MEZHEB

Sözlük anlami gitmek, izlemek, gidilen yol demektir. Mecazi olarak kisisel görüs, inanc ve doktrin karsilinda da kullanilir.

Terim olarak bir muctehidin, dinin ayrintilarina iliskin, kendine özgü kural ve yöntemlerle olusturdugu inanc ya da hukuk sistemini dile getirir.

İslam tarihinde, mezheb kelimesi genel olarak itikadi, siyasi ve fikhi görüslerin hepsi icin kullanilmistir.

Buna karsilik siyasi ve itikadi mezhebler daha cok Firka, Nihle, Makale kelimeleriyle ifade edilmistir. Firka (cogulu firak), farkli görüslere sahib insan toplulugu demektir. Nihle (cogulu nihal), görüs, inanis ve kabul edis tarzi demektir. Makale (cogulu makalat), fikir,inanis, görüs ve söz demektir. Cesitli dinleri belirtmek icin Milel (tekili mille) kelimesi kullanilmistir.

Bazi mezheb tarihcileri, İslam mezheblerini Hz. Peygamber´den rivayet edilen hadise göre taksim etmislerdir. Bu hadis´te Yahudilerin yetmis bir, Hiristiyanlarin yetmis iki, firkaya ayrildigi, İslam ummetinin ise yetmis üc firkaya ayrilacagi, müslümanlardan Cehennem´den kurtulacakin Rasulullah´in ve ashabinin yolunu takib eden firka (baska bir rivayette de birlik ve beraberlikten ayrilmayan cemaat) oldugu beyan edilmistir (Tirmizi, İman, 18; Ebu Davud, Sunnet, 1; İbn Mace, Fiten 17; ed-Darimi, Siyer, 75. Bu hadisin cesitli rivayetleri icin bk. Abdulkahir el-Bagdadi, el-Fark Beyne´l-Firak, Kahire, t.y. s. 4-10.).

Bazi mezheb tarihcileri bu hadiste söylenen rakam cokluktan kinaye olmayip hakiki sayi olduguna inanarak yazdiklari eserlerde ana mezhebleri tesbit etmis ve bunlari da kendi aralarinda kollara ayirarak mezheblerin sayisini yetmis üce ulastirmislardir. Yetmis üc sayisini doldurmak isteyen bu alimler, ne ana firkalarin, ne de kollarinin sayisinda ittifak edebilmislerdir. Abdulkahir el-Bagdadi (v. 429/1037) “el-Fark beyne´l-Firak” isimli eserini, Ebu´l-Muzaffer el-Esferayini (v. 471/1078) “et-Tabsir fi´d-Din” isimli eserini bu sekilde yazmislardi.

Bazi alimler de hadiste bildirilen rakamin yalnizca coklugu ifade ettigini kabul ederek, eserlerini mezheblerin sayisina önem vermeden yazmislardir. Ebu´l-Hasan el-Es´ari (v. 324/936) “Makalatu´l-İslamiyye”´i, Fahreddin er-Razi (v. 606/1210) “İtikadatu Firaki´l-Muslimin Ve´l-Musrikin”i bu tarzda yazmislardir. İbn Hazm da (v. 456/1064) sahih olmadigini iddia ederek bu hadisi reddetmis ve “el-Faslfi´l-Milel ve Ehvai ve´n-Nihal” isimli eserinde tesbit edebildigi mezhebleri yazmistir.

İslam Tarihinde Mezheblerin cikisini etkileyen baslica sebebler sunlardir:

1.İnsanlarin anlayis ve idrak seviyelerinin farkli olusu, arzu ve isteklerinin uyusmazligi.

2.Metod ve ölcülerin farkli olusu. Mesela; Mutezile akli esas almis ve naklibuna tabi kilmis, Ehl-i Sünnet nakli esas almis ve akli bunu destekleyici mahiyette kullanmis, İslam filozoflari sadece akli esas almislardir.

3.Arab irkciligi. Hz. Peygamber zamaninda ortadan kalkan Hz. Osman´in hilafetinin son yillarinda yeniden acik bir sekilde ortaya cikarak anlasilmazlik üzerinde etkili oldu.

4.Hilafet münakasalari ve bunun neticesinde ortaya cikan fitne ve ic savaslar. Bu savaslarda müslümanlardan ölenlerin ve öldürülenlerin durumu, öldürme (katl), büyük günah isleyenlerin (mürtekib-i kebirenin) durumu meselesi, büyük günah isleyenin kafir olup olmamasi, kader, cebir ve kulun iradesi meselesi, bu ic savaslarda kaderin rolü, gibi meseleler müslümanlar arasinda farkli görüslerin ortaya cikmasina neden olmustur.

5.Karsilasilan eski kültür ve inanclarin etkisi. Fethedilen ülkelerin degisik kültür ve dinlere mensub halkinin bir kismi samimi olarak ve bir kismi da zahiren müslüman olmuslardi. Bunlar eski din ve inanislarinin etkileri altinda cebir, ihtiyar, Allah´in sifatlari hakkinda fikirlerini ortaya koymuslar ve bir kisim müslümanlari da tesirleri altina almislardir. Selef alimlerinin bunlara cevap vermekte yetersiz kalmasi sebebiyle Mutezile mezhebi ortaya cikti. Bu mezhebin salikleri de akaid de akla önem veren bir metod gelistirmislerdi.

6.Eski Yunan, Hind ve İran felsefesinin Arabca´ya tercüme edilmesi. Eski felsefenin pek cok hükümleri İslam akaidi ile uyusmuyordu. Bazi müslümanlar İslam akaidini felsefenin tesiri altinda kalarak mütealaa etmisler ve cesitli görüs ayriliklarina sebeb olmuslardir. Mutezile, felsefe ile mesgul olmus, İslam akaidini aciklama da bazi felsefi metodlari uygulamislardir.

7.Bir takim kissaci ve hikayeciler, İslamla uyusmayan asilsiz hikayeleri nakletmisler ve müslümanlar arasinda yaymislardir. İsrailiyat denilen ve İslamla bagdasmayan bu hikasyeler tefsirlere ve İslam tarihlerine girmis ve bu da müslümanlar arasinda ihtilaflara yol acmistir.

8.İslamin tanidigi fikir hürriyeti. Hicri I. Asrin sonlarindan itibaren herkes istedigi gibi düsünür ve görüsünü söylerdi. Acikca zarurat-i diniyyeden birini veya bir kacini inkar etmek haric, fikirler ve kanaatler üzerinde baski yoktu. İlim adamlari ortaya atilan meseleler üzerinde delilliyle birlikte hakikati arar, fikir ve kanaatini serbestce beyan ederdi.

9.Nasslarin karakteri. Kur´an´da muhkem ve mütesabih ayetlerin bulunmasi. Mütesabih nas´larin belirlenmesi ve bunlarin tefsir ve tevilleri ihtilafa yol acmistir.

10.Hadislerin, zabt edilme ve senedi konusunda konulan sartlar sebebiyle sahih, hasen ve zayif kisimlarina ayrilmasi, zayif hadisle amel edilip edilemeyecegi de ihtilaflara yol acmistir.

11.Arabca gramer ve belagatini bütün incelikleriyle bilememek. İslamin maksadini anlamamak, hüküm cikarirken cehalet sebebiyle Kur´an´in bütünlügüne riayet edememek.

12.Heva ve nefse uymak, arzulara tabi olarak delilsiz hüküm vermek, baskalarini delilsiz taklid etmek.
13.Örf ve adetlerin degisik olmasi da mezheblerin cikis sebeblerinden birisidir.

Mezheblerin cikisi

Hz. Peygamber (s.a.s.), hayatta iken sahabiler arasinda herhangi bir ihtilaf yoktu. Dinin usul ve füruunda sahabilerden bazisinin anlamadigi bir mesele cikarsa, Hz. Peygamber´e sorar, o da aciklardi.

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer devirleri ile Hz. Osman´in hilafetinin ilk yillarinda da herhangi bir ihtilaf cikmamisti.

Sahabe ve tabiin devirlerinde akaidde bir mesele cikarsa, hemen güvenilir alimlere müracaat olunur, hükmü alini, ihtilafin cikmasina firsat verilmezdi. Akaid konularinda vukua geldigi zaman ihtilaf ve cekisme ummet icin zararli olur.

Sahabe ve tabiin zamanlarinda Feraiz meseleleri gibi amele ait bazi ayrintilarda görüs ayriliklari olmussa da ameli sahadaki ihtilafin, cekismeye sebeb olmasi söyle dursun İslam toplumu icin bir rahmet olmustur.

Hz. Osman´in sehadetinden sonra tehlikeli olan siyasi ihtilaflar cikmaya basladi. Özellikle hakem olayindan sonra İslam´da ilk siyasi ayrilik ve bid´at mezhebleri kendilerini gösterdiler. İlk cikan mezhebler siyasi mahiyette olup bunlar dini bir kisveye bürünmüslerdi.

Müslümanlar arasinda zuhur eden ic savaslarda Hz. Ali´nin yaninda yer alan sahabe ve tabiine Sia-i ula denilmisti. Daha sonra ortaya cikan Hz. Ali taraftari mutaassib grublarin da Sia diye anilmalari sebebiyle Sia-i Ula´ya “Ehl-i Sünnet ve´l-Cemaat” denilmistir.

Hakem olayina itiraz edip Hz. Ali´nin ordusundan ayrilanlara Havaric (hariciler) veya Marika veyahut Muhakkime-i Ula denilirdi. Diger taraftan Hz.Osman´in katillerinin yakalanip kisas yapilmasini isteyenlere Sia-i Osman denilmisti. Hz. Osman´a sevgi besleyip Muaviye tarafini tutanlara da Nasiba deniliyordu. Emeviler devletinin yikilmasindan sonra Nasiba tamamen silinip gitmistir.

Hz. Ali´nin vefatindan (40/660) sonra İbn Ömer, İbn Abbas gibi daha bir kisim sahabe hayatta iken akaidde meydana gelen ilk bid´at mezhebi, Kaderiyye olmustur. Kader, kulun ihtiyar ve iradesi hakkinda ilk konusan, Mabed el-Cuheni (80/699), sonra bunun görüslerini yayan Gaylan ed-Dimeski (126/743) olmustur. Mabed, kulun tam ve mutlak bir iradesi oldugunu, kaderin bulunmadigi fikrini ortaya atinca, o zaman hayatta olan İbn Ömer ve İbn Abbas, bu fikirlere karsi cikarak onu siddetlle kinamislardi. Sonra Cad b. Dirhem (v. 118/736) cebir fikrini ortaya atmis, talebesi Cehm b. Safvan (v. 128/745) Emevilere karsi bir ayaklanmaya katildigi icin öldürülünceye kadar bu fikrin yaninda Allah´in sifatlari hakkinda görüslerini yaymisti.

Hz. Ali´nin sehid edilmesinden (40/660) sonra, ashabin yolunda giden Ehl-i Sünnetin karsisinda olan bes ayri ana bid´at mezhebi ortaya cikmistir ki bunlar ileride zuhur edecek diger bid´at mezheblerine kaynaklik etmislerdir. Bu bes ana bid´at mezhebi Havaric, Kaderiyye, Cebriyye (Cehmiyye), Sia (Keysaniyye, Zeydiyye, İmamiyye) ve Murcie´dir.

İslamda Mezheblerin Hükmü

Usul-i dinde (akaidde) ihtilaf zararlidir. Akaidde ihtilaf, bid´at ve sapikliga götürür. Sapiklik da büyüdügü zaman küfre kadar iletir. Akaidde ihtilaf, İslam ummetinin birligini bozar, dinde tefrika dogurur. Bu sebeble, sahabe ve bunlara güzellikle tabi olan selef alimleri usul-i dinde (akaid de) ihtilafi haram saymislar ve buna asla cevaz vermemislerdir. Cünkü ummetin birlik ve dayanismasini, ayni iman esaslari etrafinda ittifak etmek saglar.

Kamil imanin mu´minleri birbirleriyle birlestirdigi kadar baska hic bir sey birlestiremez: “Ve (Allah) onlarin gönüllerini (iman ve Allah sevgisiyle birlestirendir. Sen yer yüzünde bulunan herseyi harcamis olsaydin yine onlarin (müslümanlarin) gönüllerini bu derece kaynastiramazdin. Cünkü Allah onlarin aralarini (iman ile)birlestirip kaynastirdi. Cünkü O mutlak galibtir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir” (el-Enfal, 8/63).

İslam birligini parcalayici nitelikte akide ayriliklarinin haram olduguna delalet eden ayetler coktur.: “Hepiniz toptan Allah´in ipine sariliniz. Ayrilip parcalanmayiniz.” “Siz kendilerine apacik deliller geldikten sonra ihtilaf ederek dahilip parcalananlar gibi olmayin”(Ali Imran, 103, 105).

Hz. Peygamber´in Allah tarafindan getirmis oldugu kesin delillerle sabit olan bir hükmün kendisi ihtilaf konusu yapilamaz. Dinden oldugu kesin delillerle bilinen esaslardan (zarurat-i diniyyeden) birini veya birkacini inkar eden bir mezhebin İslam ile alakasi kesilir.

Fikihtaki ihtilaflar, itikaddaki ihtilaflar gibi bid´at ve delalete götürmez. Usul-i din ile füru-i dindeki (ameli hükümdeki) ihtilaf arasinda büyük fark vardir. İslam dininin akaidin de kesin delilsiz ihtilaf haram, bid´at ve delalet sayilirken fikhi meselelerde ictihadlarin farkliligi rahmet sayilmistir.

Böylece zaman ve mekanlara göre Muhammed ummetine genis ikmanlar saglamis olur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Muaz İbn Cebel´i (v. 19/640) Yemen´e vali olarak gönderirken ona sordu. “Ne ile hükmedeceksin?” O da“Allah´in kitabiyla” dedi- “Onda bulamazsan.” Muaz:”Rasulullah´in sunnetiyle hükmederim” dedi- “Bunlarin her ikisinde de bulamazsan ne yaparsin.” diye sorunca, Muaz: “O zaman reyimle ictihad ederim.” dedi. Rasulullah bu cevabtan memun kalarak “Rasulunun elcisini, rasulunun razi olacagi bir seye muvaffak kilan Allah´a hamd olsun” dedi (Ebu Davud, el-Akdiye, 11; Ahmed b. Hanbel, Musned, V, 230, 236). Böylece Rasulullah Kitab ve Sünnet´te hükmü bulunmayan meseleler hakkinda ictihad etmesine izin verdi. Fakih sahabiler de Muaz b. Cebel´in yolunu takip ettiler.

Yanliz “mevrid-inas´da ictihada mesag yoktur” yani Kitab ve Sünnet´de hükmü bulunan bir mesele ictihad konusu olamaz. Nasslardaki hükmü ne ise onunla hüküm verilir. Hadisler mutevatir, meshur, ahad, muttasil, munkati, mursel gibi kisimlara ayrilir. Mutevatir (bunun sayisi cok azdir) ve meshur hadisi her muctehid delil olarak alir. Hanefiler hadis hususunda titiz davrandiklari icin cogu zaman ahad haberi delil olarak kabul etmezlerdi. Safii, ahad haberi kiyasa tercih ederdi.

Tabiin ve Tebe-it abiin devrinde Hicaz´da hadis bilenler cok oldugu icin Hicaz fukahasina “Ehlu´l-Hadis” denmistir. İrak´ta daha cok rey, kiyas ve ictihad yoluyla hüküm verildigi icin, İrak fakihlerine de “Ehl´i-Rey” denilmistir.

Hicri I. Asrin sonlarindan itibaren mezheblerin kuruculari, akaid ve fikihtaki görüslerini beyan ederler, meselelerin hükümlerini aciklarlardi. Bunlardan okuyanlar ve yazanlar, sözlerini ve ictihadlarini duyan insanlar, bunlarin görüs ve aciklamalarina uyarlardi. Böylece bu zatlarin görüs ve ictihadlari halkin anlayislarinda bir mezheb olarak yerlesir kalir. Mezheb sahibi olan bu büyük alim ve imamlar hic bir zaman, biz bir mezheb kuruyoruz, bize uyunuz, diye halki görüslerine uymaya cagirmazlardi. Hükümdar, emir gibi kimselerind avet ve emriyle de bir mezheb kurmaya yeltenmemislerdir.

Fikhi ihtilafin cevaziyla beraber mezhebi ictihadin Kur´an´in ruhuna uygun olmasi gereklidir. Yani ictihad tevhid, mahlukata sefkat, baskalarinin can, namus ve mal haklarina hürmet, iffet, adalet, esitlik, istikamet, emanet ve vazifelere riayet, iyilik ve bunda yardimlasma esaslarina aykiri olmamalidir.

Peygamberimiz, muctehidin ictihadinda isabet ederse, iki sevab, iyi niyetle Allah rizasi icin yaptigi ictihadin hata ederse, bir sevab alacagini söylemistir (Buhari, el-İ´tisam, 21; Muslim, el-Akdiye, 6).

Bid´at Mezheblerinin Özellikleri

Bid´at; bazi kimselerin dinde olmayan bir seyi sonradan ortaya atip bunu ser´i imis gibi göstermeleri ve bununla Allah´a ibadeti kasd etmeleridir. Bid´atlar, küfre götüren ve küfre iletmeyen olarak iki kisimdir. Mesela; Bahailer Hz. Muhammed´in son peygamber olmayip ondan sonra rasullerin gelecegini iddia etmeleri. Nusayrilerin Hz. Ali´ye uluhiyyet isnad etmeleri küfürdür. Mutezile´nin Kelamullah´in mahluk oldugu görüsünde olmalari ise, küfre götürmeyen bir bid´attir.

Acaba akaid de hangi ihtilaf sunnet dairesinde, yani Rasulullah ile ashabinin takib ettigi yola uygun, hangisi Rasulullah´in akide sunnetinin disindadir. Küfre giren bir mezhebi tesbit etmek kolaydir. Fakat akaid sahasinda ortaya atilan bütün bid´atlari tesbit etmek, imkansiz degilse de cok zordur.

Bid´at mezheblerinin bütün alametlerini tam olarak vermek zor ise de bunlarin acik ve genel özellikleri söyle siralanabilir.

1.Müslümanlarin büyük kalabaligin, ehl-i İslamin büyük cogunlugundan ayrilmak. Sahabiler ve büyük muctehid imamlarin yolundan gidenler, müslümanlarin büyük kalabaligini teskil ederler. Bunlara da sunniler denilir.

2.Kendi heva ve heveslerine tabi olmak. Delilsiz takib edilen yollar egridir ve bid´at yoludur.

3.Mutevatir hadisten baskasini kabul etmemek küfre götürmezse de sahih hadisleri kabul etmemek egrilik ve sapikliga götürür.

4.Kitab ve Sunnet´te bulunmayan bir kavli veya bir fiil ser´i ve dini olarak ortaya attiklarinda, halki bunu kabul etmeye zorlamak, halki buna uymasi icin baski yapmak.

5.Kur´an´in muhkemini birakip mutesabihlerine tabi olmak ve muhkem ayetleri de delilsiz keyfi olarak tevil etmek.

6.Hüküm cikarirken Kur´anin bütünlügüne riayet etmemek. Halbuki Kur´an´in birbirleriyle celisen hic bir ayeti yoktur. “Eger o (Kur´an) Allah´tan baskasi tarafindan olsaydi, elbette icinde birbirini tutmayan pek cok seyler bulurlardi” (en-Nisa, 4/82).

7.Zarurat-i diniyyeden birini veya bir kacini inkar etmek, iman esaslarinin ziddi olan bir takim inanclar tasimalari sebebiyle bazi mezhebler küfre düsmüslerdir.

Mezheblerin genel tasnifi

İslam tarihinde zuhur etmis mezhebler baslica üc kisimdir:

A)Siyasi mezhebler: Bunlar önceleri siyasi bir maksadla ortaya cikmis, sonralari itikadi bir kisveye bürünmüslerdir. İlk önce zuhureden siyasi mezhebler üctür. Nasiba: Hz. Osman ve Muaviye taraftarlari, Sia: Hz. Ali taraftarlari; Havaricde: Hz. Ali ve Muaviye´ye karsi cikanlardir.

B)İtikadi Mezhebler (akaid mezhebleri): İkiye ayrilir:
1.Ehl-i Sunnet mezhebleri: Bunlar da iyiye ayrilir:a) Ehl-i Sünnet-i hassa denilen Selefiyye. Selefiyye´nin mutekaddimini ve muteahhirini vardir.b)Ehl-i Sunnet-i amme: Maturidiyye, Es´ariyye. Bunlara Halefiyye de denir.
2.Ehl-i Bid´at: Ehl-i Bid´at mezhebleri de ikiye ayrilir:
a)Küfre düsmeyenler. İki kolu disinda Haciriye, Kaderiyye, Mutezile, Cebriyye (sorumluluk yoktur diyenleri haric), Zeydiyye, İmamiyye (İsna Aseriyye), Kerramiyye, Naccariye, Haseviyye.
b)Küfre düsen bid´at mezhebleri: Haricilerden Acaride´nin Meymuniyye kolu,Yezidiyye, Batiniyye-i Nizamiyye (ki bu mezheb hicri 5. asrin sonlarina dogru Hasan Sabbah tarafindan kurulmustur), Nusayriyye, Dürziyye (Dürzilik), Babilik ve Bahailik (Bahaiyye).

C)Fikhi mezhebler: Fikih mezheblerinin hepsi de Kur´an Ve Sunneti esas alirlar.
Bunlar da ikiye ayrilir:

1.Bugün tabileri bulunan mezhebleri: Hanefiyye, Safiyye, Malikiyye, Hanbeliyye, Caferiye,Zeydiye ve Zahiriyyedir. Bu sonuncusunun müntesibi pek az kalmistir. Hindistan tarafinda Zahiri mezhebine baglanan pek az kimse vardir.

2.Tabileri kalmamis olanlar: Bungün tabi ve müntesibleri kalmamis ve fikih tarihine gecmis olan mezheblerin imamlari sunlardir: Abdullah b.Subrume (v. 144), Abdurrahman el-Evzai (v. 157), Sufyan es-Sevri (v.161), Muhammed b. Abdurrahmnan Ebi Leyla (v. 148), İshak bin Rahuye (Raheveyh (v. 238), Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi (v. 310),Leys b. Sad (v. 175), Muzeni (v. 264), Ebu Sevr İshak b. Huzeyme(v. 311).

Akaid mezheblerin muhtelif acilardan taksimi

A)Allah´in sifatlari: Allah´in sifatlarini, zat-i Bari ile kaim, hakiki ve vucudi olarak kabul edenlere Sifatiyye denilir. Ehl-i Sunnet mezheblerinin hepsi, Hisamiyye ve Kerramiye gibi. Yanliz Hisamiyye ve Kerramiyye Mucessime (Allah´a cismiyet isnad edenler) ve Musebbihe´den (Allah´i baskalarina benzetenlerden) idi.

Allah´in zatindan baska sifatlari yoktur, Onun sifatlari zatinin aynidir, tealluk ettigi seylere göre bir durumudur diyenler; Cehmiyye ve Mutezile´dir. Bunlar, Allah bilir, alimdir ama onun zatina zaid hakiki bir ilim sifati yoktur, zatinin bilme hali (alimiyyet=biliciligi) vardir, derler. Allah´in sifatlarini zatini ayni Kabul edenlere, sifatlari nefy ettikleri icin “muattila” denilir.

B).İmanin hakikati konusunda mezhebler:
İman edilecek konular mu´menun bih veya imanin mütealliki denilir. Mu´menun bih, Hz. Peygamber´in Allah tarafindan getirip teblig etmis oldugu kesinlikle bilinen esas ve hükümlerdir. Bunlara zarurat-i diniyyede denilir. Namaz kilmak, zinadan kacinmak gibi zarurat-i diniyyenin neler oldugunda -bunlar hem subutu, hem de manaya delalet kat´i nasslar ile sabit oldugu icin, küfre düsen mezhebler haric- bütün İslam mezhebleri ittifak etmistir. Mu´menun bihe inanmak keyfiyetine imanin hakikati denilir. İmanin hakikati konusunda baslica 5 mezheb vardir:

1.Cumhur-i Muhakikin. Bunlar Maturidiyye´nin cogunlugu ve Es´ariyye´nin bir kismidir. Bunlara göre; iman kalb ile tasdiktir. Mu´menun bihi kalbiyle kabul edip dogrulamaktir. Bir kimseye diliyle ikrar, müslüman oldugunun bilinip ona İslam muamelesinin uygulanmasi icin lazimdir.

2.Kavl-i Meshurcular. Bunlar Semsu´l-Eimmeti´s-Serahsi, Muhammed Pezdevi gibi bir takim Hanefiyye fukahasina uyanlardir. Bunlara göre iman,k alb ile tasdik ve dil ile ikrardir. Bunlar, “öldürülmek veya evinin yakilmasi korkusu gibi bir mazereti olmadan diiliyle de ikrar etmeyen, mu´min olmaz” diyenlerdir.

3.Hariciler, Mutezile, Zeydiyye. Bunlara göre, iman kalb ile tasdik, dil ileikrar, farzlari ile ifa etmek ve haramlardan kacinmaktir. Büyük günahina tevbe etmeden ölen kimsenin ebediyyen cehennemde kalacagina inandiklari icin bu mezheblere bagli bulunan kimselere Va´idiyye de denilmistir.

4.Kerramiyye. İman sadece dil ile ikrardir, diyenlerdir. Bu mezheb zamanla ortadan kalkmistir.

5.Murcie. “İman Allah´i bilmektir. Kafire yaptigi iyilik fayda vermedigi gibi mu´mine de günah zarar vermez. Günahkar mu´min cehenneme girmez, hasenati kabul edilir, seyyiati affedilir” diyenlerdir. Böyle diyenlere, mezhebler tarihinde “Murcie-i ehl-i dalal” da denilir. Bu mezheb de zamanla yok olmustur.

C-Kulun ihtiyari ve kader konusunda cikmis olan baslica üc mezheb vardir.
1.Cebriyye: Kulun ihtiyar ve iradesinin olmadigini iddia edenlerdir.
2.Kaderiyye ve Mutezile: Kulun mutlak hür oldugunu ve isini kendisi dinleyip yarattigini iddia edenlerdir.
3.Ehl-i Sunnet mezhebleri: Kulun hür oldugunu kabul etmekle beraber kadere de saygili olan kimselerin mezhebidir.(Şamil İslam Ansiklopedisi Ct.4. Sf.184-187/Heyet)