Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 38 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

  1. #1
    Status
    Offline
    Qasem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Üyelik tarihi
    18 Şubat 2017
    Mesajlar
    2,987
    Konular
    197
    Blog Entries
    4
    Bahsedilen
    307 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    50

    Standart Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Arkadaşalar içerisinde bulunduğumuz ayın mahiyyeti itibari ile Kerbela kıyamı konuşulsun istedik.

    Konuyu Selahaddin E. Çakırgil abinin 2014 yılında Haksöz okurları için yazdığı bir köşe yazısı ile gündeme alıp devamında üzerinde konuşalım dedik.

    Sözü önce Selahaddin abiye bırakıp inşallah hafta boyu konuyu gündemimizde tutup konuşmaya devam edeceğiz.

    ZULÜM VE KÜFRÜN HAKİM OLDUĞU HER YER ' KERBELA ' VE HER GÜN 'ÂŞÛRÂ'DIR...



    *İslâm, cihanşumûl / üniversal bir dindir, bütün zamanlara ve mekanlara hitab etmektedir, belli bir coğrafyaya veya topluluğa değil..

    *Resul-i Ekrem (S)’in ve onun yolunun en sâdık takibçilerinden birisi olan Hz. Huseyn’in mücadelesinin mesajı da, bütün zaman ve mekânlaradır.

    Bugünler, Muharrem-1436’nın ilk on günleri.. Hz. Huseyn’in ve yârânının Kerbelâ’da katliyle noktalanan ve İslam Milleti’nin kalbine saplanıp 1400 yıla yakın zamandır çıkarılamayan ve zehri giderilememiş olan bir hançerin vuruluşunun yeni bir yıldönümü..

    *Hz. Huseyn, Hz. Peygamber (S)’in irtihalinden / dünyadan ayrılışı üzerinden henüz yarım asır geçmekteyken.. Hicret’in 61. yılında.. Beşer tarihinin en düşündürücü ve çetin mücadelelerine çıkıyordu.

    O yarım asır içinde yaşanan Cemel, Sıffîyn ve Nehrevan Cengi gibi, müslümanlararası iç-savaş mahiyetindeki nice acı hadiselerin ve ilk 4 Halife’den son üçünün öldürülmesinin ardından, Şâm / Dımeşq’de bir ‘de facto/ fiilî durum’ gereği oluşmuş bulunan Muaviye Yönetimi, zor ve zer / kılıç ve servet yoluyla oluşturduğu ve 16 yılı aşkın bir süre devam eden saltanatını pekiştirmiş ve ömrünün sonuna doğru ise, kendisi hayattayken, oğlu Yezid için bey’atler almaya başlamıştı.

    *Halbuki, Muaviye, Hz. Ali’nin katledilmesinden sonra 6 ay kadar Hılafet makamına gelmiş bulunan Hz. Hasan’la yapmış olduğu sulh andlaşmasına göre, kendisinden sonra yerine kimseyi göstermiyecekti. Ancak, Muaviye, o anlaşmaya riayet etmeyip, saltanat gücünün baskı ve zor ve zer gibi yaptırım gücüyle önde gelen nice müslümanlardan oğlu Yezid için, ‘Ne yapayım, ondan daha münasib kimse yok..’ gerekçe/ bahanesiyle bey’at almış; ama, dört seçkin müslümandan bey’at alamamıştı.

    Bunlar, (Hz. Ali’nin oğlu) Hz. Huseyn, (Hz. Ebu Bekr’in oğlu) Abdurrahman, (Hz. Ömer’in oğlu) Abdullah ve de Abdullah bin Zubeyr idi. Muaviye, oğluna vasiyetinde, Abdurrnahman bin Ebû Bekr’in çok etkisinin olamıyacağını; mülayim bir zat olan Abdullah bin Ömer’in de problem oluşturmayacağını; Abdullah bin Zubeyr’in ise sert tabiatlı olmasından ona sert şekilde davranmasını ve üzerine gitmesini, korkutmasını; ama, Huseyn bin Ali’ye son derece dikkatli davranmasını, aksi halde başına büyük işler açağını tenbihlemişti..

    *Buna rağmen, Muaviye’nin ölümü üzerine saltanat makamına geçen Yezid, herhalde iktidarı yitirmek telaş ve korkusu içinde, babasının vasiyetinindeki ince hatırlatmayı dikkate alamamış; Medine’ye gönderdiği ulakları/ habercileri aracılığıyla Medine Valisi Mervan’dan, o 4 isimden kendisi için, ulaklar ulaşır ulaşmaz, hemen o anda, bey’at almalarını emretmişti.

    Vakit geceydi ve Hz. Huseyn, halkın huzurunda olmayan gizli bir bey’at olamıyacağını belirterek, o işin ertesi güne bırakılmasını istemiş ve onun bu görüşü kabul edilmişti.

    Hz. Huseyn ise, kendisinden istenen bey’atle, bir sulta/ zorbalık rejimine meşruiyyet temeli oluşturulmak istendiğini biliyor ve buna alet olmamaya karar vermiş bulunuyordu. Çünkü, o bey’at edecek, toplumun yönetim mekanizmasının başına haksız olarak geçmiş birisine itaatini bildirecek olsaydı olsaydı, Hz. Peygamber’in elinde yetişmiş ve terbiye edilmiş olan (torun) Huseyn bile bey’at ettikten sonra, başkalarının bey’at etmemekte direnebilmesi daha bir zor olurdu.

    *Nitekim, Hz. Huseyn, Medine’den kendisine kalben çok bağlı, 100 civarında bir küçük grupla birlikte o gece yola çıktı ve önce Mekke’ye ve oradan da, Hacc günlerini beklemeden, (bugün Irak’ta bulunan) Kûfe şehrine doğru yola çıktı. Orada, kendisine binlerce bağlılık mektubu gönderen bir büyük kitle vardı.

    Ama, bu, Mekke’den Kûfe’ye, kavurucu çöl sıcağında, yaklaşık 1 500 km.’yi bulan uzun, çetin bir yolculuk olacaktı.

    Ne var ki, Peygamber torunu’nun iktidara yürüdüğünü düşünen ve bir pay almak ümidi taşıyan nice kişi ve gruplar da ona refakat etmekteydiler. Ki, bazı kaynaklar bu kitlelerin bir ara, 18 bini bile bulduğunu belirtmektedirler. Ama, bu iktidar yürüşünün bir manevî iktidar yürüyüşü olduğunu düşünemiyenler, şartlar çetinleştikçe, dünyevî iktidar nimetleri için hayatlarını tehlikeye atmakta olduklarını görüp, hastalık ve sair güçlükler yüzünden ‘dökülme’ye başlamışlardı.

    *

    Zor karşısında, kalbler ve eylemler arasında yaşanan çatışma..

    *Esasen, Hz. Huseyn de, bu çetinliği bildiği için, kendisiyle birlikte gelecek olanların gönüllü olmalarını esas almış -ve kimsenin bir ruhî baskı veya günah duygusu ya da diğerlerinin baskısıyla zoraki sürüklenmemesini temin etmek için-, ayrılmak ve dönmek isteyenlerin ayıplanmamasını; utanıyorlarsa, gece karanlığında gizlice ayrılmalarını ve ayrılmak isteyenler için bey’atlerinden dönmelerinden dolayı bir sorumluluk olmayacağını bildirmişti.

    Ayrılanlar çok oldu. Ancak, Medine’den Hz. Huseyn’le birlikte ayrılanlardan hiç kimsenin geri dönmediği ve ayrılmadığı kaydedilir tarihî kaynaklarda..

    Ve, Hz. Huseyn’in kafilesi de artık iyice küçülmüştü.

    *Hz. Huseyn, Kûfe’ye yaklaşırken, durum hakkında bilgi almak için, amcası oğlu Muslim bin Aqîl’i gizlice Kûfe’ye göndermişti.

    Ancak, Kûfe Valisi Ubeydullah bin Zeyyâd, Muslim bin Aqîl’i yakalayıp halkın gözü önünde, Valilik binasının çatısından aşağıya atarak katletmişti. Kitlelere gözdağı verilmiş, yıldırılmıştı. Hz. Huseyn ve kafilesinin etrafındaki çember de giderek daralıyordu.

    O sırada, Kûfe’den Şam’a doğru gitmekte olan -arab edebiyatının ünlü şairi- Ferezdaq, çölde bir noktada küçük bir grubun ilerlemekte olduğunu görünce, bu grubun Hz. Huseyn’in kafilesi olabileceğini düşünmüş; tahmininde yanılmamış ve Hz. Huseyn’le görüşmüştü.

    Hz. Huseyn ona, Kûfe’nin durumunu sormuş ve o da, ‘Onların kalbi seninle, kılıçları sana karşı!’ diye son derece acı ve açık bir tablo çizmişti.

    Zorbalık ve korku ve de estirilen dehşet ve tedhiş / terör havası Kûfe halkını esir almıştı.

    *Ubeydullah bin Zeyyâd tarafından Hz. Huseyn’e haberler gönderiliyor ve Yezid düzenine bey’âtini bildirdikten sonra istediği yere gitmekte azâd olacağı belirtiliyordu.

    Hz. Huseyn ise, Allah’ın arzının geniş olduğunu düşünerek, etrafındaki muhasaranın kaldırılmasını ve yolunun açılmasını ve Yezid’in hükmettiği coğrafyadan başka yerlere gitmek istediğini belirtiyordu. Yezid Hükûmeti ise, ‘Bey’atini bildir, ondan sonra istediğin yere gidebilirsin..’ mesajını veriyordu.

    Hz. Huseyn bey’at edecek olsaydı, o zaman artık başka yere gitmesine de gerek yoktu ve Yezid, şübhesiz ki, kendi önünde eğilmiş bir Peygamber torunu’nu bir de baştâcı ederdi.

    *Hz. Huseyn ise kararlıydı, eğilmiyecekti.. ‘Heyhat! min’ez’zilleh..’ / Zorbalığa, boyun eğenlere, zilleti kabullenenlere yazıklar olsun..’ ve, ‘Kılıçlar ve kargılar yarınlarda Kuran’ı delik-deşik edecekse, o kılıç ve kargılara benim göğsüm bugünden siper olsun..’ diyor ve hakk bildiği yolda tek başına da kalsa, sonuna kadar yürümek kararlılığını ortaya koyuyordu.

    *

    İlginç tavır ve tepki örnekleri..

    *Bu sırada.. Önemli başka gelişmeler de oluyordu.

    Bunlardan birisi Ömer bin Sa’d’ın durumudur.

    O, Rey (bugünkü Tahran) şehri valiliğine tayin ediliyordu. Ancak, bu valiliğin geçerli olması için, onun önce, Huseyn’in canlı veya ölü olarak yakalanmasında rol alması şart koşuluyordu. Eğer, Hz. Huseyn’in çocukluk yıllarından beri yakın o arkadaşı olan Ömer bin Sa’d bundan kaçınacak olursa, Valilik hükmünün de geri çekileceği ve Hz. Huseyn’in yakalanması işinin Şimr isimli bir diğer önde gelen komutan tarafından yerine getirileceği bildirilmişti.

    Ömer bin Sa’d, derununda nice kararsızlıklar ve iç dünyasında kendi kendisiyle nice çetin savaşlar geçirdikten sonra, herhalde, ‘Ben olmasam, bu işi bir başkası yine yapacak, hiç değilse ben ona mülayemetle davranırım..’ gibi muhtemel hesablara da sığınarak, bu ‘büyük iş’i, beşer tarihinin o büyük cinayetini işlemek eyleminin sorumluluğunu üstlenmeye karar verdi.

    *Bu noktada bir diğer önemli isim de, Yezid ordusunun ünlü komutanlarından Hürr idi..

    O, son âna kadar, Hz. Huseyn’in o küçücük ve amma beşer tarihinin seyrinde çok etkili olan kafilesinin yolunu kesmek, onu teslim olmaya zorlamak için elinden gelen her baskıyı uygulamıştı ve amma, artık ‘iş’in sonuna geliniyordu. Tarihî kaynakların rivayetlerine göre, en azından 10 bin kişilik bir ordu, Muharrem ayının 10’uncu, yani Âşûrâ gününde, Hz. Huseyn’e indirici darbeyi vurmak için son hazırlıklarını yapıyordu.

    İşte o hassas anda, Hürr, kendi içinde cereyan eden çetin savaşlardan sonra, kararını verdi ve Muharrem ayının 9. gününün akşam karanlığında, ertesi günü kopacak olan küçük ‘kıyamet’te kendi safını belirledi. O, o ân’a kadar hizmet ettiği zulüm düzeninden kaçacak ve Hz. Huseyn’in ertesi günü zâhirî planda ezilecek olana küçücük kafilesinin içinde yer alacaktı.

    Ve, atına atladı, gecenin karanlığında, Hz. Huseyn’in ve kafilesinin bulunduğu çadırlara geldi. Hz. Huseyn’in huzuruna vardı.. Aff diledi..

    Hürr, Hz. Huseyn’in Kerbelâ’da fizikî açıdan varlığına son verilecek olan kafilesine son katılan kişi olmuştu.

    Ve daha da önemlisi..

    Ertesi sabah, Kerbelâ’da başlayan ve sayı bakımından asla kıyas edilemiyecek olan korkunç kapışmada ilk şehîd olacaktı.

    Evet, en son anda katılan ve ilk şehîd olmak şerefi Hürr’ün nasibiydi.

    *Hz. Huseyn’in ve ‘Ehl-i Beyt’inin ve yârânının etrafındaki çember daralıyordu.

    Hz. Huseyn’in etrafındaki 72 yârânı, onu korumak için canla başla, kılıç savaşı veriyorlar ve birer birer düşüyorlardı..

    Âşûrâ gününün öğle vakti geldiğinde, Hz. Huseyn, namaz için bu kapışmaya bir ara verilmesini istemişti.

    Yezid ordusunun askerleri, o kendisine karşı savaştıkları kişinin Hz. Huseyn olduğunu biliyorlardı. Onun namaz için bir mühleti istemesi üzerine, kaynakların bildirdiğine göre, Yezid ordusunun askerlerinden niceleri, Peygamber torununun arkasında namaz kılmak için, heyecanla namaza koşuyorlardı.

    Öyle ya, müslüman olup da, Peygamber torununun imametinde, kim namaz kılmak istemezdi?

    Kimbilir, ahiretlerini mâmur etmek umudu içindeydiler.

    Yezid’in ordusunda askerlik yapmaya gelince.. Tam bir kulluk, emir kulu olduklarının körlüğü, körü körüne itaat..

    *

    Yezid’in adı kötülük sembolü ve gücü de bir masal oldu.. Huseyn ise, özgürlük âbidesi..

    *Ve nihayet, şehadet..

    Âşûra günü ikindi vaktine doğru..

    Hz. Huseyn’in 72 kişilik bütün yârânı kılıçtan geçirilir ve Hz. Huseyn’in başı da bir kılıç darbesiyle kesilir.

    Şairin deyimiyle..

    ‘Düştü Huseyn atından Sahrâ’y-ı Kerbelâ’ya,

    Cibril var git, haber ver, Resul-i Kibriyâ’ya..’

    Savaş alanına Fırat suyu verilir.. Bütün diğer şehîdlerin gibi Hz. Huseyn’in bedeni de o çamurlu arazide, atların ayakları altında iyice ezilir; taa ki geride bir şey kalmaya..

    Başta Hz. Huseyn’in kızkardeşi Hz. Zeyneb başta olmak üzere, ‘Ehl-i Beyt’ hanımları ve çocukları bile zorbaca saldırılar altında, esir alınıp, perişan vaziyette, Hz. Huseyn’in bir sırığa geçirilen başıyla birlikte Yezid’in sarayına doğru büyük bir zafer kazanmış olmanın gururu içinde Şâm’a doğru, yola çıkarılır.

    Yezid de mağrurdur. Zâhiren büyük bir zafer kazanmıştır. Bu sahnenin, kimin haklı olduğunu en iyi şekilde anlattığını ileri sürer. Ama, Hz. Zeyneb’in müthiş hitabıyla daha bir maskaraya döner.

    *Bir de, gecikmiş ve çarpıtılmış bir sahiblenme yaşandı tarihte ve hâlâ da yaşanıyor.. Birileri, Hz. Huseyn’i daha çok sevmek adına, onun haklılığını kendi iktidarlarına dayanak yaparken.. Birileri de, Hz. Huseyn adına intikam almaya bile çalışıyorlar.

    Ki, tarihte bunların en çarpıcı örneği, Muhtar’us Saqafî ve Tevvabîn (tövbekârlar) Hareketi idi.

    Başlangıçta, Hz. Huseyn’e yapılan o zulümlere seyirci kalanlar, daha sonra kendilerini affettirmek adına öyle zulümler sergilemişlerdi ki, hiç bir ölçü tanımayan ve günümüzdeki IŞİD’çilerin bizzat sahiblendikleri zulümleri hatırlatan uygulamalar Caferîyye- 12 İmam Mezhebi tarafından da sahiblenilmemiş, reddedilmiştir.

    *Duygularımızı olabildiğince yansıtmamaya çalışarak bu satırlarda çok ana hatlarıyla anlatılmak istenen Kerbelâ ve Âşûrâ Faciası, kısaca böyle..

    Ama, Resul-i Ekrem (S)’in dünyamızdan rıhleti üzerinden henüz yarım asır geçmekteyken, O’nun torununun, onun böylesine korkunç zulümlere, düşmanlıklara muhatab olmasında, neyin ‘nasıl’ olduğundan çok, ‘niçin’ olduğunun daha iyi anlaşılması gerekir.

    Yazık ki, konunun bu tarafı üzerinde pek durulmamıştır.

    Şimdi hayatta olmayan bugün 40-50 yaşlarında olan ‘müslüman’ nesillerden bir kısmı üzerinde etkili olmuş bir kalem erbabı, her konuda birçok rivayetleri inceden inceye tartışır ve tartarken, konu Kerbelâ’ya gelince, ‘Yahu, tarihte anlatılanlar doğruysa, Huseyn, çoluk çocuğunu alıp çöle gitmiş ve devlete isyan etmiş ve devlet de onu cezalandırmıştır, mes’elenin özü bundan ibarettir..’ diyecek kadar sathî yorumlar yapabilmişti.

    *Doğrudur ki, Hz. Huseyn’in ve yârânının o korkunç Kerbelâ cinayetinde öylesine katledilmesi, Hz. Peygamber’e ve O’nun bütün müslümanlar için son derece muhterem olan Ehl-i Beytine karşı sergilenen bu düşmanlığın nasıl olduğu konusu, kitleleri asırlarca ve derinden dilhûn eylemiştir. Ama, işin bu tarafı, halk kitleleri için, avam için gerekli olsa bile; asıl anlaşılması gereken, bu cinayetin, bu korkunç düşmanlığın niçin böylesine frenlenemez şekilde sergilendiğinin anlaşılması olmalıdır herhalde..

    Ağlayanlar kınanmamalıdır elbette; ağlasınlar varsın.. Bu bir heyecan, bir hiss meselesidir. Çünkü, o facianın ‘nasıl’ olduğunu dinleyip hüzünlenmemek de elde değildir. Ama, mânâsını bilmeden, hayalî bir düşmanlık oluşturmak için sosyo-patolojik bir tablo oluşturulmasının da mânâsı yoktur herhalde.. Çünkü, asıl olan, bu facianın ‘niçin’ini keşfetmek ve idrak etmektir.

    Lübnanlı büyük şiî İslam âlimi, (merhûm) Allâme Muhammed Fazlullah, 20 yıl öncelerde, şiî müslümanları ilkel bir toplum haline gösteren, zincir vurarak döğünme veya korkunç bağırtılarla mersiyeler okunmasından kaçınılmasını istemişti de ağır suçlamalara mâruz kalmıştı. Keza, 30 yıl öncelerde de, merhûm İmam Rûhullah Khomeynî de, bazı kimselerin, Âşûrâ arefesinde, -kafatası derisinin altındaki kılcal damarların kanatılması şeklinde sergiledikleri- ‘qamazeni’/ kama vurma’ geleneklerinden kaçınmaları yolundaki çağrısı da şiddetli tepkilerle karşılaşmıştı.

    *

    Hz. Huseyn’i hurafelerle anmak kadar, onun adını kullanarak zâlimlerden yana olmak da, ona yapılan bir diğer zulümdür.

    *Tarih boyunca, bu konular karşısında, Yezid sisteminin devamı mahiyetinde olan hükûmetleri, saltanatları esas alanlar da, Hz. Huseyn’e gözyaşı dökmüş olsalar bile, konuyu halk kitleleri planına fazla yansıtmamaya ve ‘Allah o kanlara bizim elimizi bulaştırmadı, dilimizi de bulaştırmasın..’ gibi zâhiren mâsum gibi gözüken, ama, özünde yanıltıcı beyanlarla gerçeğin anlaşılmasını, ‘niçin’inin idrak olunmasını engel olmaya çalışmışlardır.

    Mazlum /(zulme uğrayan) öldürüldüğünde, artık kanıyla konuşmaya başlar ve zaman tünelinin bütün merhalelerini aşar, tarih devirlerine meydan okur.

    Bunun en çarpıcı örneğini Hz. Huseyn’in Kerbelâ’da en müşahhas şekilde karşımıza çıkan ‘qıyâm’ı bize sunmaktadır. Diğer bir deyişle, Kerbelâ, bize, ‘mazlum kanlarının zâlim kılıçlarına galebe çaldığı’nı bir daha göstermiştir.

    Eğer, Muaviye’nin bazı tarihlerde zikredilen ve oğlu Yezid’e, Huseyn’e nasıl davranması konusunda yaptığı tavsiyeye uymaması halinde, ‘başına büyük iş açacağı’na dair sözleri gerçek ise, âdetâ gerçekleşmiştir. Çünkü, bugün aradan 1373 yıl geçtiği halde, Yezid yine lânetle anılmaktadır ve bundan sonra da hep öyle anılacaktır. Hz. Huseyn ise, adâlet ve hakkaniyet isteyen ve sadece müslümanlar için değil ve insanlık haysiyetinden nasibli olarak yaşamak isteyen mustez’afların (hakları gasbedildiği için zayıf düşmüşler’in) gözünde de, firavunluk önünde başeğilmemesi çağrısını temsil eden bir özgürlük âbidesi mesâbesindedir.

    *Herhalde, en büyük zulümlerden birisini de Hz. Huseyn’i anmak adına yapılan mâtem törenlerinde rastlanan hurafe çapındaki korkunç aşırılıklardır. Ki, bunları tekrarlamak bile müslümanlara ağır gelmelidir.

    Bu vesileyle belirtelim ki, Suriye’de Beşşar Esed’in cinayetlerine sahib çıkan ve kendisini bir şiî cemaatinin lideri olarak tanıtan birilerinin son günlerdeki Kerbelâ proğramları çerçevesinde devlet televizyonunda, TRT’de ekranlara çıkarılması ve ‘alevî dedesi’ diye takdim olunan bazı kimselerin de ekranlardan topluma anlattıkları öyle korkunç hurafeler var ki, eğer o hurafeler toplumdaki büyük inanç kesimi adına tekrarlansaydı, en başta laikler, solcular olmak üzere, hemen herkes tarafından alaya alınırdı. Ama, bu örnek karşısında o çevrelerin sus-pus olmaları düşündürücü değil midir?

    *Bugün, İslam Milleti’nin, Muhammed Ümmeti’nin bugünkü ayrılıklarının temelinde, Kerbelâ’da noktalanan büyük cinayet ve facia vardır.

    Tekrar edelim ki, ‘Zulüm ve küfür oldukça her yer Kerbelâ; ve her gün Âşûrâ’dır.’

    Hz. Huseyn’in bütün zaman ve mekânlara verdiği mesajının özü budur herhalde.

    Selahaddin Eş Çakırgil. / Haksöz Haber

    Tevhid - Adalet - Özgürlük
    Yaren, Karaton, SiyahSancakTaR ve 5 diğerleri bunu beğendiler..

  2. #2
    Status
    Offline
    ALI
    ALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman Üye
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2017
    Nereden
    Almanya
    Yaş
    45
    Mesajlar
    2,686
    Konular
    277
    Bahsedilen
    45 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    14

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    [QUOTE=Qasem;27508]......QUOTE]

    Eline saglik sen sag ol Qasem kardesim ve sizler de sag olun ve daim olmaniz dilegiyle.

    Bu konuda karar nasil alindi ve hepiniz mi yada cogunuz mu bunu olayladi ve neden ilk önce bu konu bunlar bende suanda bir düsüncem olan seydir.

    Konu kisa olsa ve sorularla olursa hos olur ve bir misal olarak islenecek malzeme olur.

    Ve sen de döktürmesen iyi olur bu arada Qasem kardesim ve tek kitablarda yazilar haric uzun yazilarda bizi insan olarak sIKIyor bunuda dedim istemeden de olsa.

    Bazen kitablarda bir konu oluyor yazar yazmis da yazmis ve bakiyorsun ehem mi yok neden acaba buna o kadar cok agirlik da vermis diyorsun kendi kendine.

    Bu haric olarak hos ve makul ve makbul olur hani bir misal olarak imani ve fikhi mevzu olur bu gibi seyler din ile alaka ve dinden de gelir ve ayni zamanda onada dayanir böyle mesele kisa da olmayabilir kisada kesilebilir.
    Karaton, Nazenin, Ahsen ve 2 diğerleri bunu beğendiler..

  3. #3
    Status
    Offline
    ALI
    ALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman Üye
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2017
    Nereden
    Almanya
    Yaş
    45
    Mesajlar
    2,686
    Konular
    277
    Bahsedilen
    45 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    14

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Alıntı Qasem Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Her yer Kerbela,Her gün Aşura mı?( Ekim Ayı 1.Hafta)
    Baslik bu ve arkadaslarda istemis ve bende buyrun diyorum bu konuda sizden de yararlanmak istemekteyim.

    Ve suanda buna dair da bir sey demek istemiyorum daha yazinin icini basindan sonuna kadar okuyup üstünde de durmadim.
    Karaton, Qasem, Nazenin ve 3 diğerleri bunu beğendiler..

  4. #4
    Status
    Online
    sükutu-ezber - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hüzün/Sarısı
    Üyelik tarihi
    11 Şubat 2017
    Mesajlar
    2,788
    Konular
    390
    Bahsedilen
    111 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    1 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    81

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    çok hazin bir son olmuş ne mutlu ki onlara kalplerinde iman dolu şehit edilmişler

    sadece hz,hüseynin hunharca acı bir şekilde şehit edilişini susuz bırakılışını biliyoruz,halk arasında
    ben kendi adıma bunu diyebilirim çok,içeriğini bilmiyorum inşallah okudukça öğreneceğiz

    yazarın çok değindiği konular var bu konuda bilgisi olan kardeşlerimizin aydınlatmasını bekliyoruz kendi adıma diyebilirim,,

    zincirleme olayını zaten aklım almıyordu insanların kendine zarar vermesi ne kadar doğru

    birde 12 İmam olayı
    çok konu var aslında

    görüşleri okuruz inşallah,,,
    Ahsen, ay düşüm, Karaton ve 1 diğerleri bunu beğendiler..
    ne şairim ne yazarım
    biraz kendimden
    biraz gördüklerimden
    öylesine karalarım,,,


    önemli olan kalp efendim
    edebi,hayayı da
    imanı ,riyayı da
    Rabbinden korkmasını da
    dürüst olmayı da
    kendinde barındırır ,,,,


    Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı
    seni aldatan nedir?
    İnfitâr 6. ayet

  5. #5
    Status
    Offline
    elem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Biiznillâh
    Üyelik tarihi
    29 Ocak 2017
    Mesajlar
    586
    Konular
    21
    Bahsedilen
    52 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    39

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Yazı çok uzun olduğu için okuyamadım kusura bakmayın. Yalnız merak ettiğim aşurenin dinimizdeki yeri nedir? Kısaca açıklayacakları bekliyorum.
    ay düşüm ve Karaton bunu beğendiler.
    Sana hep dik durmayı öğretmiş minareler.

  6. #6
    Status
    Online
    NoktA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    21 Mart 2017
    Mesajlar
    3,998
    Konular
    1597
    Bahsedilen
    313 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    50

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Alıntı ALI Nickli Üyeden Alıntı
    Bu konuda karar nasil alindi ve hepiniz mi yada cogunuz mu bunu olayladi ve neden ilk önce bu konu bunlar bende suanda bir düsüncem olan seydir.

    Konu kisa olsa ve sorularla olursa hos olur ve bir misal olarak islenecek malzeme olur.

    Ve sen de döktürmesen iyi olur bu arada Qasem kardesim ve tek kitablarda yazilar haric uzun yazilarda bizi insan olarak sIKIyor bunuda dedim istemeden de olsa.
    Konu başlığıyla ilgili oylama yapılsaydı bende kerbela yönünde kullanırdım ALI abi. Bence konuya yapılan giriş de gayet güzel. Yazıyı ilgiyle okudum. Daha önce okuduklarıma hiç benzemiyordu. Hiç sıkılmadan okudum

    Allah razı olsun @Qasem üstad
    ay düşüm, Karaton, eRkAm ve 1 diğerleri bunu beğendiler..

  7. #7
    Status
    Online
    NoktA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    21 Mart 2017
    Mesajlar
    3,998
    Konular
    1597
    Bahsedilen
    313 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    50

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Alıntı elem Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yazı çok uzun olduğu için okuyamadım kusura bakmayın. Yalnız merak ettiğim aşurenin dinimizdeki yeri nedir? Kısaca açıklayacakları bekliyorum.
    Çok şey kaçırıyorsun elem. Bence kendine biraz zaman ayır oku
    ay düşüm ve Karaton bunu beğendiler.

  8. #8
    Status
    Offline
    ay düşüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Münzevi..
    Üyelik tarihi
    31 Ağustos 2017
    Mesajlar
    1,704
    Konular
    314
    Blog Entries
    30
    Bahsedilen
    102 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    44

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Rasulullah'ın Torunu ve Kerbela Şehidi

    Hazret-i Hüseyin radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin sevgili ikinci torunu... Hazret-i Ali (r.a.)'ın küçük oğlu... "Şehid" lakabıyla meşhur... Başına gelen acı hadiseler dolayısıyla İslâm ümmetinin yüreklerini sızlatan bir yiğit... "Kerbelâ şehidi" diye tanınan bir sevgili mazlum insan...O, hicretin 4. yılı Şaban ayının 5. günü Medine-i Münevvere'de doğdu. O günün sevincine melekler de katıldı. Hz. Hüseyin (r.a.)'ın doğduğu eve geldiler. Guruplar halinde ziyaret ettiler ve Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimizle tebrikleştiler. O gün Rasûlullah (s.a.) Hz. Ali'yi kapıda bekçi bıraktı. Kimseyi içeriye almamasını tenbih etti. Meleklerin ziyareti tamamlanınca Efendimiz dışarı çıktı ve bekleyen ashâbını içeriye buyur etti. Hz. Ali (r.a.)'ın ziyarete gelen meleklerin sayısı konusundaki sözü hatırlatıldı. Efendimiz: "Nerden, nasıl bildin ya Ali?" diye sordu. Hz. Ali (r.a.) da: "Melekler gurup gurup geliyorlardı. Her biri ayrı bir dil konuşurlardı ve sayılarını bildirirlerdi," diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.): "Allah aklını ziyâde etsin ey Ali!" buyurdu.Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz sevgili torununun kulağına ezan okudu ve adını Hüseyin koydu. Yedinci günü Akîka kurbanı kestirdi. Aynı gün saçlarını traş ettirip kızı Fâtıma'ya verdi ve: "Ey Fâtıma! Hüseyin'in saçları ağırlığınca sadaka ver," buyurdu. O da oğlunun saçları ağırlığınca gümüşü fakirlere dağıttı.Hz. Hüseyin (r.a.)'ın doğumu ile ilgili Hz. Abbas (r.a.)'ın hanımı Ümmü'l-Fadl bir gece şiddetli, mihnetli ve korkulu bir rüya gördü. Sabahleyin doğruca Resûl-i Ekrem (s.a.)'in yanına gitti ve: "Ya Rasûlallah! Bir rüya gördüm ve çok korktum," dedi. Efendimiz (s.a.): "Ne gördün?" dedi. Ümmü'l-Fadl da: "Ya Rasûlallah! Sizin vücudunuzdan bir parçanın kesilip evime konulduğunu gördüm" dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.): "Hayır olsun inşaallah! Fâtıma'nın bir oğlu olacak, sen de ona sütünü emzireceksin," buyurdular.Hz. Hüseyin dünyaya gelince Ümmü'l-Fadl onu alıp eve götürdü ve doyasıya sütünü emzirdi. Ümmü'l-Fadl bir gün çocuğu alıp Rasûlullah (s.a.)'e götürdü. Efendimiz torununu aldı ve kucağına oturttu. Onu öptü, başını okşadı ve sevdi. Çocuk kucakta otururken Efendimizin üzerini ıslattı. Ümmü'l-Fadl buna üzüldü ve çocuğu biraz sertçe tutup Efendimizin kucağından aldı. Çocuk ağlamaya başladı. Rahmet Peygamberi Efendimiz buna dayanamadı ve: "Ey Ümmü'l-Fadl! Allah iyiliğini versin. Sen onu ağlatmakla beni üzdün," buyurdu.İki Cihan Güneşi Efendimiz hiç kimsenin üzülmesini istemezdi. O raûf ve rahîm peygamberdi. Kendi aile efradına ve ümmetine çok düşkündü. Onların sıkıntıya uğraması ona çok ağır gelirdi. Bir defasında yine torunu Hüseyin'in ağladığını işitti. Annesi Fâtıma'ya: "Onun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?" buyurdu.Ne şefkat!.. Ne merhamet!.. Ne edeb!.. Ne ince terbiye!.. Kimseyi kırmadan, incitmeden eğitmek!.. Derin merhametini tatlı sözleriyle belirtmek!.. Allah'ım bizlere de bu inceliği ve merhameti nasip et!.. Amin.Rahmet ve şefkat peygamberi Efendimiz, torunları Hz. Hasan ve Hüseyin (r.anhüm)'ü çok severlerdi. Bir gün yine onları kucağında oturtup severken Üsame İbni Zeyd (r.a.) gördü. Efendimiz'in onlar hakkında şöyle buyurduğunu işitti: "Allah'ım! Bunlar benim kızımın oğullarıdır. Ben bunları seviyorum. Sen de onları sev. Onları sevenleri de sev," buyurdu.İki Cihan Güneşi efendimiz sokakta oynayan çocuklara da selâm verirdi. Onlarla ilgilenirdi. Bir gün ashabıyla bir yere giderken Hüseyin'in sokakta çocuklarla oynadığını gördü. Biraz hızlıca yürüyerek torununu yakalamak istedi. O da oraya buraya koşuyordu. Efendimiz de hem gülüyor hem de peşinden koşuyordu. Onu tutmağa çalışıyordu. Sonunda Hüseyin'i tuttu. Onun yüzünü mübarek iki eliyle sevdi ve yanaklarından öptü. Ashabına döndü ve: "Hüseyin bendendir. Ben de Hüseyin'denim! Allah'ı seven Hüseyin'i sever! Hüseyin torunlardan bir torundur," buyurdu.Hz. Hasan ve Hüseyin (r.anhüm) efendilerimiz İki Cihan Güneşi Efendimizin şefkat ve merhamet pınarından doyasıya içerek büyüdüler. Dedelerinin yanından hiç ayrılmadılar. Onun mübârek dizlerinde oturarak, onun sevgi dolu gönlünden feyizler alarak yetiştiler. Etrafa nur saçan tebessümleri ve iltifatlarıyla gözlerini, gönüllerini nurlandırdılar. Onun nübüvvet nuruyla geliştiler. Gece-gündüz fırsat bulunca dedelerinin kucağına koşarlardı.Bir gün Habib-i Kibriya (s.a.) Efendimiz Ümmü Seleme (r.anhâ) annemizin evinde iken Cebrâil aleyhisselâm geldi. Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz Ümmü Seleme annemize: "Ya Ümmü Seleme! Kapıda dur içeriye kimse girmesin," dedi. O sırada Efendimizin reyhanı Hüseyin geldi ve birden içeri daldı, Rasûlullah (s.a.)'in boynuna atıldı. Efendimiz onu kucağına aldı, öptü ve sevdi. Cebrâil aleyhisselâm: "Onu çok mu seviyorsun?" dedi. Efendimiz de: "Evet!" dedi. Bunun üzerine Cebrâil (a.s.): "İyi ama, ümmetin onu öldürecektir!" dedi. Efendimiz hayretle: "Demek onu öldürecek olanlar mü'minler!.." dedi. Cebrâil (a.s.): "Evet! İstersen onun öldürüleceği yeri sana göstereyim," dedi ve gösterdi. Oradan bir avuç kızıl toprak alıp getirdi. Efendimiz o toprağı aldı ve kokladı da: "Bu toprak gam ve belâ kokuyor," buyurdu. Daha sonra toprağı Ümmü Seleme (r.anhâ) annemize emânet olarak verdi ve: "Ey Ümmü Seleme! Bu, torunum Hüseyin'in öldürüleceği yerin toprağıdır. Ne zaman kan haline gelirse o vakit bil ki Hüseyin öldürülmüştür," buyurarak ileride olacak hadiselere işaret etti.İki Cihan Güneşi Efendimiz bu toprağın Kerbelâ toprağı olduğunu söylemişti. Kerbelâ, Irak'ın Kûfe bölgesindedir. Efendimiz bu yeri tasa ve belâ yeri diye vasıflandırmıştır. Bir seferinde Hz. Ali (r.a.) "Sıffîn"e giderken bu mıntıkadan geçmişti. Fırat kenarında bir köy olan Ninova'ya gelince durdu ve burasının adını sordu. Kerbelâ cevabını alınca Hz. Ali (r.a.) gözyaşlarını tutamadı. Sonra şunları söyledi:"Bir defasında Rasûlullah (s.a.)'in huzuruna gitmiştim. Vardığımda ağlıyordu.- Ya Rasûlallah! Seni ağlatan nedir?" diye sorduğumda bana: "Az önce Cebrâil aleyhisselâm yanımdaydı. Bana oğlum Hüseyin'in Fırat kenarında Kerbelâ denen yerde öldürüleceğini haber verdi ve o topraktan bir avuç alıp bana koklattı. Gözyaşlarım akıyorsa bu benim elimde değil ne yapayım kendimi tutamadım," buyurdu.Hz. Hüseyin (r.a.) ağabeyi Hz. Hasan (r.a.) ile birlikte birçok seferlere katıldı. Hz. Osman (r.a.)'ın evini kuşatan isyancılara karşı halifeyi korumak ve evine su taşımak üzere babası tarafından verilen vazifede bulundu. Babasının halifeliği sırasında beraberinde Kûfe'ye gitti. Şehâdetinden sonra vasiyeti üzerine ağabeyine itaat etti. Hz. Hasan (r.a.) ile Muâviye (r.a.) halifelik konusunda anlaşınca Hz. Hüseyin bunu içine sindiremedi ve ağabeyi ile birlikte Medine'ye döndü. Kendini ibadete verdi. Zühd ve takvâ üzere yaşamaya gayret etti. Muâviye döneminde fitne çıkarmak isteyen kimselere de fırsat vermedi.Muâviye (r.a.) 60. h. yılda Şam'da vefat edince oğlu Yezid'e bîat etmedi. Yezid her ne sûretle olursa olsun Hz. Hüseyin ve arkadaşlarından bîat almasını Medine valisi Velid İbni Utbe'den istedi. Vali yumuşak huylu, merhamet sahibiydi. Kendisine Hz. Hüseyin'in öldürülmesi fikri söylenince: "Benim dinimi mi yıkmak istiyorsunuz? Yemin ederim ki Hüseyin'i öldürmek sûretiyle bütün dünyanın mal ve mülküne sahip olacağımı bilsem yine de bunu yapmam," diyerek reddetti.Bu haberler üzerine Hz. Hüseyin (r.a.) 28 Recep 60 h. (4 Mayıs 680 m.) gecesi bütün aile fertleriyle birlikte Mekke-i Mükerreme'ye gitmek üzere yola çıktı.Kûfeliler Hz. Hüseyin (r.a.)'a bîat etmek için Meke'ye haber gönderdiler. O da amcasının oğlu Müslim İbni Akîl'i incelemelerde bulunmak üzere Kûfe'ye gönderdi. Müslim bir mektup yazarak Kûfelilerin Hz. Hüseyin'e bîat edeceklerini hatta on beş yirmi bin kişinin bîatını onun adına kabul ettiğini bildirdi. Fakat Yezid bu faaliyetleri öğrenince Müslim'i öldürttü. Halk korkudan biatlarını geri aldı. Hz. Hüseyin (r.a.) bu arada geçen hadiselerden haberdar olamadı. İbni Abbas, İbni Zübeyr ve İbni Ömer (r.anhüm) hazarâtı Kûfe'ye gitmemesini tavsiye ediyorlardı. Gerekirse Mekke'de adınıza bîat alırız diyerek görüş beyan ediyorlardı. Fakat kader-i ilâhî'nin önüne geçmek de kimsenin kârı değildi. Bir sevk-i tâbiî ile Hz. Hüseyin (r.a.) 8 Zilhicce 60 h. 9 Eylül 680 m. tarihinde ailesi ve bazı taraftarlarıyla birlikte Kûfe'ye hareket etti.Hz. Hüseyin (r.a.) rüyasında Rasûlullah (s.a.)'i gördüğünü ve başladığı işi tamamlamakla emrolunduğunu söyledi. Bunun için amcazâdesi Abdullah İbni Ca'fer'in gitmemesine dair yazdığı mektubuna da cevap vermedi. Yolda Kûfelilerin bîatlarından caydığını ve Müslim İbni Akîl'in öldürüldüğünü duyunca bir ara geri dönmeyi düşündü. Fakat kader tekrar o tarafa yönlendirdi. Kendisiyle beraber gelenlere: "İsteyenlerin ayrılabileceğini," söyledi. Yanında sadece aile fertleri kaldı. Yaklaşık 72 kişiyle birlikte Kerbelâ'ya vardı. Kûfe valisi Ubeydullah İbni Ziyad Rey valisi Ömer İbni Sa'd'a bir mektup göndererek Hüseyin'in doğrudan kendisine teslim olmasını istedi. Yoksa onunla savaşmasını emretti. Her iki taraf da maalesef anlaşamadı ve savaş hazırlığına başladı.Hz. Hüseyin (r.a.) gerekli savaş hazırlıklarını yaptıktan sonra atına bindi ve önünde mushaf olduğu halde Ömer'in ordusuna yaklaştı. Kendisinin buraya geliş amacını anlamalarını ve hakkında insaflı hüküm vermelerini istedi. Ömer İbni Sa'd hiçbir şey duymamış gibi davrandı ve aldığı emri yerine getirmek üzere ilk oku fırlattı. Böylece savaş başlamış oldu. Birbirine denk olmayan bu kuvvetler arasında tam bir dram yaşandı. Hz. Hüseyin (r.a.)'ın yirmi üç süvari, kırk piyadeden oluşan askerleri kısa sürede azaldı. Hepsi şehid oldu. Hz. Hüseyin (r.a.) yalnız kaldı. Bu yalnızlıktan yararlanan Sinan İbni Enes en-Nehâî bir harbe attı ve Hüseyin efendimizi yere düşürdü. Kendisi de atından yere atlayarak indi ve Hüseyin efendimizin başını keserek şehid eyledi. 10 Muharrem 61. hicri 10 Ekim 680 m. senede 57 yaşlarında iken kader onu teslim aldı. Vücudunda 33 mızrak yarası ve 33 kılıç darbesi vardı.Hz. Hüseyin efendimizin şehid edildiği gün Ümmü Seleme (r.anhâ) annemize verilen kızıl toprak kan haline gelmişti. Annemiz onu kan şeklinde görünce: "Eyvâh Hüseyin'im!.. Eyvâh Rasûlullah'ın reyhanı!.." diyerek ağlamaya başladı ve etrafa haber verdi. Bu acı haberi duyan Medine halkı feryatlara boğuldu. O gün yer yerinden oynadı.Şehidlerin cesetleri ertesi gün Gadiriye köylülerince toprağa verildi.Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin (r.anhüm) efendilerimiz Rasûlullah (s.a.)'in sevgili torunları olarak hep birlikte anılmışlardır. Efendimizin "İki çiçek demeti" ve "Cennet gençlerinin efendileri" sıfatıyla müslümanlar tarafından daima sevilmiş, sayılmış ve adları çocuklara verilen en yaygın isimler arasında yer almıştır. Onlar yaratılış ve ahlâk itibariyle Rasûlullah (s.a.) Efendimize çok benzerlerdi. Halîm, selîm ve yumuşak huylu idiler. Şefkat, merhamet ve cömert idiler. Buyururlardı ki: "Cömert efendi olur, cimri hor olur. Bu âlemde bir mü'min kardeşinin iyiliğini, kendinden önce düşünen, öbür âlemde daha iyisini bulur."Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimiz çocuk yaşta iken dedelerinin yanına serbest girip çıkarlardı. Evde olsun, mescidde olsun o ışık kandilinden ayrılmazlardı. Sefere gidip gelen ashâbı onlara hediyeler getirirdi. Dıhye (r.a.) her ticârî seferden dönüşte eli boş dönmezdi. O nur topu sevgili torunlar buna alıştığı için bir gün Cebrâil aleyhisselâm'ı da Dıhye (r.a.)'a benzeterek varıp ellerini koynuna soktular. Rasûlullah (s.a.) mahcup bir şekilde Cebrâil (a.s.)'a: "Ey kardeşim Cebrâil! Sizi ashabımdan Dıhye'ye benzettiler. O her sefer dönüşünde onlara hediyeler getirir deyince Cebrâil (a.s.) oturduğu yerden ellerini uzatıp cennetten bir salkım üzüm ile bir kırmızı nar alıp onlara hediye etti. Hz. Hasan ile Hüseyin sevinerek mescidden çıkarken bir dilenci gelip onlardan istedi. Onlar da vermek istediğinde Cebrâil (a.s.) mani oldu ve: "Ya Rasûlallah! O dilenci şeytandır. Cennet meyveleri ona haram iken hile ile yemek istedi," dedi. Rasûlullah'ın sevgili torunları böylesine cömert idi.Hz. Hüseyin efendimizin soyu Ali Zeynelabidin vasıtasıyla devam etmiştir. Hüseyin efendimizin neslinden gelenler "Seyyid" ünvanıyla anılmıştır.Hüseyin efendimizin başına gelen, yüreklerimizi sızlatan o acı hadiseleri gönüllerimizde hissederek devamlı onun sevgisinin artmasına ve âhirette şefaatına vesile olmasını Rabbimizden niyaz ederiz. Amin

    Mustafa Eriş


  9. #9
    Status
    Offline
    ALI
    ALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman Üye
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2017
    Nereden
    Almanya
    Yaş
    45
    Mesajlar
    2,686
    Konular
    277
    Bahsedilen
    45 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    14

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Alıntı elem Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yalnız merak ettiğim aşurenin dinimizdeki yeri nedir?Kısaca açıklayacakları bekliyorum.
    Daha önce asure orucu diye oruc var idi ve hükmü de farz iken daha sonra nesh olunmus ve müstehab gibi buna benzer hükmü kalmistir.

    Yani senin de anlayip kavrayacagin tutan kisi sevap kazanir ve bunu tutmayan kisiyede bir zarar da yok ve mesele müstehab yada mendub oldumu böyle olur ve hatta sünnet de olsa kisacasi böyle o sey hüküm olarak ve günah da yok.
    SiyahSancakTaR, eRkAm ve sükutu-ezber bunu beğendiler.

  10. #10
    Status
    Offline
    ALI
    ALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman Üye
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2017
    Nereden
    Almanya
    Yaş
    45
    Mesajlar
    2,686
    Konular
    277
    Bahsedilen
    45 Mesaj(lar)
    Etiketlemek
    0 Konu(lar)
    Tecrübe Puanı
    14

    Standart Cevap: Haftanın Konusu: Her yer Kerbela, Her gün Aşura mı? ( Ekim Ayı 1. Hafta)

    Alıntı NoktA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Konu başlığıyla ilgili oylama yapılsaydı bende kerbela yönünde kullanırdım ALI abi.Bence konuya yapılan giriş de gayet güzel.Yazıyı ilgiyle okudum.Daha önce okuduklarıma hiç benzemiyordu.Hiç sıkılmadan okudumAllah razı olsun @Qasem üstad
    Nokta kardesim eskiden ali abini az da tanimissan ve bilmen de gerekmez mi idi az yada cok yapi olarak nasil bir sahsiyet olur diye.

    Abim her ne okunursa insan da ister istemez bir seyler verebilmeli ve hatta o kitab da yazida olsa okudugunda deymelidir.

    Simdi konu bize yada bu insanlara ne verecek yada neyi kazandiracak bana ilk önce sizler bunu deyin.

    Konunun kiymetli olmasi bir yana bana ne kadar faydali olur veya bununla ne kadar yararlanabilirim.

    Bu eskiden olmus ve yasanmis bir aci olay bizi yaralamaktan ve duygusal olmaktan baska neler verir ve bunu bilmek le elime ne gecer yada bilmesem de neyi kayip ederim diye düsünmekteyim biiznillah.

    Suanda sözümüde kisa kesiyorum ve laf lafi acar misalinden de olmasin diye kendi kendime de diyorum.
    ay düşüm, eRkAm, Karaton ve 1 diğerleri bunu beğendiler..

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Haftanın konusu öneriniz var mı?
    Konu Sahibi Ahsen Forum SP Haftanın Konusu
    Cevap: 125
    Son Mesaj : 2 Hafta önce, 19:09
  2. 1 Hafta Evde Yalnız Kalsan 1 Haftanın Sonunda Ev Ne Hale Gelir?
    Konu Sahibi Futbolcu Forum SP Sohbet & Muhabbet
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 31.Mart.2018, 20:17
  3. Haftanın konusu ramazan ayı ve oruç
    Konu Sahibi Ahsen Forum SP Haftanın Konusu
    Cevap: 45
    Son Mesaj : 22.Haziran.2017, 16:44
  4. Haftanın Konusu Boşanma
    Konu Sahibi Karaton Forum SP Haftanın Konusu
    Cevap: 67
    Son Mesaj : 17.Nisan.2017, 23:05
  5. Haftanın konusu....
    Konu Sahibi sükutu-ezber Forum SP Haftanın Konusu
    Cevap: 13
    Son Mesaj : 26.Mart.2017, 21:58

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •