Evet gençler, işte size kahraman bir örnek insan
O kahraman bir mü’min, kahraman bir baba, kahraman bir eş ve kahraman bir evlat

Şeyma Gür'ün yazısı

Bana ‘kahraman kimdir, kime derler’ diye sorsalar, hiç tereddütsüz anacağım isimlerden birisi Nuri Kaba olur. Bir insanı kahraman sınıfına sokabilecek hemen her vasfı üzerinde taşıyor. O kahraman bir mü’min, kahraman bir baba, kahraman bir eş ve kahraman bir evlat.

Onu TRT’nin “Ömür dediğin” programında tanıdım. Hayatını anlatıyordu. Bembeyaz uzun sakalları, başında takkesi, nurlu, sevimli bir sîması vardı. Neşeli neşeli konuşuyor, anlatırken kelimelerini dikkatle seçiyor, vurgulamak istediği yerlerde gözlerini kocaman açıyordu. Tatlı bir Laz şivesi ile anlattıkları bir ucundan kulağınıza çalındığında dinlemeden, hayran olmadan edemeyeceğiniz bir hikayesi var.



Rize’nin Güneysu ilçesinde yaşayan sobacı Nuri Kaba yetmişli yaşlarda.

İlk okulu köyünde bitirdikten sonra okuyamamış. “Herhalde zekamız pek keskin değildi” diyor gülerek. Medreseye yönelmiş ama onun da üstesinden gelememiş. “Bâri bir sanat öğreneyim, nâmerde muhtaç olmadan çoluk çoğumun nafakasını helâlinden kazanayım, hem de insanlara faydalı olayım” diye düşünmüş ve bir usta yanında çırak olarak çalışmaya başlamış. “Çünkü” diyor gözlerini kocaman açarak “Peygamberimiz buyurdu ki insanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.”

İşte karşımızda Resulullah’ın izin süren kahraman bir mü’min. Asıl akletmesi gerekeni anlamış, gerçek başarının sırrını çözmüş.

Çırak olarak çalıştığı sıralarda henüz on yedi yaşındayken evlenmiş. Artık evli barklı birisi olmasına rağmen arada ustasından tokat yediği oluyormuş. Ama böyle zamanlarda küsüp kaçmak yerine işine daha da dört elle sarılıyor, ustasının dediklerini daha bir titizlikle yerine getiriyormuş. Çünkü o sanatı elde etmeye azmetmiş. Yedi sene çıraklığın ardından ustası dükkanı, genç Nuri’ye devretmiş.



Sekiz çocuk babası Nuri Kaba kırk beş yaşlarında iken hanımı bir kaza geçirmiş ve belden aşağısı tutmaz olmuş. “Çok çalışkan idi. O yüzden çok zoruna gitti belinin kırığı” diye anlatıyor.

Yirmi beş senedir eşine, dört- beş senedir de yanına aldığı doksan yaşındaki annesine bakıyor.

O kahraman bir eş ve kahraman bir evlat.

Melekleri imrendirecek halini şöyle anlatıyor: “Ailem (eşinden bahsediyor) önce kabullenemedi. Sonra sonra biraz rahatladı, ‘böyle de bir dünya var’ dedi. Gece uyuyamaz o, sabah uyur. Sabah namaza camiye gidiyorum. Eve geldiğimde annemle kahvaltımızı yapıyoruz. Sonra annem salonda oturup kendi işleri ile meşgul oluyor. (Çekimlerde doksan yaşındaki ninenin beş şişle çorap ördüğünü görüyoruz) Ben dükkana gidiyorum. Öğlen namazını kıldıktan sonra çıkıyorum eve. Hanım yatakta. Temizliyorum onu, değişiyorum onu. Alıyorum onu hasta arabasına. Elleri sağlam. Arabasıyla dolaşıyor evin içinde.”

Hayat arkadaşı ne demekmiş, Allah’ın emanetine nasıl bakılırmış görelim:


“Allah onu bana nasip etti. Onun sağlığı da ölümü de herşeyi benden sorulur. Allah onu benden soracak. Nasıl baktın? Nasıl himaye ettin? Nasıl korudun? Onun korkusundan… Yoksa çok diyenler oldu ‘niye evlenmedin?’

“Olur mu ailen canlı, sana muhtaç!”

“Sen onunla yaşamanda büyük feyiz var. Ben şimdi ailem yok bilmiyorum, var biliyorum. Aile yokluğu hissetmiyorum. Konuşuyoruz, dertleşiyoruz, biribirimizle müzakere ediyoruz. Huzurumuz da yerinde. Binanın bozulmayan, yok olmayan tuğlaları gibi halimiz. Pazara kadar değil, mezara kadar…”

Hikaye bundan ibaret değil. Bir de evlat acısı var.

Altı kız evlat üzerine olmuş kıymetlisi, Muhammed’i hafız aynı zamanda. Yirmi dört yaşında kalp krizi geçirip vefat ettiğinde uzaklarda. Gecenin dokuzunda bir telefonla gelmiş vefat haberi.

“Bir anda yüce Mevla bana bir metanet verdi ve ‘inna lillah ve inna ileyhi râciun’ dedim. ‘Allah verdi, Allah aldı’ dedik. ‘Biz de bizim değiliz dedik’ sabrı devam etti.”

Tam burada gülen yüzü hüzünle ciddileşiyor: “Evlat acısının geçmiş zamanı olmaz, her zaman tazedir.”

Şu sözlerinde ise hem tam bir iman, hem de mükemmel bir fedakârlık ve vefa var:

“Dört sene evvel Allah bana kalp krizi nasip etti. Ana damarda yüzde 70 daralma var. Doktor by pass dedi, olmadım. Hastam var, annem var, onlara kim hizmet edecek? Bir gece kalktım dedim ki ‘Ya Rabbi! Benim kalbimi biliyorsun ki bunlara hizmet yapayım istiyorum. Sana itaat, ibadet yapayım, başka bir maksadım yok. Benim sağlığımı devam ettir ya Rabbim.’ Bir gece rüyamda nefes alamıyorum gördüm. Allah beni hapşırttı. Burnumdan içi delik bir kemik çıktı. Rahatladım. Sabah hanıma rüyamı anlattım, dedim ki: ‘Yüce Mevlam benim kalbimi düzeltti.’ Sonra kontrole giitim Efor çekildi vs. Kontrollerim iyi çıktı. Allah bana ameliyat olmadan o tedaviyi yaptı. Sırf onlara baktığım için.”



“Yaşlandıkça daha hevesli çalışıyorum” diyen Nuri Kaba “Ölüm Allah’ın olmazsa olmaz emridir. Ölüm olmadan İslâmı tam yaşayamayız” derken hayata olduğu kadar ölüme de hüsn-ü kabul gösterdiğini görüyoruz.

Evet gençler, işte size kahraman bir nümune-i imtisal. Dünya da cennet de böyle insanlarla güzelleşecek.