Sözün bittiği yerde söz söylemek söze sadakatsizlik, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde “sükût” en keskin cevap, konuşmaların kar etmediği yerde susmak en büyük kazanç değil mi? Söze sadakat; kelamı kemal ile kullanmak, kazanç; belagat ve hikmet.


Kalp kıran konuşmalar, zanna sebep olan lakırdılar, gıybet soluyan sohbetler, nefsi heyecana sevk eden sözler; gümüş değil, teneke değil; can yakan, canan ürküten, muhabbet dağıtan, uhuvvet öldüren, ölü eti yediren menhusluk, günah debelenmesi, ebterlik, beter bir tavır…


Gürültü kalabalığında, söz kabalığında, kelime kavgasında; neyin isabeti, neyin istikameti, neyin istikrarı sağlanır? Gören, duyan, işiten, yaşayan var mı?


Söz saldırısında isabet, kelime kavgasında istikamet, kelam ve kalp kırılmasında istikrar; ihtimali olmayan yakınlık, mümkün olmayan uhuvvet, soluksuz sevgi, cansız bir canan, can yakan acı… Muhabbetin, uhuvvetin olmadığı yerde ümit olur mu?


Susuz çölde gül yetişir mi? Söz çölünde savrulan kelime taşları ya göze gelir, ya gönle dokunur. Suskunluğun selinde akan ırmaklar kuru çölleri bile hakikat bahçesine çevirir. Güller güler, erguvanlar raks eder, menekşeler, leylaklar sevgi senfonisini söyler. Kaba kelimelerle çiçekleri basmak onları soldurur, söndürür…


İlk emir konuş değil, “oku” . Kâinatı oku, kalbi oku; gülü, galaksileri, hayatı, hadiseleri oku. Söz söylenecek, kaba konuşulacak, kelimelerle balyoz gibi vurulacak biri varsa o da herkeste var olan nefistir. Cümleden edna nefis, terbiye edildiğinde alaya çıkarır.


Güç ve güçlülük; nefsine söz söylemek ve dinletebilmekte. Nefsine söz geçiremeyenler konuşur da konuşur; haram helal demeden yiyenler gibi. Nefeslerin şahitliğini unutan nefisler, enfes de konuşsa boş konuşur, bakır konuşur, teneke konuşur.


O kadar çok konuşulur ki söz biter; sözden anlayanın olmadığı yerde söze sadakat bitmiştir ve söz başka diyara gider. Hakikat âşıklarını ağlatır sözsüz söz. Sürgün gitmek ister yüreğinin bilinmedik diyarlarına; mülteci gibi yaşar yurdunda. Söz söylese duyan olmaz, duyan olsa dinleyen olmaz, dinleyen olsa kaale alan olmaz. Göç gönülle gezinir durur; sözsüz bir sığınak arayarak.


Nefsine söz geçirenler konuşsun; onların sükût halleri bile büyük bir hikmet konuşmadır. Güçlü olanlar konuşmaz; zayıflar söz getirir, söz götürür, gıybet taşır, zan dağıtır, vesvese yayar. Zayıfların meclisinden uzak olmak; kendi yurdunda mülteci olmayı göze almak, dikenli yolda gül bahçesinde doğru yürümek gibi bir hal…


Hüseyin Eren