Onu tanıdığımda henüz çok gençti, ama kapkara uzun bir sakalı vardı. Konuşmasına “Ben bir İslâmcı olarak” diye söze başlar, bu çizgide envai çeşit görüş bildirirdi.

“İnşAllah bir gün sakalını kesmek zorunda kalmaz” diye düşündüğümü hatırlıyorum.



Siyasete girince, sakallarını bir miktar kısalttı: “Eh” dedim içimden, “tümünü kesmediğine şükür.”



Belediye Başkanı seçilince biraz daha kısalttı...

Derken, geçenlerde televizyonda gördüm. Sakalı iyiden iyiye kısalmış, “kirli sakal” dedikleri türe dönüşmüştü.

Yadırgadım, ama yargılamadım. Çünkü “kul”un “kul”u yargılama hakkı yok: Bırakalım bizi Yaradan yargılasın!



Hem hiçbir insan bir kararda kalmaz: Zaman içinde değişir...



Olumlu değişime eskilerimiz, “terakki” (İlerleme. Yukarı çıkma, yükselme), olumsuz değişime “tereddi” (Gerileme. Soysuzlaşma. Aşağı düşme), yahut “tedenni” (Maddi ve mânevi gerileme) derlerdi...



Biz insanlar, “iyi” ile “kötü”, “doğru” ile “yanlış”, “güzel” ile “çirkin” arasında tercih yapma hakkına sahip olarak yaratılmışız. “Sevap”la “günah”, Cennet’le Cehennem arasında tercih yapmakta da özgürüz. Herkes, günün birinde hayat tarzının sonuçlarına katlanmayı göze almak şartıyla, kendi hayatını nasıl yaşayacağı konusundaki tercihi özgür iradesiyle yapabilir. Bu konuda Cenab-ı Allah’ın bilinen kanallarla bazı telkinleri vardır, ama hiçbir zorlaması yoktur.



Bahsi geçen dostum için söylemiyorum; genel olarak kendisini “İslamcı” olarak tanımlayan, üstelik de bunu belirleyici öge sayan herhangi bir kişi, tanınmaya başladıktan sonra sakalını budamış, yürüyüşü değişmiş, tavırlarına “dünyacı bir eda” gelmiş ve o çerçevede “İslamcı değilim” demeye başlamışsa, bu beni rahatsız eder. “Önce”siyle “sonra”sı arasındaki değişimin mahiyetini düşündürür. Ne değişmiştir, neden değişmiştir, nasıl değişmiştir?



Yoksa geniş kitlelerin yüklediği anlam çerçevesinde (siyasal İslam türünden) ben dâhil, pek çok “Müslüman”, “İslamcı” olmadığını rahatça söyleyebiliriz. Ve pek çoğumuz bunu söyleye geldik. Zaten “İslamcılık”, İslam terminolojisi içinde var olan geleneksel kavramlardan yahut ıstılahlardan değildir.



Yıllardır görebildiğim ve gözlemleyebildiğim kadarıyla, bazılarına sadece “Müslüman” olmak yetmiyor! “Sağcı Müslüman”, “solcu Müslüman”, “ilerici Müslüman”, hatta “laik Müslüman” oluyorlar. Kavramlar bir birine giriyor. İslamiyet yetmemiş gibi, orasına-burasına bir şeyler yamamaya çalışıyorlar. İslamda arayıp da bulamadıkları nedir, anlayamıyorsunuz. “Bozulma sürecinin cilveleri” deyip geçiyorsunuz.



Ama iş orada bitmiyor. Özellikle bir şekilde (sanatta, siyasette, show dünyasında) şöhreti yakalayan kimi Müslümanlar, hızlı bir değişim sürecine giriyorlar. En başta sakallar kırkılıyor, ya da bıyıklar kökünden kesiliyor. Ardından saçlara röfle yapılıyor, tırnaklar manikürleniyor, (şaşıracaksınız, ama erkeklerden söz ediyorum) giysiler “marka”laşıyor, bir lüks ve tantana tutkusudur başlıyor.



Bu süreç Müslümanlığı değil, ama Müslümanları küçümseme sürecidir. Bunun arkasından en tehlikeli sürece giriliyor: “Müslümanlığın insana tek başına bir şey ifâde etmediği” söylenerek bir viraj daha alınıp oradan “entel” havalarda “İslam yetmez, tüm dinleri bir arada yaşamak lâzım” herzesine geçiliyor!



Yıllar boyu horlanan Müslüman’a kader iktidar nasip etti, ama nelerin karşılığında, düşünmek lâzım.



Yavuz Bahadıroğlu