Geçenlerde TRT1 de Sevgili dostum Kemal Özer’le birlikte gıdalardaki helal ve haram ölçülerini tartıştık. Kemal Özer gıda katkı maddeleri, gıdalardaki doğallık, tohum gerçeği ve benzeri alanlarda oynanan oyunlar konusunda Türkiye’de en donanımlı insanlardan birisidir. Söylediklerine güvenir ve nazarı itibara alırım. Alanıyla ilgili dini ölçülerden de bigâne değildir. Yine de fıkhın ölçüleri ve hüküm koyma usulü ihtisas isteyen bir alandır. Bu konuda bilimsel bilgilerin yanında fıkhın usulüne de ihtiyaç vardır. Fıkıh, hakkında nas bulunmayan, yani salt ibadet/taabbudî olmayan ve bilime bırakılan konularda bilimin verilerini alır ve hükmünü o verilere göre koyar. Böyle konularda tek başına fıkıh da yine tak başına bilim de hükmü belirleyemez.

Müslümanlar yirmi otuz yıldır helal gıda tüketme konusunda yeniden bilinçlenmeye ve meselenin önemini kavramaya başladılar. Dünya genelinde işin trilyon dolarla ifade edilen muazzam bir ekonomik yönü de var. Helal sertifikası veren ve vermek isteyen kuruluşlar hızla artıyor. Ancak her yeni teşebbüs gibi bu alanda da hatalar yapmaya devam ediyoruz. Ama eşyanın tabiatı gereği kaçınılmaz olan bu hataların giderek azalacağını ve doğrulara peyderpey ulaşılacağını ümit ediyorum. Yeter ki, müteşebbisler samimi müslüman olsunlar. Her ne kadar alınacak daha çok mesafe bulunsa bile.

Bu alanda yaşadığımız hatalardan birisi bilimle dini, ya da mühendislikle fıkhı uzlaştırmayı henüz başaramamış olmamızdır. Bazen mühendislerin fıkıhçılardan daha dindar olmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz. Tabii ki hakları, ama o zaman kendi hassasiyetlerine uygun fıkıhçılarını da kendileri üretmeye kalkışıyorlar. Bunun sonucunda bizim ideolojik fıkıh dediğimiz, önceden ısmarlama patolojik bir durum ortaya çıkabiliyor.

Sözünü ettiğimiz televizyon tartışmasından hareketle İslam’ın gıda ve beslenme konusundaki öğretilerini, daha doğrusu bizim onlardan anladıklarımızı maddeler halinde vermek istiyorum.

Doğal ve biyolojik bir ihtiyaç olan yeme içme de müslümanlar için önemli bir imtihan konusudur. Kuranı Kerim’in ve onu açıklama sadedinde Sünnet’in sözünü ettiği helaller ve haramlar vardır. Bunların anlamı belli olanlar asıldırlar. Müslümanlar bunları yeniden tartışmazlar, devre bitmiş tarihsel birer emir ve yasak olarak görmezler.
Yeme içme imtihanı Hz. Âdem’le başlamış ve kıyamete kadar da sürecektir. Bu imtihanı kaybedenler diğer imtihanları da kaybedebilirler. Çünkü haramla beslenme insanın maneviyatına etki eder ve duyarlılığını azaltır. İnsan sadece fizik yönü olan bir varlık değildir. Haramlar, insanın manevi alıcıları/letâifi için köreltici ve bulandırıcı birer parazittirler. “Haramla beslenen bir vücut ateşe daha layıktır”. “Bir lokma haramın insanın ibadetlerinde kırk gün sevabı yok edici kötü etkisi vardır… Haram yiyen, haram içen ve haram giyen insanın duaları kabul olmaz”. Kul hakkı ise haramların en kötüsüdür. Sadece yapacağı ibadetleri etkilemez, yaptıklarının sevabını da götürür. İşte bütün bunlar işin bilimsel değil, manevi yönüdür.

İslam ahlakının gereği olarak insan yemek için yaşamaz, yaşamak için yer ve yediğine şükrederek yemesini de ibadete dönüştürür. Dolayısıyla yeme içme bir zevk işi olmamalıdır, zaman öldürme ve israf anlamı taşımamalıdır. Kuranı Kerim’de Allah kâfirlerin, yemelerini ve içmelerini hayvanlar gibi zevklenme/temettu’ amacıyla yaptıklarını söyler. Böyle olmadıktan sonra müslümanın, Allah’ın bütün nimetleri ve güzellikleri müminler için yaratmış olduğu bilinciyle yemesi ve içmesi de onun hakkıdır. En iyisini en iyi şekilde yer ve şükreder.

Hz. Peygamber buyurur ki, “Allah peygamberlere neyi emretmişse müminlere de onu emretmiştir. Peygamberlere demiştir ki, “Ey peygamberler, helal ve hoş olan şeyleri/tayyibât yiyin ve salih ameller yapın. Ben sizin neler yaptığınızı çok iyi bilirim” (23/51). Müminlere de demiştir ki, “Ey iman edenler, size verdiğimi rızıkların helal ve hoş olanlarını/tayyibât yiyin ve eğer gerçekten sadece Allah’a ibadet ediyorsanız O’na şükredin” (2/172).
Salih amel, bir müslüman için en öncelikli ve olmazsa olmaz işlerdir.

Tayyib (ç: tayyibât) kelimesi Kuranı Kerim’de çoğunlukla hep gıdalar için kullanılır, temiz, hoş ve hijyenik diye anlaşılabilir. Bu sebeple alınan gıdaların sadece helal olması yetmez, ayrıca temiz hoş ve hijyenik olması da gerekir. Bu konuda yaptığımız çalışmalardan anladığımız kadarıyla doğallığına müdahale edilen, özellikle genleriyle oynanmış (GDO) gıdalar tayyib değildir. Yani bunlara haram diyemesek bile helalü hoş olmadıkları da açıktır. Mesela kolaya haram diyemeyiz, ama pek çok olumsuz yönüyle tayyib/helalü hoş olmadığı da açıktır. Allah’ın fıtratına, yaratmadaki sünnetine müdahale etmek, bitkilerin ve hayvanların genleriyle oynayarak sistemini ve kodlarını değiştirmek caiz değildir.
Göreceğiz inşallah.

| Faruk Beşer
https://www.yenisafak.com/yazarlar/f...rejimi-2023532