliğine şehadet etmekte, ikinci olarak melekleri, üçüncü olarak da alimleri bu gerçeğe şahid göstermektedir. Bu ise, ilmin ve alimin yüceliğini gösteren çok büyük bir delildir. Bu şeref alimlerin faziletini anlatmak hususunda yeterli ise de, biz delil getirmeye devam edeceğiz.



Ey iman edenler, size meclislerde «Yer açın» dendiği zaman, siz de yer açın; Allah da size genişlik versin. Size: «Kalkın» denildiği zaman da kalkın. Allah, sizden iman etmekte olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah, yapmakta olduklarınızı haber alandır.

(MÜCÂDELE suresi 11. ayet)



Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: «Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Hiç şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünmektedir.»

(ZÜMER suresi 9. ayet)





İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise, Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar' Hiç şüphe yok Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.

(FATIR suresi 28. ayet)



O küfre sapanlar şöyle derler: «Sen gönderilmiş (Allah'ın bir elçisi) değilsin.» De ki: «Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter ve yanlarında kitabın ilmi bulunanlar da (bu gerçeği bilir) .»

(RA'D suresi 43. ayet)



Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri, dedi ki: «Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.» Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: «Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti) . Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim de nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (kimseye ve hiç bir şeye karşı ihtiyacı olmayan) dır, Kerim olandır.

(NEML suresi 40. ayet)



Kitab’dan bir ilme mazhar olan zat, ilmin nelere kadir olduğunu göstermek için Hz. Süleyman’a böyle hitap etmiştir.



Kendilerine ilim verilenler ise: «Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerden bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz» dediler.

(KASAS suresi 80. ayet)



Allah Teala bu ayette ahiretin kıymetinin ancak ilimle bilineceğini anlatmaktadır.



İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.

(ANKEBÛT suresi 43. ayet)





«Tamam-kabul» derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

(NİSA suresi 81. ayet)





Allah Teala (c.c) bu ayette olayların yorumunu alimlerin istihrac ve istinbatına bırakmakta ve böylece onların mertebelerinin ne denli büyük olduğunu ve bu mertebenin peygamberler mertebesine nasıl ilhak olunduğunu bildirmektedir.





Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.

(A'RAF suresi 27. ayet)





Bazı alimler bu ayette geçen avret yerini örten elbise ile ilmin, ziynet ile yakın mertebesinin, takva elbisesi ile hayat mertebesinin kastedildiğini söylemişlerdir.



Andolsun, biz onlara ilme dayalı açıklamalar veren bir Kitap verdik ki bu kitap iman edenler için bir hidayet ve rahmettir.

(A'RAF suresi 52. ayet)



Andolsun, (yapıp-etmelerini) onlara bir ilimle mutlaka haber vereceğiz. Ve biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de değildik.

(A'RAF suresi 7. ayet)



Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık olan ayetlerdir. Zulmetmekte olanlardan başkası, bizim ayetlerimizi inkâr etmez.

(ANKEBÛT suresi 49. ayet)



Allah Teala (c.c) bu hakikati insana minnet etmek kabilinden böylece ifade buyurmuştur.






Hadisler

Allah’ın Resulü şöyle buyurmuştur.



Allah (c.c) bir kulu için hayrı murad ettiğinde, onu dinde Allah’tan korkan bir alim yapar. Ona kendisini doğru yola götürecek akıl ve idrak verir.

(Buhari ve Müslim)



Alimler peygamberlerin varisleridir.

Peygamberlik derecesinden daha üstün bir mertebenin bulunmadığı herkesin malümudur. Demek ki bu mertebeye varis olmak, şereflerin en büyüğüdür.

(Iraki)



Yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlükat, alim bir kimsenin affedilmesi için Allah’a (c.c) yalvarırlar.



Yerlerdeki ve göklerdeki tüm mahlükatın kendisi için Allah’tan af dilediği kimsenin mertebesini bir düşünün! Bundan daha büyük bir mertebeye ulaşması mümkün mü insanoğlunun?



Alim kendi işleriyle meşgul olduğu halde, yerlerin ve göklerin sakinleri de onun affı için istiğfar etmekle meşgul olmaktadırlar. Bir insan için bundan daha büyük bir şeref düşünülebilir mi?



Hikmet (ilim), şerefli bir insanın şerefine öyle büyük bir insanın şerefine öyle büyük bir paye ilave eder ki köleleri, sultanların seviyesine çıkarıncaya değin yükseltir.

Ebu Nuaym,



Hz.Peygamber’in (sav) ‘köleleri sultanların seviyesine çıkarır’ buyurmakla ilme nasıl bir paye verdiğini görüyorsunuz! İlmin bu dünyada vereceği neticeler bile bu kadar değerlidir. Dünyada kazandırdıkları ahiret hayatına nisbetle bir hiçtir. Çünkü ahiret hem dünyadan sayısız derecelerle daha üstündür, hem de ebedidir.



İki iyi haslet vardır ki, bu hasletler hiçbir münafıkta bulunmaz. Birincisi güzel ahlak, ikincisi dinde derin bilgi (fıkıh) sahibi olmak.

(Tirmizi)



Günümüzün bazı fakihlerinin münafıklığı, sizleri bu hadis hakkında şüpheye düşürmemelidir; zira Hz.Peygamber, günümüzdeki anlamıyla fıkıhtan söz ediyor değildir. Onun fıkıh ile kastettiği anlam, günümüzdeki anlamından çok uzaktır. Fıkh’ın en küçük derecesi, ahretin dünyadan daha hayırlı olduğunu bilip, bu gerçeğe göre hareket etmektir. Fakih olan kimsede bu türden bir vasıf olduğu takdirde; bilgileri doğru olur, üzerinden her türlü riya hali kalkar ve nifak tehlikesinden kurtulur.



İnsanların en faziletlisi o mü’min alimdir ki, kendisine ihtiyaç olduğunda yardım eder. Halk kendisinden kaçtığında ilmiyle yetinerek vakarlı davranır.

(Ebu Derda)



İman çıplaktır; onun örtüsü takva, süsü haya ve meyvesi ilim’dir.

(Ebu Derda’dan zayıf isnadla)



İnsanlar arasında nübüvet makamına en yakın kimseler, ilim ve cihad ehli kimselerdir. İlim ehli olanlar, halkı peygamberlerin getirdiği ilahi nizama yönelttiler. Cihad ehli olanlar ise, peygamberlerin getirdiği bu ilahi nizamı kılıçlarıyla korumak için cihad ettiler.

(Ebu Nuaym)



Bir kabilenin ölümü, bir alimin ölümünden ehvendir.

(Ebu Derda)



İnsanlar, altın ve gümüş gibi farklı değerler taşıyan madenlere benzerler. Dinde derin ilim (fıkıh) sahibi olmak şartıyla; cahiliye döneminde hayırlı olanları, islam’a girdikten sonra da (insanların) hayırlılarıdır.

(Buhari ve Müslim, “Ebu Hureyre’den”)



Kıyamet günü alimlerin mürekkebi, şehidlerin kanıyla tartılır.

(İbn Abdilberr,”Ebu Hureyre’den zayıf senedle)



Ümmetime ulaştırmak üzere kırk hadis ezberleyen kimseye kıyamet gününde hem şefaatçı, hem de şahid olurum.

(ibn Abdilberr, İlim, “İbn Ömer’den zayıf bir senedle”)



Allah Teala, (c.c) dininde bilgi sahibi olan kimseyi korur ve ummadığı yerden ona rızık verir.

(Hatib el-Bağdadi)



Allah Teala, (c.c) Hz.İbrahim’e şöyle vahyetti: Ey İbrahim! Ben alimim ve alim olan her kulumu severim.

(İbn Abdiberr,”Ta’lik yoluyla)



Alim kimse, Allah Telala’nın (c.c) yeryüzündeki emin kuludur.

(İbn Abdilberr,”Muaz b.Cebel’den zafıf bir senedle)



Ümmetimden iki sınıf ıslah olursa herkes ıslah olur, onlar fesada düşerlerse onlarla birlikte fesada düşer. Bunlar yöneticiler ile alimlerdir.

(İbn Abdilberr ve Ebu Nuaym, “ibn Abbas’dan zayıf bir senedle)



Beni Allah’ın rahmetine yaklaştıracak bir ilim (ve amel) sahibi olmamı temin etmeyen bir günün üzerime doğmasında benim için bir hayır yoktur.

(Taberani)



Alimin abide üstünlüğü, benim, ashabımın en düşük derecelisine olan üstünlüğüm gibidir.

(Tirmizi)



Bakınız ki, Hz. Peygamber efendimiz (sav) ilim mertebesini, nasıl da nübüvvet mertebesine eşit tutmakla ve ilimsiz amelin derecesi ne kadar düşük olmaktadır.



Şayet Abid, eda ettiği ibadetin ilminden mahrumsa, onun ibadetinin hiçbir anlamı olmadığı gibi, böyle bir amelin kişiye hiçbir yararı da dokunmaz.



Alimi’in abide üstünlüğü, ondördünde bulunan ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.

(Ebu Davud)



Kıyamet günü üç sınıf insan şefaat edebilecektir: Peygamberler, alimler, şehidler.

(İbn Mace)



Nübüvvet makamının hemen ardından gelen ve şehidlik mertebesinden üstün olan ilmin mertebesi ne büyük bir nimettir.



Allah Teala’ya (c.c) din hususunda ilim sahibi olmaktan daha üstün bir şeyle ibadet olunmuş değildir. Şeytan için bir tek fakih’(i aldatmak) bin abid’(i aldatmak)’tan daha zordur. Her şeyin bir temeli vardır. Bu dinin temeli ise ilimdir.

(Taberani)



Dinimizin en hayırlı tarafı en kolay tarafıdır. İbadetlerin en hayırlısı ise ilimdir.

(İbn Abdilberr”Enes’ten zafıf bir senedle”)



Alim olan mümin abid olan müminden yetmiş derece daha faziletlidir.

(İbn Adiy”Ebu Hureyre’den zafıt bir senedle”)





Ey ashabım! Sizler fakihleri çok, kurası (kur’an hafızları) hatipler az, (ilim) isteyenleri seyrek, fakat (ilim) verenleri çok olan bir zamanda bulunuyorsunuz. Bu zamanda Salih amil işlemek, ilim yapmaktan daha hayırlıdır. Fakat insanların üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, fakihleri az, hatipleri çok, (ilim) verenleri seyrek, (ilim) isteyenleri ise çok olacaktır. İşte böyle biz zamanda ilim (sahibi olmaya çalışmak) her ibadetten daha hayırlıdır.

(Taberani”Huzam b.Hakim’den zafıf bir isnadla)



Hz. Peygamber Efendimiz (sav)’e amellerin hangisinin daha üstün ve efdal olduğu sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir. ‘Allah’ı (c.c) bilmek’. Ne tür bir bilgiyi kastettiği sorulduğunda, yine ‘Allah’ı (c.c) bilmek’ diye cevap verdi. Ashab ‘biz amelden soruyoruz, siz ise ilimden haber veriyorsunuz’ diye itiraz edince, Hz. Peygamber efendimiz (sav) şöyle cevap verdi: ‘Allah’ı bilerek yapılan amelne kadar az olursa olsun insana fayda verir. Allah’ı bilmeksizin yapılan emaller ise, insana bir fayda sağlamaz’.

(İbn Abdilberr”Enes’den”)



Kıyamet günü Allah Teala (c.c) bütün kullarını diriltip mahşere getirdikten sonra, alimleri de diriltip getirir ve onlara hitaben şöyle buyurur: ‘Ey alimler zümresi! Sizi iyi bildiğim için size ilim sıfatımı emanet ettim. Size ilmimi sizleri azaba uğratmak için vermedim. O halde nimetlere koşun zira hepinizi affettim.

(Taberani”Ebu Musa’dan”)