Hz. İşmoil

Beni İsrail tarihinde Yusa dan (s.a.) sonra Hakimler Devri; bes yüz sene kadar sürmüstür. Bu devrin en son hakimi Hz. İşmoildir.

Hz. İşmoil, İsrailoarinin basinda hem hakim, hem de peygamber olarak bulundugu sirada; Amalika Kavminden arta kalan bir grup insanin basina İmlikoarindan Calut adinda müstebit bir hükümdar gecmis bulunuyordu.

Bunlar siddetli bir hücumla İsrailoarini hezimete ugratmislar, bazisini esir edip, bazisini da agir vergilere baglamislar ve İsrail topraklarinin büyük bir kismini da istila etmislerdi.(Kisas-i Enbiya, I/33.)

Geri kalanlar ise, dar bir saha icinde sIkisip kalmislardi. Evlerinden, yurtlarindan, mallarindan, mülklerinden ayri düsen İsrailoari, kendi aralarinda düsünüp tasindilar; bu perisan vaziyetten kurtulmak ve Mukaddes Topraklari yeniden elde etmeleri icin careler aradilar.


Kendilerinin harb ile yerlerinden yurtlarindan mahrum edildiklerini, kendileriyle harbeden kavmin cok dirayetli ve otoriter bir kumandanlari bulundugunu düsündüler. Şu halde tekrar eski topraklarina kavusabilmeleri icin, dirayetli bir kumandanin emri altinda düsmanla savasmalari gerekliydi.

Hz. İşmoil´den, kendilerine böyle bir kumandan bulmasini rica etmeye karar verdiler.(A.g.e, I/33; M. Vehbi, I/444; Muhammed Hamdi Yazir, I/828.)Onun emri altinda kendilerini yurtlarindan cikaran Amalikalilara karsi savasacaklar ve memleketlerini tekrar elde edeceklerdi.

Bu kararlarini Hz. İşmoil´e söyle bildirdiler:
“Bize bir kumandan temin et. O, basimizda olarak, hep birlikte Allah yolunda savasalim.”(Bakara Suresi, 246.)

İşmoil (a.s.), İsrailoarinin ne derece nankör ve sözünden dönek oldugunu biliyordu. Bu yüzden bu isteklerinde sonuna kadar sebat edeceklerine pek ihtimal vermiyordu.

“Peki, ama size muhaberte farz kilininca, ya itiraz ederseniz?”diyerek, onlara bu endisesini belirtti.
Onlar cevaben dediler ki:

“Bize ne oluyor ki Allah yolunda harb etmeyelim? Görrüyorsun ki, yerimizden yurdumuzdan cikarildik. Coluk cocugumuzdan olduk. Bizim icin düsmanla savasmaktan baska, hangi care var?”(Bakara Suresi, 246.)

Böylece İsrailoari, kendilerine bir kumandan, bir melik gönderildigi zaman, onunla birlikte harb edeceklerine söz vermis oluyorlardi.

Talut

Bunun üzerine Hz. İşmoil, Cenab-i Hakkin emriyle, Talut adli birisini, onlara kumandan ve melik olarak tayin etti. Bu tayin isine, İsrailoarinin zengin asilzade takimi hemen itiraz ettiler:

“Nasil olur da onun gibi soylu olmayan halktan biri bize melik ve kumandan olur. Asil bizler kumandanliga layiksiz. Hem ona mal mülk de verilmis degildir”dediler.(Bakara Suresi, 247.)

İste ahde vefasizlik ve nankörlük bu kadar olurdu. Zira hem kumandan istiyorlar, hemde de tayin edilen kumandana itiraz ediyorlardi. Sebep olarak da onun halktan biri olup, zengin olmayisini ileri sürüyorlardi. Halbu ki zenginlikle kumandanlik arasinda ne münasebet vardi? Zengin olmayanin, iyi bir kumandan da olamayacagi nasil düsünülebilirdi? Yapilan bu itiraz; onlarin kötü karakterlerini ve ne derece yanlis bir insan degerlendirme ölcüsüne sahip olduklarini ap acik gösteriyordu.

İşmoil (a.s.), onlarin bu itirazlarina cevaben, “O sizin üzerinize Allah secti ve ona ilimde ve cesarette maddi ve manevi bir inkisaf verdi”dedi.(Bakara Suresi, 247.)

Bu sözüyle İsrailoarini meseleyi insafla düsünmeye davet ediyordu. Madem ki Talut´u Allah tayin etmisti; ona yapilan itiraz, Allah´a yapiliyor demekti. Hem Talut´da harp ve idarecilik icin gerekli ilim ve siyaset, güc ve otorite fazlasiyla vardi. Kumandanlik ve idarecilik hususunda, mal mülk, hasep neseb degil; asil bunlar gecerli idi.

Talut´un asil adinin Savil İbn-i Kays oldugu; boy bos, ilim ve siyaset bakimindan baskalarindan cok yüksek ve üstün olmasina binaen, Arabca “tul” (yüksek, uzun) kelimesinden türetilen Talut isminin kendisine lakab olarak verildigi rivayetler arasindadir.(Muhammed Hamdi Yazir, I/830.)(Peygamberler Tarihi, Sf. 304-306/Bünyamin Ates)