İnsan vardır, deryaya, insan vardır göle benzer. İnsan vardır vahaya, insan vardır çöle benzer. İnsan vardır güneşe, insan vardır yele benzer. İnsan vardır dosta, insan vardır ele benzer. İnsan vardır çınara, insan vardır bir kuru dala benzer.



İnsan vardır gönüle, insan vardır acı bir dile benzer. İnsan vardır hedefe götüren yola, insan vardır üç kuruşluk pula benzer. Velhasıl insan adam gibi adam olursa inciye cevhere, adam olmazsa, kendinde de yer bulamayan mekânsız bir kula benzer.



Her türlü su deryaya akar. Kirlisi de temizi de. Fakat derya hepsini kendi içerisinde temizler. O bir kova kirli su ile kirletilemediği gibi, bir kova su almakla da boşaltılamaz. Mevlana’nın güzel bir sözü var;” Kelbin dudağı değdi diye derya kirlenmez” der. Oysa göller böyle değildir. O kendine ne gelirse ona göre şekil alır.



Kendi içerisinde mahpus olan sular akacak yer bulamadığı için zamanla kokmaya başlar. Bundan dolayıdır ki derya ruhlu insanlara ihtiyaç var, elbette göl gibilerine değil.



Kediler sıkışınca sahibini tırmıklar, aç kalınca da yavrularını yerlermiş. Fakat aslanlarda bunu göremezsiniz. Nerede bir akbaba görürseniz orada bir leş var demektir. Kargalarda böyledir. Kargaların sesi leş görünce çoğalır.



Bir damla su bardağı taşırabilir, fakat nehirler akarda durmadan, deryalar yine taşmaz. Göl kokarda deniz kokmaz. Boynuna ip bağlanınca seni sürüklemeye bin tane gönüllü çıkar diyor bir düşünür. Yine Eskimoların bir sözü vardır; Buzlar kırılıncaya kadar kimin dost kimin düşman olduğunu bilemezsin” der.



Hz.Peygamberimiz (s.a.v.) arkadaşlarıyla yolda yürürlerken bir köpek ölüsüne rastlarlar. Arkadaşlarından birisi “ Şu köpeğe bakınız ne kadar kötü kokuyor” deyince Hz.Peygamberimiz (s.a.v.) onlara “ İyi bakınız inci gibide dişleri var” cevabını verir. İşte bugünde dünyanın daha çok bu bakış ve anlayışa ihtiyacı vardır.



Hani Mecnunun Leyla için çöllere düştüğünü gören zamanın hükümdarı “Getirin bakalım şu Leyla’yı nasıl biriymiş” der. Getirirler bakar ki sıradan bir kız. Mecnuna;”Sen bu kız için mi çöllere düştün” deyince Mecnun hükümdara; “ Siz Leyla’ya kendi gözlerinizle bakmışsınız, birde benim gözümle baksaydınız beni anlardınız” der.



İnsan eşyaya nasıl bakarsa öyle görürmüş. Hayatı boyunca güle baktığı halde dikeninden başka bir şey göremeyen insanlar vardır. Böyleleri ha güller arasında yaşamış, ha dikenler içerisinde ömür sürmüş ne fark eder ki.



Bugün dünyanın en çok ihtiyacını duyduğu Mecnun gözlü ve Derya gönüllü insanlara selam…



Ahmet Seven