Sevgili dostlarım, merhaba...


Osmanlı ceddimiz hakkında Avrupalı gezginlerin bir gözlemi var ki, bana her zaman çok ilginç gelir...


“Gıybet konuşmaz”larmış, “dedikodu yapmaz”larmış, kimseyi “hakir” görmez, kimsenin arkasında olumlu ya da olumsuz konuşmaz, hele de hiçbir insana (Müslüman olsun olmasın) “iftira” atmazlarmış...


Hatırlıyorum: Kendisi tepeden tırnağa “Osmanlı” olan rahmetli büyük yengem (babamın amcasının eşi) gıybet konuşulmaya başlandığında elleriyle kulaklarını tıkar, “İşitmedim ya Rabbi!..” diye söylene söylene eve kaçardı.


Aradan çok zaman geçmemesine rağmen çok şey değişti. Dünyamızı “gıybet” götürüyor!


Müslümanın en çok iftiradan, isnattan, gıybetten ve dedikodudan uzak durması gerekir, ama bu konularda çok başarılı olduğumuzu söyleyemeyeceğim...


¥


Bir gün bir telefon geldi okurumdan; arkadaşıyla birlikte büroma gelmişler, benimle görüşmüşler... Ve beni “çok gururlu” bulup aralarında adamakıllı çekiştirmişler. Bu yüzden helâllik istiyordu. Çünkü zamanla hakkımdaki kanaati değişmiş...


Merak ettim: Kanaatinin nasıl değiştiğini sordum...


Zamanla daha iyi tanıdığını söyledi.


Peki, görür görmez hakkımda olumsuz bir karar vermekte neden o kadar acele etmişti?..


Şeytan dürtmüş olmalı!


¥


Tanınan insanlara çoğunlukla peşin hükümlü olarak yaklaşırız: Onun gururlu olduğunu, insanlara tepeden baktığını düşünürüz...


Peşin hükümlüyüz ya, nasıl davranırsa davransın, fark etmez: Kanaatimize göre değerlendirir, ona göre bir karar veririz... Ama kararımız çoğunlukla yanlış çıkar...


Çünkü insan, bizim kısa zaman içinde gördüğümüzden ibaret değildir.


Bu yüzden, insanlar hakkında hemen karar vermeyin sevgili dostlarım...


Çekiştirmeyin, her söylenene de kulak asmayın.


Zaten insanlar hakkında karar vermek bizim göreviniz değil...


Özellikle “derin” tanımadıklarınız için daha müsamahakâr olmaya çalışın...


Birkaç dakikalık görüşme, genelde insanı yanıltır...


Belki o gün havasında değildir... Kırgındır, kızgındır, üzgündür, kırık döküktür...


Ya da görüştüğünüz an terstir, olumsuzdur, agresiftir...


Hepimiz zaman zaman böyle havalara girmez miyiz?


Bir insan her zaman güleç, her zaman sevecen, her zaman şefkatli, kucaklayıcı, mutlu olabilir mi?


Siz siz olun, insanlar hakkında karar vermek zorunda olmadığınızı aklınızdan hiç çıkarmayın...


Gözlerinizle görmediğiniz, görseniz bile sebebini tam olarak bilmediğiniz konularda da insanları çekiştirmeyin...


Dinin bir hükmüne aykırı davrandığı zannıyla insanı sorgulayıp çekiştirenler, farkında olmadan, dinin en az “gurur” kadar dışladığı “gıybet”in tuzağına düşüverirler!


Hatt⠓müfteri” durumunda bile kalabilirler.


Aman tuzaklara dikkat!..


Düştüğümüz din dışı her tuzak, bilin ki yalnızca amelimizi değil, imanımızı da hırpalar!


Yavuz Bahadıroğlu