Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Status
    Offline
    ALI
    ALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman Üye
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2017
    Nereden
    Almanya
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1,491
    Konular
    158
    Bahsedilen
    15 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    16

    Standart Hz.isa´nin Akibeti

    HZ. iSA´NIN SON DURUMLARIYLA iLGiLi KUR`AN AYETLERi

    Bundan sonraki ayetler Hz. Isa´nin son durumlarina ait olup, bu sürede dogumu etraflica aciklanmamistir. Bunun harika sekildeki tafsilati Meryem suresindedir.

    Hz. isa, vakti gelip de peygamber olunca Israil oari kendisine iman etmeyip, düsmanliga kalkismislardi. Binaenalayeh su ayet, fa-i fasiha ile basliyarak onlarin küfür ve yalanlamalarina karsi onun ne yaptigini haber veriyor:

    (Ali Imran Suresi, Ayet: 52-55.).

    (Dip not: kelimesi, duyulardan biriyle kavramak demek olup, burada sezmek ve görmek demek olan kesin ilim manasinda kullanilmistir.

    < Küfr> kelimesinden maksat, küfründe direnmek ve hakkin aciklanmasi karsisinda kibirlenmekle beraber Hz. Isa´yi öldürmeye kasd edip harekete gecmek demektir. Cünkü , bu gibi yerlerde, istenmiyen ve cabukcak zarar veren bir seyle ilgili olduguna isaret eder. <Onlar azabimizin siddetini duyduklari zaman...> (Enbiya Suresi, Ayet: 12) ayeti gibi. (Ebu Suud). Kisacasi, küfür ve süikasd, hissedilen seylerden oldugu icin, , kesin ilim manasina tespih oluyor.

    Yani küfür ve yalanlamaya bagli olan cinayet sebebleri, hissedilen seylerden oldugu icin deyimi gercek manasinadir. diyorlar. (onlardan) zamiri, gönderildigi Israil oarina ait olup, demektir. (Müstekar zarf olarak kelimesinin hali olmasi da mümkündür.) sözünün, umumi olarak Israil oarina degil, havarilere söylemis olduguna
    (Saff Suresi, Ayet: 14) ayeti delalet eder. kelimesi, (yardim etmeyi kabul edici) kelimesinin coguludur. serif> kelimeleri gibi.
    Bu kelime sonradan, Medine halkindan olan ashabin adi olmustur.

    Peygamberlere, dini hükümleri yürütmek husdusunda yardim edenlere havariler denir ki, burada Hz. Isa´ya ilk önce iman ederek, sohbetine devam eden 12 zattan ibarettir.
    Bunun müennesi olan kelimesi, yüzleri beyaz oldugu icin sehir kadinlari hakkinda kullanilir. Cünkü kelimesi, beyazlik manasinadir.

    < Havari>, teksil sigasi olup, (yikayici) kelimesinin es manalisi olarak kullanilir. Bezleri agartmasi, bu adla anilmasina sebeb olmustur. Yine (samimi dost) manasina da gelir.

    (Asere-i mübessereden (sagliginda Cennet´le müjdelenen on zattan) Hz. Zübeyr hakkinda buyrulan <Her peygamberin havarisi olur. Benim havarim de Hz. Zübeyr´dir.> (Buhari, K. el-Cihad, Bab: 40; Müslim, K. es-Sehabe, Bab: 6) hadisinde de, Cami-i i Sagir, Miskatu´l-Mesabih ve diger hadis kitablarinda kelimesi kaydedilmistir.

    Hz. Zübeyr, Peygamber Efendimizin halasinin oglu olup, ilk olarak Allah yolunda kilic ceken ve Uhud savasinda sebat gösteren mübarek zattir. Bu müjde ve iltifata, Hendek savasindaki, Hz. Peygamber´i sevindiren büyük hizmetiyle kavusmustur.

    Havari kelimesini merhum Aliyyu´l-Kari, Miskat serhinde (samimi yardimci) diye tefsir ediyor.)
    Peygamberlerin has arkadaslarina havariler denmesinde bu ikinci mananin göz önünde tutuldugu ihtimal kuvvetli ise de. Hz. İsa´nin arkadaslarinin samimi gayret ve temiz inanclarinin bu isimle anilmasina sebeb oldugu görüsü meshurdur.

    Bazilari da onlarin din hükümlerini ögrenmekle halkin ruhlarini, cahillik ve süphe bulanikliklarindan temizlenmelerini bu isme sebeb olarak gösteriyorlar.

    Bu zatlarin kimisinin bazi yikayici, avci ve bilhassa balikci oldugu da rivayet edilmektedir. Fakat bu hususu tevil edenler de vardir. Mesela: diyorlar.

    Ancak isin gercegi aranirsa bu teviller gereksiz görülür. Zira soyda asalet yanliz peygamberlerde sarttir. Peygamberlerden baskasinda soy sop aranmadigi gibi Allah katinda seref ve bahtiyarlik sahibi olabilmek icin bir sanat yolunu tutmamis ve kazanc ve ticaretle ugrasmamis olmak gerekmez.

    Bu ümmetin de pek cok büyükleri köle cinsinden ve ensaf gibilerden cikmistir. Binaenaleyh Kur´an´da ögülen bu zatlari hic bir sekilde ayiplayip kücümsemeye cür´et edilmemelidir.

    Hele bunlarin –Ebu Suud tefsirinde nakil ve rivayet edildigi gibi-- padisah ve padisah cocuklari olarak Hz. İsa´ya tabi olup baglanmalarindan sonra uyarma ve hatirlatmalari üzerine kendi elleriyle kazandiklari seylerden gecinmeye heves etmeleri ve binaenaleyh kimini bez yikayici ve kiminin avci olmasi ve önceden beyaz elbiseler giymekte olmalari sebebiyle havariler diye adlandirildiklari da kaydedilmistir.

    Merhum Ebu´s-Suud´un ibaresini nakledelim:
    < Denildi ki: Onlar beyazlar giyen padisahlardi. Padisahlardan biri bir yemek hazirladi ve halki topladi. Hz. İsa da, devamli yendigi halde hic eksilmeyen bir legen yemegin basinda idi. Bunu padisaha söylediler. O da onu cagirip dedi. cevabini verince padisah saltanatini birakip yakinlariyla beraber ona tabi oldu. İste bunlar havarilerdir. Merhum, iste bu ibareyi kaydettikten sonra diyor ki: Bir rivayete göre 12 zat olup, Hz. İsa´ya tabi olarak onunla bir müddet dolastilar. Bu sirada da onun mucizesi olmak üzere harika bir sekilde kendilerine yemek yedirilmesi üzerine diye sormaya kalkistilar ve Hz. İsa tarafindan buyurulmasi sebebiyle bu zatlar, ücretle camasir yikiyarak camasircilik sanatinda dikkatle calismislardir.
    Bunlarin bu adla anilmalarinin sebebi bu da olabilir.

    Havariler, müfessirlerin ittifakiyle mü´min olup, güzel inanc sahiplerindendiler. Yanliz Maide suresinin sonundaki sözünden anlasildigina göre Zemahseri´nin bu konuda cekimser kalmis olmasini tefsir alimleri hep tenkid ediyorlar.
    Hz. Isa, gerektikcebunlari elcilikle baska ülkelere gönderir ve dini yaymak hususunda onlarin yardimina basvururdu.

    Mesela: Antakya´ya bunlardan üc kisiyi gönderip, ahaliyi putperestlikten, bir Allah´a inanmaya inanmaya davet etmekle görevlendirmis oldugu, Yasin suresinde aciklanmistir.

    Olayin tafsilati, Fuyuzat-i Kalb-i Kur´an adiyla bu sure hakkinda yazmakta oldugumuz tefsirde görelecektir.
    (O kitaba bu adi vermemizin sdebebi, Yasin suresinin, Kur´an´in kalbi oldugu hakkindaki hadistir. Bu tesbihin uygunlugu da o eserin basinda aciklanmistir.)

    Havarilerden bir zatin, münafik ederek, Hz. İsa´ya süikasd eden yahudilere kilavuzluk ettigine dair bir rivayet varsa da sabit degildir. Fakat bu zatlarin cogu sonradan birer sehid edildikten hayli zaman sonra kendilerine havariler süsü vererek bir takim hileci ve iftiraci kimseler ortaya cikip, bunlarin yüzünden cok olaylar oldugu, tarih bilenlerce malumdur.

    < Ensarullah> (Allah´in yardimcilari tamlamasi <Allah´in dininin ve peygamberinin yardimcilari> demektir.
    Bu cümle, öncekinin sebebini aciklamak icin gelmis bir parantez cümlesi olup, Allah´a iman etmenin, dine yardim gayretinde bulunmayi gerektirdigini ifade etmektedir.

    Bu cümle de, müslümanligi kabul etmelerinden asil maksatlarinin, ahiret saadeti olduguna delalet eder ki, peygamberlerinden kiyamet gününde bu hususta sehadet etmesi isteginde bulundular.


  2. #2
    Status
    Offline
    ALI
    ALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman Üye
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2017
    Nereden
    Almanya
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1,491
    Konular
    158
    Bahsedilen
    15 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    16

    Standart Cevap: Hz.isa´nin Akibeti

    Merhum Mahmud Ayni, Buhari serhinde Hz. İsa´nin havarileri olan zatlarin adlarini kaydettikten sonra deyip, asere-i mebesserenin Hz. Said´den baskalarini sayarak Hz. Cafer-i Tayyar ve Osman b. Maz´un´u da eklemistir ki, bunlar da 12 ye cikar. Bundan anlasiliyor ki, gecen hadiste sinirlandirma kasdedilmemistir.

    Nitekim bilindigi gibi, Cennet´e girme hususundaki kesin müjde de asare-i mübessereye mahsus olmayip, ashabin erkek ve kadinlarindan daha bazi zatlar hakkinda da vardir.

    Mesela: Hz. Hamza, Cafer, Bilal, Selman ve hele Hz. Hasan ile Hüseyin, hep cennete girmekle müjdelenmislerdir. Yine Hz. Fatima ve Aise´nin Cennet´e girecekleri kesin bir gercektir. Ama bunlar, ayri ayri aciklanmis olup, bilinen on zat ise, hep birden bir hadiste topladiklari icin asere-i mübessere adini almislardir. (Allah hepsinden razi olsun!)
    (Imanda sebatli kil!> Havariler, Allah´in peygamberine tabi olduktan sonra Allah´a da bu sekilde yalvararak dogruluk ve samimiliklerini kuvvetle ifade etmek istediler.

    < Yahudiler, (Isa´yi öldürmek icin) hileye saptilar.> Bozgunculuk tedbirlerinde bulundular.> Yani (Fatir Suresi, Ayet: 43) ayetine uygun olarak, Hz. İsa´yi öldürmeye tesebbüs eden pis sahsi onlara Hz. İsa seklinde göstererek astirip öldörttü ve tesvik edenlerle cür´et gösterenlerin üzerine bin türlü bela getirdi.

    Rivayet edildigine göre Hz. İsa´ya süikasd ederek evinin etrafinda toplanan 4.000 kadar yahudi, iclerinden en pis bir sahsi iceriye soktuklarinda, Hz. İsa göge kaldirilmis oldugu icin diye cikmak üzere olan o sahsa Hz. İsa´nin sekli verildi. Binaenaleyh yahudiler bunun demesine kulak asmayip, hemen haca gerdiler. Sonradan durum incelenince diyerek aralarinda cikan anlasmazlik ve süphe üzerine büyük bir kargasalik ve kavga cikarak pek coklari ölüp, yokluk alemine gitti.

    Yine durumun görünüsüne göre Hz. İsa´nin yahudilerin elinde öldürüldügü inancinin yayilmasi sebebiyle bir müddet sonra hiristiyanlar tarafindan da yahudilere defalarca kilic atildi. Kisacasi, bu hile yahudilere pek pahaliya mal oldu. veya kelimesi, aslinda bir kimseyi zarar ve ölüm tarafina sürükleyecek bir nevi hile yapmaktan ibaret oldugu icin Allah´a nispet edilmesi ancak müsakele yoluyla olabilir.

    (Edebiyat kitablarinda bir mananin, digerine bitisik olmasi sebebiyle ona delalet eden bir kelime ile ifade edilmes denir.

    Ebu Hamid-i Antaki´nin meshur: <Dostlar: Yiyeceklerden istedigini haber ver ki, onu iyice pisirelim, dediler. Ben de: Bana bir cüppe ve gömlek pisirin, dedim.> beyti bu kabildendir. (Maide Suresi, Ayet: 116) demesi de böyledir. Cünkü kendi bildiklerini (nefsimde olan) ifade etmesi sebebiyle Allah´in bildiklerini de (nefsinde olan) diye ifade etmistir.

    Halbuki Allah´in ilmi, yüce zatinda varliklarin sekillerinin belirmesiyle degildir. kelimesi, zat manasina olup, binaenaleyh, müsakele bu bakimdan olmaz.) (Seyyid).

    Merhum Beyzavi ve Ebu´s-Suud´un <Mekr, aslinda baskasini zarara sürükleyen hile demek oldugu icin Allah´a ancak mukabele ve eslik yoluyla isnad edilebilir.> ibareleri bu demektir. Gercekten de bu kelimenin manasinin hile yapmak düsünülemez. Bianenaleyh ya bu, müfessirlerin dedikleri gibi müsakele kabilinden olmasi, ya da Ragib-i Isfahani´nin kabul ettigi gibi muamelenin görünüsüne göre istiareye (tesbihe) yorulmasi gerekir. Zira hikmet sahibi olan zat bazan hile seklinde bir muamelede bulunup, bir hayri o sekilde meydana getirir.

    İmam-i Ragib´in izahi, alay etmek, imtihan etmek ve utanmak gibi, bu kelimenin Allah´a isnad edilen benzerlerinde gecen degismez bir izah sekli olup, bu sekillerde Allah´in, hep bu kelimelerin hakikat manalarina benzer bir muamelesi manasinin kasdedilmis oldugunu ittifak vardir. Hele (Araf suresi, ayet: 99) gibi müsakele ihtimali uzak olan ibarelerde Beyzavi de istiare oldugunu kabul etmek zorunda kaliyor.

    Gerci imam-i Razi gibi bazi büyükler, diyorlar. İmam-i Zeccac da: cümlesi, mecaz-i mürsel nevinden olup, fi´lin karsiligini yine fi´lin ismiyle isimlendirmekten ibarettir, diyor ki, bu durumda (Sura suresi, ayet: 40) ayetinin benzeri olur. Fakat Ragib´in görüsü hepsinden daha makbuldur.

    < Düsmanlarin zararlarindan koruyacagim.>
    < Teveffi> kelimesi, gibi bir seyi tamamen almak manasina olup binaenaleyh, (Senin ömrünü tamamliyacagim.) ayeti, diye koruma müjdesini tasir.

    Veya veyahut da demektir. İmam Razi´nin naklettigine göre merhum Ebu Bekr-i Vasiti, bu manayi tercih etmis. Cünkü Hz. İsa´nin, göge yükselmesi halinde meleklere katilarak insanlik gereklerinden tamamen arinmis oldugu hakkinda saglam rivayetler bunu destekledigi gibi, Allah´tan baskasindan ve bütün zevklerden gecmeyen zatin, Allah´i tanima makamina ulastirmayacagi da süphesizdir.

    < Bana> kelimesi, diye tefsir edilerek muzafin gizli oldugu gösterilmistir. Cünkü yer ve yönden münezzeh olan Allah´in zatina yükseltmek manasini vermek dogru olamaz.
    Yer ve yön, cismin özellik ve gereklerinden olmalari sebebiyle Allah´in sanina layik olmadiklari, akil delilleriyle acikliga kavusmustur.

    Su durumda demek, arinin, görüste bile hükmedemedigi felekler alemine yükseltecegim.> demektir. Bunda süphe ve tereddüt edilmez.

    Nitekim Beytullah´a komsu olan zata (Allah´in komsusu) demesi yaygin olup, hatta merhum Zemahseri bu adla meshur olmustur. Cennet´in yüksek derecelerine denmesi de bu kabildendir.

    Kur´an´da bunun bir cok benzerleri olup, maksadin acikligi sebebiyle böyle geldigi ve mütesahiblerin, kesin olan mahkemelere gönderilmesinin vacib bulundugu bilinmektedir.)

    Bu yükseltme, yukarida gectigi gibi Hz. İsa´nin 33 yaslarinda olmustur. Bu, hiristiyanlarca kabul edildigi gibi, Islam alimlerinin kitablarinda da meshurdur. Ancak hadis alimlerince sahih ve sabit olan, 120 yil kadar yeryüzünde kaldiktan sonra göge yükseltildigidir.

    Meshur olan görüsü kuvvetlendirecek bir rivayet olmadigina göre onun ehl-i kitabdan alinmis olmasi büyük bir ihtimaldir.

    Celaluddin-i Suyuti de diger eserlerinde meshur olan görüse tabi olmussa da Mirkatu´s-Suud adli kitabinda bundan döndügünü acikliyor.

    < Delilce olan üstünlüklerinden baska onlari zafer ve hakimiyetle de düsmanlarina üstün kilip, her yönden isteklerine kavusturacagim.>

    Yenilgiye mahkum olan kafirler, ittifakla yahudilerdir ki, bunlar, Hz. İsa´ya ve diger peygamberlere saldirmalari sebebiyle devamli olarak kücüklük ve zavalliligin pencesinde kalip, hic bir zaman ve hic bir yerde hükümet kurmaya ve kuvvet ve üstünlük kazanmaya muvaffak olamamislardir. (Bugün her ne kadar Israil diye bir devlet kurmuslarsa da, Rabbimizin beyani geregince kisa zaman icinde helak olacaktir. Zaten devamli korku icinde sinir boylarinda sabahlamak ve aksamlamak zillet ve meskenetten baska nedir!) Daima diger milletlerin boyunduruklari altinda yasarlar. Cünkü sonra gelenler de, öncekilerin hareketlerini begeniyorlar. (Nitekim (Bakara suresi, ayet: 61) ayeti, bu gercegi tasvir ediyor.)

    Hz. Isa´ya tabi olanlar diye anilan kimseler ise, kendisine hakkiyla iman ederek müjdelenmis bulundugu ahir zaman peygamberinin teblig buyurdugu ilahi hükümleri kabul eden Islam milletlerinden ibarettir ki, her zaman Allah´in yardimiyla seref ve yücelik sahibi olmaktadirlar.

    (Cünkü gercekten bütün peygamberlerin dinleri bir olup, bir Allah inanci ve Islam esasi üzerine kurulmustur.)
    Bazi müfessirler, diyorlarsa da, bu sekilde de söz verilip müjdelenen üstünklük tevhid ve Islam hususunda havarilerden farksizliklari sebebiyle müslümanlarin üstünlüklerine yorumlanmasi geregi ortadadir.

    Zira zavalli havariler, kendileri düsmanlarin üstün gelemeyip, haklarini meydana cikaramadilar. Hatta onlarin yolunu tutarak Hz. Isa´nin peygamberligini kabul eden diger mü´minler de, o zamanlarda hüküm süren ileri ve geri görüslerin taraftarlarina karsi direnemiyerek günden güne azalmakta idiler. İsin hakikati, ancak, Islam dininin ortaya cikip yayilmasiyla yerini bularak hepsi tarafindan bilinebilirdi. Bu sayede de hakikat ehli üstünlük kazanip, ta kiyamete kadar üstünlükleri saglandi.

    Allah´in hitabinin muhatablari, kendisine tabi olan ve olmayanlarla beraber Hz. İsa olup, bu bakimdan, mevcut olanlarin, olmiyanlara taglibi söz konusudur. Ali Imran suresi, ayet: 52-55.)

    Hz. isa´nin haca gerilip öldürülmekten korunmus olarak göge yükseltilmesi hakkindaki bu dogru hiyakenin daha cok tafsilat ve sirlari, Nisa suresinin sonlarindan alip tefsir edecegimiz Kur´an ayetleri sirasinda görülecektir.
    Bu konuda daha bir kac ayet kaldi ki, önce bu hikayenin kesinligini kuvvetlendiren ve Peygamber Efendimizin bu gibi gercekleri bilmesinin ancak Allah´in vahy sayesinde olabilecegini kuvvetle ifade eden bir ayet, sözün özerti kilinmis ve sonra da, artik bu kadar aciklama ve incelemeler de kanaat edinmiyen inanclari susturmak icin Allah´a nasil siginmak gerekecegi belirtilmistir.).

    Su ayet, konunun özeti ve gercek hihayenin sonucu oluyor:
    Bundan sonra su ayetlerle devam ediyor: <Muhakkak ki Isa´nin babasiz dünyaya gelis hali de, Allah katinda Adem´in hali gibidir. Allah, Adem´i topraktan yaratti, sonra ona: Insan ol! dedi. O da, hemen insan oluverdi. İsa hakkinda sana verilen haber gercektir. Artik süphecilerden olma. İsa´nin (A.S.) Allah´in kulu ve resulu olduguna dair sana ilim geldikten sonra onun hakkinda kim seninle münakasaya kalkisirsa söyle de: Gelin, oarimizi ve oarinizi, kadinlarimizi ve kadinlarinizi, bizleri ve sizleri cagiralim; sonra hepimiz dua edip yalvaralim da Allah´in lanetini yalancilarin üzerine okuyalim. Bu anlatilanlar, muhakak ki dogru ve hak olan haberlerdir; ve Allah´tan baska hic bir ilah yoktur. Süphesiz o Allah, her seye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. Eger iman etmekten yüz cevirlerse elbette Allah, o fesatcilari hakkiyla bilendir.> (Ali Imran suresi, ayet: 59-63)

    Hz. İsa´nin göge yükseltilmis oldugu, Nisa suresinin sonunda da gecmektedir.
    Orada yahudilerin küfür ve haksizliklari ile ilgili bir cok maddeler aciklanarak, Hz. Meryem ile Isa hakkinda küfür ve haksizliklari da su sekilde aciklanmistir:

    (Nisa suresi, ayet: 156-159)

    Bundan sonra bu surede sirf yahudilerin gösterdikleri taskinliklari sebebiyle kendilerine bir cok temiz yiyeceklerin haram kilinmas oldugu aciklanmistir ki, bununla Hz. İsa´nin bu haramligi kaldirmak hususunda hakli ve Allah tarafindan gönderilmis dogru bir peygamber oldugu alemce anlasilsin. Yahudiler ise nesh meselesini aslinda inkar ederek, bu haramlarin daha Hz. Nuh ve Ibrahim zamanlarindan kalma oldugunu iddia ederlerdi.

    Bunlarin kesin bir sekilde susturulmalari
    arina helal idi. Sen onlara: Eger sadiklarsaniz sahih Tevrat´i getirin de onu güzelce okuyun, diye söyle.> (Ali Imran suresi, ayet: 93.) ayetinin inmesiyle gerceklesmistir. Rivayet edildigine göre yahudi alimleri Hz. Peygamber´in bu teklifi karsisinda cür´et edemeyip, ne yapacaklarini sasirdilar.

    Artik bu sekilde neshin bilfiil gerceklestigi anlasildi ve Peygamber Efendimizin peygamberligi de sabit oldu.
    Yine bunun arkasindan yahudilerin dogru yoldan halki men edip, faiz ve rüsvet gibi yasaklanan seylerle onlarin mallarini alip yedikleri kaydedilerek bu cirkin davranislarda direnenlerin acikli bir azaba carptirilacaklari aciklanmis, sonra da insaf ederek hakki kabul eden Abdullah b. Selam gibi ehl-i kitabin derin alimleri medhedilerek bunlarin her yönden mükafata layik olduklari anlatilmis ve bütün peygamberlerin dinlerinin, inanc ve tevhid hükümlerinde bir oldugunu aciklamak icin (Nisa suresi, ayet: 163.) ayetiyle de meshur peygamberler sayilip, daha pek büyük peygamberler gönderilmis bulunduguna delalet ve irsad edilerek, her birinin bulundugu asir ve zamana uygun ilahi bir dinle gönderilmis olup, Allah´in delilinin insanlara getirilmesine vasita kilinmis ve ancak bu sayede halk arasinda adalet kanunnun tesekkül etmis oldugu anlatilmistir.

    Daha sonra (Nisa suresi, ayet: 170.) ayetiyle Peygamber Efendimizin gelisinin sirf gercek ve kurtulus ve saadeti saglamakta oldugu, en parlak sekilde görülmekte olan Kur´an´la desteklenmis bulunmasi sebebiyle, kendisine iman edip tabi olmanin vacib bulundugu hatirlatiliyor.

    İslam dininin gerek inanc ve gerek amel konusunda son derece normal bulunmasi da bütün milletlerin tabi olmasini gerektirip dururken hala son derece taskinlik ve haksizlik oldugu apacik olan diger dinleri tutmalarindan dolayi (Nisa suresi, ayet: 171.) hitabiyla da ehl-i kitab olan yahudi ve hiristiyanlar men edilip azarlaniyor. (Hidayet ve lütuf Allah´tandir.)

    Tefsirlere basvuranlarin bildikleri gibi bir cok hakikatleri icine alan bu ayeti de tefsir etmek arzusundaydik. Fakat kitabimiz istenen hacmi buldugu icin artik sözü uzatmaya hacet kalmadi.


  3. #3
    Status
    Offline
    ALI
    ALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman Üye
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2017
    Nereden
    Almanya
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1,491
    Konular
    158
    Bahsedilen
    15 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    16

    Standart Cevap: Hz.isa´nin Akibeti

    (Dip not:
    Isaret isminin isaret ettigi maddenin son derece acik olmasi sebebiyle, gözle görülmüs olaylar durumunda bulunan, Hz. İsa´nin yüce durumlaridir. Ali Imran suresi, ayet: 58. Hz. Cebrail´in Kur´an´i okumasi Allah´in emrine bagli oldugu icin Allah´in okumasi yerine gecmektedir. Binaenaleyh bunun gibi bazi yerlerde Allah, okumayi, kendi zatina isnad buyurmustur.

    Gercekten yukarida da haber verildigi gibi, yazi yazmasi olmayan Peygamber Efendimizin, gercekleri haber vermesi, peygamberligine acik alamet olup, hic baska delil aramaga hacet birakmaz. Gerci Peygamber Efendimizin zaten okuyup yazma bilmesini inkara kalkisan cahiller de bulunmaz degildir. Fakat hususi yerinde biz bu gercegi o kadar acik ve etraflica isbatlamissizdir ki, en az akil ve kavrayisi olanlara bile kanaat vermemesi düsünülmez. Ancak önce okumanin, sonra da biraz insaf ve anlayisin sart oldugunu hatirlatmaya hacet yoktur saniriz.

    Zikr-i Hakim, bazi müfessirlere göre, kainatin bütün gerceklerini icine alan Levh-i Mahfuzdan ibarettir ki diger mukaddes kitablar gibi Kur´an´da oradan alinmistir.Fakat müfessirlerin cogunlugu bunu Kur´an ile tefsir etmislerdir.

    (Kur´an´a Zikr denmesi bir cok yerlerde gecmekte olup, bunun da sebebi aciktir. Hakim olmasinda ise, bir kac sebeb ihtimali vardir: 1-Hakim manasina olabilir. Kur´an, Allah´in hükümlerinin kaynagi olmasi sebebiyle hakimdir. 2-Hikmet sahabi demek de olur. Kur´an sözlerinin düzeni ve ilimlerinin coklugu sebebiyle hikmet doludur. 3- Kur´an, söz manaca muhkem (zarar gelmesinden korunmus) saglamdir. Ayetleri, en saglam bir nazimla (söz dizisi ile) kuvvetlendirilmistir. Sonra hikmet sahibi, her seyi bilen Allah tarafindan, bu ayetler, hüküm ve ögütlerle aciklanmistir.> (Hud suresi, ayet: 1). Muf´al manasina fail vezni, Ezheri´nin görüsüne göre yaygin olup, ve kelimeleri bu kabildendir.)

    < Mesel> kelimesi, burada acayip durum ve sifat manasinadir. <(Küfürden) sakinanlara va´dedilen cennetin hali...> (Muhammed suresi, ayet: 15) ayeti gibi.

    Benzerlik tarafi, ikisinin de babasinin bulunmamasi hükmüdür ki; ayetin devami, bu hususu acikliyor.
    İnsanin hakikat bedenden ibaret olmadigi icin cümlesi, demektir. (Buradaki muzafin fizlenmesiyle (sonra) edastinin gercek manasi da korunuyor.) Yani topraktan yaratilan, Hz. Adem´in kendisi degil, cesedidir.

    < Kun> kelimesi, tam fiil kabul edilmiyerek, (insan ol!) diye takdir edilmistir. Binaenaleyh, cümlesi, (Onu insan olarak yaratti.) diye tefsir edilir. Cünkü biraz önce hatirlattildigi gibi Allah´in demesi, diledigi seye hemen yüce kudretinin tesir etmesinden ibarettir. Yoksa gercekten her seye Allah, diye hitab etmez. (Bu ifadenin özeti: Kur´an´in her yerindeki hitabi, ancak yaratimanin sür´atinin ve kudretin tesirinin mecazla ifadesidir.

    Su durumda Beyzavi´nin.. <Göklerin ve yerin yaraticisidir...> (Bakara suresi, ayet: 117) ayetini tefsir ederken (ona, der.) cümlesini, maddesiz ve sebebsiz olarak bir defada yaratmaktan kinaye kabul etmesi, ayetin basindaki (essiz bir sey yaratmak) deyimini göz önüne almaya bagli olmadidir.)

    Nitekim baska bir ayette, insan menisinin ana rahminde durumdan duruma ve sekilden sekle gece gece insan bedenin yaratildigi sirada ruh üflenmesi (Mü´min suresi, ayet: 14) diye ifade buyurulmustur.

    < Feyekun> fi´li, (oluverdi.) yerinde olup, gecmiste olan acayip durumu göz önüne getirerek acayipligini aciklama gibi bir belagat inceligini ifade ediyor.

    Bilindigi gibi benzetmelerde, kendisine benzilen sey, benzetme sebebinde benzetilen daha kuvvetli olmalidir. İste bu benzetmede, acayiplik bakimindan Hz. Adem´in durumu daha ileridir. Yani babasizlikta ikisi de müsterek olmakla beraber Hz. Adem´in, annesi de yoktur.

    Bu benzetmeden maksat ise, inkarcilari susturmak ve süphe konusu olan maddeyi kesip atarak gercegi anlamaktir ki, sözün özü: demek olur.

    Allah´in bu hitabi, ya sebati arttirmak icin Hz. Peygamber´e veya hitaba elverisli olan herkesedir.
    İste bu ayetler, Hz. Adem´in yaratilisi hakkinda münakasa etmek mümkün olmadigi ve Hz. İsa´nin yaratilmasi ona göre daha kolay görüldügü halde, bundan dolayi hala süphe eden necran hiristiyanlarinin akilsizlik ve bilgisizliklerini göstermek icin indirilmis olup, arkasindan gelen ayetle de onlar mübaheleye (lanetlesmeye) davet edilmislerdir.

    Tefsir kitablarinda kaydedildigine göre yukarida anilan Necran papazlari Hz. Peygamber´in huzuruna geldiklerinde onunla gecen konusma ve münazaralari sirasinda söyle demisler:

    -Ya Muhammed, sen bizim adamimiza (Hz. İsa´ya) küfediyormussun.
    -Ne diye?
    -Kendisine kulluk isnad ediyormussun.

    --Evet, o da Allah´in kulu ve peygamberidir. Hem de bakire olan Hz. Meryem´e birakilmis, Allah´in bir kelimesidir. (Bu deyimin manasi yukarida gecmistir.) -(Öfkeyle): Babasiz bir insan gördügünüz var midir? Madem ki, Hz. İsa´nin, insan nevinden babasi olmadigini kabul ediyorsunuz, onun babasinin Allah oldugu anlasilir.

    --Bilmiyor musunuz ki, Hz. Adem´in ne babasi, nede anasi vardi? Bununla beraber o, Allah´in oglu sayilmaz. Hz. isa´nin nicin Allah´in oglu olmasi gerekiyormus (Hasa!).
    Bunun üzerine, sonrakiyle beraber bu ayet gelip, önce onlarin bilgisizlik ve akilsizliklari aciklandi sonra da yukaridaki ayetle mübahaleye davet edildiler.

    < Kendisi ve annesi hakkinda gercege aykiri düsecek bir iddiada bulunursa..>
    Iyi bilinmelidir ki, özet olarak arzedildigi gibi Ali Imran suresinde Allah´in es ve evlad edindigini kabul eden hiristiyanlarin sözlerinin sacmaligi kesin delillerle isbatlanip aciklanarak, onlarin her türlü süphelerine inceleme yoluyla yeterli cevab verilince o sözlerin bozuklugunu kesin olarak ifade eden bu parlak delile sözler bitirilecek, nasil ki, anasiz babasiz yaratilan Hz. Adem´in, Allah´in oglu olmasi gerekmiyorsa, yanliz babasiz yaratilan Hz. İsa hakkinda bu sacma iddiaya yer kalmaz.

    Yine nasil ki, Allah´in kudretiyle topraktan Hz. Adem yaratilmissa, na rahminde toplanan kandan da Hz. İsa yaratilabilir.

    Sirasiyla Allah´in bu aciklamalarini düsünen ehli insaf sahibi, hakikatin en ötesine varligini itiraf etmek zorunda kalacagi süphesizdir.

    Binaenaleyh aciklama ve irsad bu dereceye ulasinca Allah, yüce peygamber´i ne hitab ederek buyurdu ki:

    Yani onlari anilan sekilde lanetlesmeye davet et ki, eger cüret ederlerse, hemen belalarini bulacaklari süphesizdir.>

    Iste bu konudaki bu ayet inince Peygamber Efendimiz Necran hiristiyanlarina hitaben buyurdular ki: Dediler ki: Ya Muhammed! Bize müsaade et, düsünelim.> Evlerine gelip, danisma kurulunu kurup bir hayli konusma ve görüsmelerden sonra, baskanlari olan Abdu´l-Mesih adindaki zat bir nutuk cekerek dedi ki:
    Mutlaka eski dininizde kalmak isterseniz, bu zatla baris yapip ayrilarak yurdumuza cekilmemizi uygun görürüm.>

    Bu karar üzerine ertesi gün Hz. Peygamber´in huzuruna geldiklerinde onu, siyah bir elbise giyerek evinden cikmis bulmuslardi ki, o sirada Peygamber Efendimiz Hz. Hüseyin´i kucagina almis ve Hasan´in elinden tutmustu. Hz. Fatima ardindan geliyor, Ali de onu takib ediyordu. diye Peygamber Efendimiz bunlara hitab ettigi de isitildi.(Hz. Peygamberin bu davranisi, davet ettigi lanetlesmeye bir hazirlanma seklinden ibaretti.)

    Hasimlarinin, bu cesaretli durumu görmeleri onlara bir kat daha tesir ettigi icin korku ve heyecanlari artti. Kendilerine baskanlik eden Abdul´l-Mesih dedi ki:
    Artik hepsi birden Hz. Peygamber´e yaklasarak: dediler.

    Peygamber Efendimiz buyurdular ki: O kalbi kararmis zümre ise, bundan da yüz cevirdileri icin Peygamber Efendimiz <Su durumda aramizda savas ilan edilmis olur.> buyurdular. cümlesi, arab atasözlerindendir.) Onlar dediler. Hz. Peygamber de bunu uygun bularak ellerine bir sözlesme verdi ve hepsine hitaben buyurdu ki:

    (Mekke müsriklerinden Nadr b. Haris hikayesiyle burada itiraza yol yoktur. Cünkü o mel´un gerci diye Peygamber Efendimize karsi büyük birt cür´et gösterek Mekke halkinin mahvolmasini temenni ettigi halde buna cevab olarak (Enfal suresi, ayet: 33) ayeti gelmisti.

    Fakat görülüyor ki, iki hikaye arasinda birkac yönden fark vardir:
    1-Lanetlesme, iki tarafin istirak ve ittifakiyla olarak bir muameleden ibaret olup, yanliz bir cür´etkarin daveti üzerine bir milletin mahvolmasinin gerekmiyecegini süphesizdir.

    2-Hz. Peygamber´in hürmetine, Mekke müsriklerinin azab edilip köklerinin kesilmesinden korunmus olmalari, yüce Peygamber´imizle, milletleri adina, gercegi ortaya cikarmak iddiasiyla lanetlesen hiristiyan alimlerinin de bu azabtan korunmalarini gerektirmezdi.

    Hele her umumun, müstesna seklinde bir takim hususi maddeleri bulunur. Madem ki, hususi olarak bu cemaat hakkinda, cür´et ettikleri kabul edildigi takdirde böyle bir azabin gelecegini, yalan söylemeyen haberci (Hz. Peygamber) haber veriyor, dogrulugunda süphe etmeye hic bir sebeb olamaz.
    Evet, Kur´an´da yalniz onlarin lanetlesmeye davet edilmeleri hakkinda Allah´in emri vardir. Fakat bu emre uyarak davet edilmis olduklari da muhakkak olup, bu davet üzerine gecen durumlar ise, tefsir ve hadis kitablarinda hep bu sekilde yazilidir.

    Siyer kitablarinda Heyetler konusunda, Necran hiristiyanlarinin yukarida gecen tarihte Medine´ye gelisleri etraflica kaydedilip aciklanmistir. Arada kil kadar fark bulmak mümkün olmadigi icin Imam-i Razi de diyor. Kisacasi, bu hikaye iki yönden Hz. Peygamber´in peygamberliginin sabit olduguna delalet ediyor:

    1-Kur´an´in ifade buyurdugu lanetlesme teklifinde bulunmasi. Cünkü böyle bir teklif, ancak durumun hakikatini tamamen ve kesin olarak bilip de hasmin mahvolmasini gerektirecegini iyice anlayan zatin karidir.
    Zira böyle olmayinca insan, kendi yalanini aciklamaya calismis olur. Hz. Peygamber´in insanlarinin en akillisi oldugu, alemce kabul edilmisken, eger cür´et edecek olurlarsa bunlarin mutlaka Allah´in azabina carpilacaklarini kestirmemis ve kendisi Allah tarafindan desteklenmemis olsaydi, hic herkesin huzurunda böyle bir teklife kalkismasi düsünülebilir miydi?

    2-Onlarin, lanetlesme alanina cikmaktan vazgecmeleri: Zira eger bunlar Tevrat ve Incil´e dayanarak Hz. Peygamber´in hak peygamber oldugunu bilmemis ve kendi iddialarinin, akilsizlik ve sacmaliktan ibaret bulundugunu sezmemis olsalardi, iddialarinca onu susturmak icin o kadar uzak yoldan, son derece gösterisli bir sekilde gelmis büyük bir kalabalik olmalarina ragmen geri cekilmeyi ve cizye vermeyi kabul etmek kücüklügünü gösterirler miydi?

    NOT:
    1-Lanetlesme olayinda yanliz iddiaci durumunda bulunanlarin hazir olmalari yeterken aile fertlerinin de bulunmasinin sart kosulmasi sirf Hz. Peygamber´in son derece güvendigini ve her tehlikeden sakinmak insan tabiatinin geregi bulunmasi en degerli ve sevgili kimselerini de hazir bulundurmakta tam bir güven sahibi oldugunu ifade etmek maksadiyla olup, binaenaleyh bu kadar güven sahibi olabilirse hasmin da aile fertlerini bulundurmasi veya adlarini anarak lanetlesmeye katmasi gerekecegi kendilerine anlatilmisti.

    İste bunlar ne kadar olsa kitab ehli olduklarindan Allah korkusunu bilirler ve harika seklinde Allah´in kahrinin ortaya cikacagina inanirlarmis ki, putperestler gibi cür´et etmemislerdir.

    2-Bu ayet, Hz. Hasan´la Hüseyin´in her birinin, Peygamber Efendimizin cocuklari olduguna da delalet ediyor. Cünkü Kur´an ayeti geregince Hz. Peygamber, lanetlesme yerine oarini da getirmeyi va´d buyurup hazirlanmasi sirasinda ise yukarida kaydedildigi gibi onlari yanina almisti.

    < Hz. Fatima´nin cocuklarinin babasi benim> anlamindaki hadisler de bunu gerektirir. Yine ayetinin sonuna dogru (En´am suresi, ayet: 84-85) ayetiyle Hz. Isa´nin –sirf annesi tarafindan soyunun Hz. İbrahim´e dayanmasi sebebiyle-- Hz. İbrahim´in zürriyetinden sayilmasi, bir kimsenin kizinin oglunun da kendi oglu yerinde oldugunu ifade ediyor. (Fah-r- Razi).

    Kudret ve hikmette ortagi yoktur ki, tanrilik sifatinda ortagi düsünülebilsin. (Ebu´s-Suud).
    Ali Imran suresi, ayet: 59-63. Tefsir alimleri diyorlar ki:

    Yine Zemahseri´nin dedigi gibi -- (fesadcilari) kelimesindeki tarif lami, meydandaki ahde (söz konusuna) yorularak-- bu ayetin, (Nahl suresi, ayet: 88) ayetindeki katlama azaba isaret kabul edilmesi de caizdir. (Sihab).

    Yahudilerin bu sacma haberleri arasinda Hz. İsa´yi diye vasiflandirmalari ya alay nevindendir veya onun peygamberligine inannan hiristiyanlarin iddialarina dayanir. Zira yahudiler, Hz. Musa´nin dininde haram olan bazi seyleri helal kilmasi ve cumartesi gününün hükmünü kaldirmasi sebebiyle Hz. İsa´nin peygamberligini kabul etmiyerek kendisini büyücü ve yalanci tanirlardi.

    (Nesh, dini bir hükmün müddetinin bittigini aciklamak demek oldugu icin Hz. İsa´nin, Tevrat´in bazi hükümlerini neshetmis olmasi, esasen Tevrat´i kabul edici olarak Israil oari peygamberlerinden bulunmasina aykiri düsmez. Bunda süphe yoktur. Ama bu yahudiler, bu nesh durumuna akillari ermediginden veya inatciligi pek cok sevdiklerinden hala israrla inkar edip, köhnecilikten vazgecemiyorlar.)

    Yukaridaki vasiflandirma bu sekilde aciklaninca
    (Suara suresi, ayet: 27) ayetindeki, peygamberlikle vasiflandirmanin benzeri olur. (Cünkü Fir´avn´dan nakledilen bu sözde Hz. Musa´nin peygamberlikte vasiflandirmasi, konusanin kendi inancina dayali degildir.)

    Ancak mümkündür ki, bu adi, onu medhetmek icin veya yahudilerin agizlarina almis oldugu bir takim cirkin vasiflar karsiliginda Allah kendi tarafindan buyurmus olsun. Nitekim (Zuhruf suresi, ayet: 9-10) ayetindeki vasiflardirma kabilindendir.

    (Cünkü müsriklere diye sorulsa hep derler. (Bk. Lukman suresi, ayet: 25; Zumer suresi, ayet: 38). Binaenaleyh bu ayetteki Allah´in vasiflari onlarin ifadesinin disindadir.)
    Yahudilerin haa gerip öldürdükleri sahis onlara bir hikmetle Hz. Isa seklinde gösterildi.

    Öldürülen sahsin adinin Taytanos oldugunu müfessirler burada aciklayip, bu gibi harikalarin peygamberlik zamaninda imkansiz görülemiyecegini de ilave ediyorlar. diye büyük bir mücadeleye düsmüslerdi. Hiristiyanlar ise, Hz. İsa´nin öldürüldügünü kabul etmekle beraber onlar da baslica üc firkaya ayriliyorlar. İcerinden Nastüriyye firkasi onun hakkinda diyorlar. Melkaniyye ve Yakubiyye firkalari da baska türlü söylüyorlar.
    Sacma sözleri aciklamaya lüzum ve hacet yoktur.

    İyi bilinmelidir ki, Kur´an´da iki yerde de Hz. İsa´nin göge cikarilmasi, deyimiyle ifade buyurularak bu hususun, sirf Allah´in kudreti sayesinde olmus bulunmasina dikkat cekilmistir. Nitekim Peygamber Efendimizin mi´raci hakkinda < (Isra suresi, ayet: 1) ayetindeki (gece götürdü) deyimi de bu incelige isaret etmektedir.

    Hiristiyanlarin (yükselme> tabirleri, onun (hasa> tanri olup da bizzat kendi gücüyle yükselmis oldugu gibi sacma bir inanca dayali oldugu icin bu tabir, Islam kitablarinda hic gecmemistir.

    Bununla beraber hiristiyanlar bu inanclarina aykiri olarak bir taraftan da onun, yahudilerin elinden kurtulmak ümidiyle kacip gizlendigini ve haca gerilince haddinden fazla aglayip sizlandigini da ortaya atiyorlar.
    Onlarin bu inanclarini cürütmek icin Fahr-i Razi´ye nispet edilen su beytler ne güzeldir!:

    diyorlar. Bu söylediklerinin dogru oldugu kabul edilince, diye onlara sormali.
    demeli.>

    Yani onlar hayatlarinda ileri ve geri kanatten uzak kalmiyorlarsa da ölecekleri sirada her birine durumun hakikati aydinlanacagi icin Hz. İsa´nin Allah´in kulu ve peygamberi oldugunu zaruri olarak anlayip süpheleri ortadan kalkmaktadir.

    Ancak bu bilip kabul etme, gayba inanmak olmadigi icin Allah´ca makbul degildir. Su durumda henüz üzerlerinde Allah´in teklifi varken bu gercegi kabul ederek gercekten mü´min olmak icin acele etmeleri gerekir ki, kurtulusa ereler.

    Bu ayetin ifadesi de, iste bu sekilde imana kosmak hususunda onlari tesvik etmektir. Bunda sühpe yoktur.
    Bu tefsire göre yanliz (ona) Hz. İsa´ya, (ölümünden önce) ibaresindeki zamir de, ayette gizli birakilan (hic bir kimse) kelimesine ait oluyor ki, Hz. İbn-i Abbas böyle tefsir etmistir.

    Yine Muhammed b. el-Hanefiyye´nin bu faydasiz imanin nasil olmakta bulunduguna dair olan ifadesi, Ebu´s-Suud tefsirinde takdirle kaydedilmistir.

    Fakat zamirlerin ikisinin de Hz. İsa´ya ait olmasi ihtimalini de müfessirler acikliyorlar.
    Bu durumda mana söyle olur: Hz. İsa´nin vefatindan önce kitab ehli kendisine iman edecektir.> Yani , ahir zamanda yüryüzüne indigi sirada mevcut olan yahudi ve hiristiyanlar, onun hak peygamber oldugunu kabul edeceklerdir. Zira eski inanclarinin sacmaligini bizzat kendisinden isiteceklerdir. Hatta yahudiler de, hala beklemekte olduklari mel´un Deccal´in Hz. İsa tarafindan öldürüldügünü görünce onun saninin yüceligini anlayacaklardir.

    İste o gün yeryüzünde yanliz Islam dinininden ibaret bir din kalacak ve Hz. İsa hayatta oldukca Islam dininin hükümlerini yürütecektir. Zira ona yeniden vahiy gelecek degildir. Bu konunun tafsilati hadis kitablarinda bulunabilir.

    (Nisa suresi, ayet: 156-159). Hz. İsrail (Yakub) adak seklinde veya doktorlarin uygun görüp tavsiye etmeleriyle kendi nefsine deve sütünü ve etinbi haram etmisti. (Sonrada siddet ve ceza kabilinden olmak üzere Israil oarina bir cok temiz seyler haram kilindi. Bu durumda sonraki dinlerde bunlar yine aslina döndürülüp, Hz. Ibrahim´in dinine uygun olarak helal kilinabilir.). Ali Imran suresi, ayet: 93.) Nisa suresi, ayet: 163.170. 171). (Risale-i Hamidiyye Tercümesi Sf. 636-653/Huseyin Cisri Efendi)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •