ARAÇLARI AMAÇLAŞTIRMA!

Siz hiç sırtında eşek taşıyan adam gördünüz mü?

Böyle bir şey görseniz ne düşünürsünüz? Muhtemelen şu tepkiyi verirsiniz: “Be hey adam! Eşek senin binmen için yaratıldı. Sen ise tutmuş, işi tersine çevirerek eşeği kendine bindiriyor, kendini eşek yerine koyuyorsun.”

Bir çoğumuzun bizim imtihanımıza vesile kılınan bir takım nimetler ile ilişkisi işte tam da “sırtında eşek taşıyan adam” gibi.

Birkaç örnek verelim:

Mal-mülk, bu dünyada bizim istifade etmemiz, temel ihtiyaçlarımızı karşılamamız için bize hizmetçi kılınmıştır. Eğer insan mal ve mülkü araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirirse, onunla sevinir onunla üzülürse, onun yüzünden dost olup onun yüzünden düşman olursa, sabah ilk kalktığında aklına o gelip akşam yatarken aklından onu geçirirse o zaman malın mâliki değil de mal olun mâliki olmuş olur.

Makam ve mevki, mümin açısından kendi şahsî arzu ve ihtiraslarını gerçekleştirmek için değil İslam’ın değer ve hükümlerine hizmet etmek içindir. Ama eğer kişi makam-mevki için dinin hükümlerini bir kenara bırakıyor, kırmızıçizgileri çiğnemeye başlıyorsa o zaman biz makam ve mevkinin esiri olmuşuz demektir.

Kur’an, baştan sona dünyayı amaç haline getirenler ile araç olarak kullananların hikâyeleriyle doludur. Kur’an’daki örnekleri incelediğimizde şunu görürüz: Kim ki Allah’ın kendisine verdiği nimeti Allah yolunda kullanıyorsa Allah daha da çok veriyor. Kim de bu nimeti amaç haline getirip ona tapınıyorsa Allah o nimetle birlikte o kişiyi yerin dibine batırıyor.

Hz. Davud ve Hz. Süleyman hem kral hem de peygamber idiler. Onlar taç ve tahtı kendi ihtirasları için değil Allah’ın dinine hizmet için kullandılar. Allah da onlara hiç kimseye vermediği imkânlar bahşetti.

Zülkarneyn, kendisine verilen krallığı Allah’a hizmet yolunda kullandı. Allah da ona olan nimetini daha da arttırıp kendisini yeryüzünün doğusuna ve batısına hâkim kıldı.

Firavun ise krallığını amaç haline getirdi. Makam ve mevkisine güvenerek kendisini Rab ve ilah ilan etti. Allah onu ve krallığını Kızıldeniz’in sularının dibine batırdı.

Karun, servetini kendisine binek eyleyeceğine servetine güvendi, servetine tevekkül etti, servetine taptı. Ona güvenip dayanarak insanlara çalım satmaya kalkıştı. Allah da onu, servetiyle birlikte yerin dibine geçirdi.

Kehf sûresinde kıssasına yer verilen “bahçe sahibi”, bahçesini araç değil amaç haline getirdi. Öyle ki bu bahçesinin ihtişamına aldanarak kıyameti bile inkâr etti, bahçesini Rabbine şirk koştu. Allah da onun bahçesini tarumar eyledi.

Öyleyse…

Elinizdeki nimeti “amaç” değil “araç” olarak görün. Bunun yolu ise nimeti, onu verenin istediği şekilde kullanmak, o nimeti şahsî hevesleriniz için değil Allah’ın dinine yardım için kullanmaktır.

Rabbimiz, elimizdeki nimetleri kendisinin razı olacağı şekilde kullanarak bu geçici nimetleri, kalıcı nimetlere dönüştürmeyi bizlere nasip eylesin.

(Soner Duman/23.Ramazan.1440/28.Mayıs.2019/Salı)