Harezmşahlar Devleti’nin yedinci hükümdarı. İsmi Muhammed olup, altıncı Harezmşah hükümdarı Alâüddîn Tekiş’in oğludur. Annesi Terken Hâtûn olup, doğum yeri ve târihiyle ilgili olarak kaynaklarda kesin bilgi mevcut değildir. Harezmşah hükümdarı oluncaya kadar Kutbüddîn, hükümdar olduktan sonra Alâüddîn lakaplarıyla meşhûr oldu. Babasının 1200 (H. 596) senesinde vefat etmesi üzerine, Harezmşah hükümdarı oldu. Saltanatı müddetince Gurlularla, Karanıtaylarla ve Bağdad’daki Abbasî halîfesiyle mücâdele etti. Zâlim ve kan dökücü Moğol hükümdarı Cengiz Hân’ın, Harezm ülkesini fetilâ ve yağma ettiği sırada, Moğol istilâsından kaçan Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, Irak’da bulunan oğlu Rüknüddîn’in yanına gitti. Mâzenderân yolu ile Âbiskûn’da küçük bir adaya irtica etti ve 1220 (H. 617) senesinde üzüntüsünden hastalanarak öldü. Çocukluğundan îtibâren köklü bir aile terbiyesi ile yetişen Alâüddîn Muhammed, babasının sağlığında Horasan valiliği yaptı. Babası Alâüddîn Tekiş’in emriyle düzenlediği kalabalık bir orduyla, sapık bâtınîlere ait Torşiz kalesini muhasara etti. Bu sırada babasının ölüm haberini aldı; sıkışan ve anlaşma teklif eden bâtınîlerle yüz bin dinar vergi vermeleri karşılığı sulh yaparak, Harezm’e döndü. 3 Ağustos 1200 (H. 596) da Harezmşah tahtına oturdu Kutbüddîn olan lakabını Alâüddîn’e çevirdi. Kardeşi Tâcüddîn Ali Şâh’ı Horasan valiliğine tâyin edip Nişâbur’a gönderdi.

Alâüddîn Tekiş’in vefatı üzerine başkaldıran Iraklılar, bir çok Harezmliyi öldürdüler ve aralarında bulunan bâzı hanedan mensubu kişileri de Alâüddîn Muhammed’e karşı harekete geçirdiler. Bir müddet onlarla uğraşan Alâüddîn Muhammed, Gurlu hükümdarı Gıyâsüddîn’in kendisine karşı olanları tahrik ve teşvik etmesi üzerine Gurlularla mücâdeleye başladı. Gurlu hükümdarı Gıyâsüddîn, yeni Harezm hükümdarının kendi üzerlerine kuvvet gönderecek güçte olmadığını düşünerek, Hindistan seferinde bulunan kardeşi Şihâbüddîn’i çağırdı. Diğer taraftan da Horasan’ı ele geçirmek üzere savaş hazırlığına başladı. Gönderdiği kuvvetli bir ordu, Merv şehrini kuşatarak ele geçirdi. Şerahs, Nesâ, Ebîverd, Tûs ve Nişâbur şehirlerini de zabt etti. Nişâbur’da bulunan ve Horasan valisi olan Tâcüddîn Ali Şah esir alınarak, Gur’a, Sultan Gıyâsüddîn’in huzuruna gönderildi. Sultan Gıyâsüddîn’in kardeşi Şihâbüddîn, Kûhistan’a kadar ilerleyip, bâtınîlere ait bâzı beldeleri tahrîb etti. Irak’ın ve Horasan’ın elinden çıkmasına üzülen Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, 1201 (H. 597) yılında Gurlu hükümdarı Gıyâsüddîn’e mektup yazarak, Horasan’ın iadesini istedi. İâde etmediği takdirde, gerekirse Karahıtaylar’dan faydalanarak zorla alacağını bildirdi. Gurlu hükümdarı aynı şiddette olmamakla birlikte olumsuz cevap verdi. Bir takım bahanelerle onu oyalamaya çalıştı. Alâüddîn, hazırladığı orduyla 1201 (H. 598) senesi baharında Horasan’a hareket etti. Nişâbur’u kuşatarak geri aldı. Horasan’ın ikinci merkezi olan Merv’i harb etmeden ele geçirdi. Serahs’ı kuşattıysa da kışın gelmesi, bu yüzden yiyecek ve yakacak sıkıntısının baş göstermesi üzerine, muvaffak olamayıp, kuşatmanın sürdürülmesi için bir mikdar asker bırakıp Harezm’e döndü. Serahs’ı kuşatan Harezm ordusu, uzun mücâdelelerden sonra ele geçirdi. Bu vesileyle Nesâ ve Ebîverd havalisi de Harezmşahlara geçti. Sultan Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, 1202 (H. 599) senesi yazında, hazırladığı büyük bir orduyla Herat üzerine yürüdü ve muhasaraya başladı. Ancak Gurluların büyük tahkimat ve kalabalık ordusu karşfsında, muhasaraya kırk gün kadar devam edebildi. Sonunda Merv’e doğru geri çekilmek mecburiyetinde kaldı ve Harezm’e döndü. Şihâbüddîn Gûrî, ordusu ile Tûs’a kadar ilerledi. Merv ve Ebîverd’i işgâl etti. Harezmlilerden pek çok kimseyi öldürttü. Bu sırada kardeşi Gıyâsüddîn’in ölüm haberini alıp Herat’a döndü.

Zâten ikinci bir Horasan seferine hazırlanan Alâüddîn Muhammed, Gurlu hükümdarı Gıyâsüddîn’in ölümü üzerine hemen harekete geçti. Gönderdiği öncü kuvvetleri Merv’i kuşatarak ele geçirdiler. Sultan Alâüddîn Muhammed, hazırladığı kuvvetli bir orduyla 1202 (H. 601) senesi kışında, Gurluların Horasan yolu üzerindeki en önemli merkezi olan Herat’ı kuşattı. Nisan ayı sonlarına kadar süren muhasaradan sonra, Herat kumandanı Alp Gâzî’nin emân dilemesi ve sulh teklifi üzerine şehir alınarak sulh yapıldı. Alâüddîn Muhammed, emrindeki orduyla birlikte Merv’e doğru hareket etti. Herat’ın, Alâüddîn M’uhammed bin Tekiş tarafından alındığını haber alan Şihâbüddîn Gûrî, Alâüddîn Muhammed’e tehdit dolu mektup yazarak geri çekilmesini istedi. Olumsuz cevap alınca da hazırladığı orduyla birlikte Harezm’e doğru hareket etti. 1205 (H. 602) yılı sonbaharında Merv’den ayrılan Alâüddîn Muhammed, sür’atle anayurdu olan Harezm’i müdâfaaya koştu ve Harezm’e ulaştı. İki ordu Amûderya kanallarından olan Karasu’da karşılaştılar. Her iki taraf da büyük kayıplar verdiyse de Harezm ordusu yenildi.

Şihâbüddîn Gûrî, kuvvetli mukavemete ve karşı tedbirlere rağmen ilerleyerek, Harezm’in başşehri Gürganc’ı kuşattı. Yediden yetmişe bütün Gürganc ahâlisi birleşerek, Gurlu ordusuna karşı savunmaya hazırlandı. Bu sırada dışarıda bulunan Alâüddîn bin Muhammed, yanında bir mikdar kuvvetle şehre geldi. Sultan Alâüddîn Muhammed, bu tedbirlerin alınması esnasında Karahıtaylardan yardım istemişti. Tayangu kumandasındaki Karahıtaylar ordusu, yanlarında Semerkand hükümdarı Sultan Osman ve kuvvetleri olduğu hâlde yardıma yetiştiler. Bu durum karşısında çekilmekten başka çâresinin olmadığın! anlayan Şihâbüddîn Gûrî, geceleyin bütün ağırlıklarını yaktırdı ve ordusuna geri dön emrini verdi. Geri çekilen Gurluları, Sultan Alâüddîn Muhammed, Hezâresb’e kadar tâkib etti. Orada, Şihâbüddîn mukabelede bulunmak istediyse de, bozguna uğratıldı ve kumandanlarından bir çoğu esir edildi. Bozguna uğrayan Gurlu ordusu, pek çok kayıp vererek çöl yoluna düştü. Karahıtaylar ordusu, Gurluları tâkib etti. Sultan Alâüddîn Muhammed ise Gürganc’a döndü.

Bu çarpışmalardan sonra, Herat hariç, bütün Horasan tekrar Harezmşahlara’geçti. Kısa bir zaman sonra, Gurlu emirlerinden Tâcüddîn Zengi, Alâüddîn Muhammed’e karşı harekete geçti. Sultan Alâüddîn Muhammed’in gönderdiği orduya yenilen Emîr Zengi de on arkadaşı ile esir edilerek Harezm’e gönderildi. Bunlar orada öldürüldüler. Bu sırada, Gurlu sultânı Şihâbüddîn’in vefatıyla yerine oğlu Mahmûd geçti. Fakat onun iradesizlik ve liyakatsızlığı sebebiyle, Gurlu ülkesinin değişik beldelerinde müstakil hareket etmeye çalışan emirler, valiler ortaya çıktı. Herât valisi İzzüddîn Hüseyn bin Harmil, Harezmşah’a bağlı olmayı istedi. Gurlu hükümdarı Sultan Mahmûd’dan saltanat mektubu gelmeden önce, Sultan Alâüddîn Muhammed’e elçi göndererek itaatini bildirdi. Herat’a el koymak üzere elçi göndermesini istedi. Sultan Alâüddîn Muhammed, Horasan ordusunun Herat’a gitmesini emretti. Horasan ordusu Herat’a gidip şehri teslim aldı ve Harezmşah ülkesine kattı. Daha sonra düzenlediği orduyla Belh üzerine yürüyen Alâüddîn Muhammed, kuvvetli bir mukavemetle karşılaştıysa da, kaleyi teslim aldı. 1206 (H. 603) senesi Aralık ayında Herat’a da gitti. Gittiği yerlerde ahâli ve ileri gelenler tarafından hüsn-i kabul gördü. Tirmiz şehrini teslim alıp, Semerkand sultânı vasıtasıyla Karahıtaylara verdi. Herat ve havalisinin idaresini Hüseyn bin Harmil’e bırakarak, 1207 (H. 604) senesinde Harezm’e döndü.

Bu sırada Ali Şah kumandasındaki Harezm kuvvetleri, Mâzenderân bölgesindeki Gürcan, Bistâm, Damegân’ı alıp Rûdbâr’a kadar ilerledi. Sâriye ve Amûl’u aldı. Müstahkem olan Kura kalesi hâriç, bütün Mâzenderân Harezmşahlar hâkimiyetine girdi. Horasan, Herat ve Mâzenderân’ı hâkimiyeti altına alan Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, Karahanlıları hâkimiyeti altında bulunduran müslüman olmayan Karahıtayları emri altına almayı düşünüyordu.

Mâverâünnehr’de bulunan Karahıtaylarda saltanat, bir kalkan tüccarının oğlu olan Sancar’ın eline geçmişti. Halk, kendilerine zulm eden ve kimseye hayat hakkını tanımayan Sancar’la ilgili olarak Alâüddîn Muhammed Harezmşah’a müracaatta bulunarak, uğradıkları zulmün üzerlerinden kaldırılmasını istediler. Bu iç karışıklıkları fırsat bilen Alâüddîn Muhammed Harezmşah, 1207 (H. 604) senesinde Mâverâünnehr’e bir sefer düzenledi. Şehir ileri gelenlerinin yardımıyla Buhârâ’yı ele geçirdi. Melik Sancar’ı yakalatarak Harezm’e gönderdi. Karahıtaylara karşı olan Karahanlı Semerkand sultânı Osman, Alâüddîn Muhammed Harezmşah’a tâbi olduğunu bildirdi ve sultan adına hutbe okutup para bastırdı. Hattâ müslüman olmıyan Karahıtayların, İslâm ülkesinden uzaklaştırılması hususunda müşterek hareket etmek üzere fikir birliğine varıldı. Alâüddîn Muhammed, annesi Terken Hâtun’un akrabalarından Emîr Burtana’yı saltanat naibi olarak Semerkand sultânı Osman’ın yanında bıraktıktan ve Karahıtaylara karşı gerekli hazırlıkların birlikte yapılması hususunda talimat verdikten sonra Semerkand’dan ayrıldı.

Alâüddîn Muhammed bin Tekiş’in ayrılmasından sonra, Karahıtaylar ciddî bir savaş hazırlığına giriştiler. Harezm ordusuna mensub kişileri kazanmaya çalıştılar. Semerkand saltanat naibi Burtana’yı kandırmaya muvaffak oldular. Karahıtaylar ile Harezmliler karşılaşınca, Emir Burtana, Alâüddîn Muhammed’in yanından ayrılıp Karahıtaylar tarafına geçti. Morali bozulan Harezm ordusu, Karahıtayların saldırıları karşısında müşkül duruma düştü. Şiddetle mukavemet göstermesine rağmen, kanlı çarpışmalar sonunda mağlûb oldu. Askerleriyle irtibatını kaybeden Sultan Alâüddîn Muhammed, düşman kuvvetleri arasında kaldı. Kaçan kuvvetleri ise parça parça Harezm’e döndüler. Ordunun dağınık bir hâlde Harezm’e dönmesi üzerine, Sultan’ın öldüğü veya esir düştüğü ve kuvvetlerinin büyük kayıplar verdiği haberi kısa zamanda etrafa yayıldı. Bu haberler üzerine, Harezm ülkesinin bâzı bölgelerinde Sultan’a karşı hareketler baş gösterdi. Fakat kısa zaman sonra ülkesine dönen Sultan Alâüddîn Muhammed, karşı hareketleri bastırıp, suçlulara hak ettikleri cezalarını verdi.

Sultan Alâüddîn Muhammed’in Mâverâünnehr yenilgisi, Karahıtayların Sultan üzerindeki baskılarının artmasına sebeb oldu. Bu sırada, Semerkand ve Buhara tekrar Karahıtayların hâkimiyetine girdi. Karahıtaylar, Alâüddîn Muhammed’den ağır vergi istediler. Yine bu günlerde Harezm ülkesinin doğu sınırı olan Cend bölgesinde de Sultan’a karşı ayaklanma başgösterdi. Bu sebeple Karahıtayların istediği vergiyi ödemeyi kabul etmek mecburiyetinde kalan Alâüddîn Muhammed, hazırladığı orduyla Cend’e doğru hareket etti. Kısa bir müddet içinde Cend bölgesinde karşı hareketleri bastırıp Harezm’e döndü. Tekrar Karanıtaylar’a karşı savaş hazırlığına başladı. Başta Karahanlı Semerkand sultânı Osman olmak üzere, hemen her şehir ve kaleye gizlice elçiler göndererek, bir çok vaadlerle onları kazanmaya çalıştı. Harezmlileri mağlûb eden Karahıtayların, Mâverâünnehr ahâlisine karşı baskı uygulamaları sebebiyle, başta Semerkand sultânı Osman olmak üzere diğer şehir ve kale idarecileri, Sultan Alâüddîn Muhammed’in teklifini memnunlukla karşıladılar. Bu sırada Karahıtaylar imparatorunun gönderdiği bir elçinin, saygısızca gelip, Harezm tahtına oturması bardağı taşıran son damla oldu. Elçinin saygısızlığına tahammül edemeyen Sultan Alâüddîn Muhammed, elçileri öldürttü. Bu durumu haber alan Karahıtaylar imparatoru Gürhan, tecrübeli kumandanı Tayangu idaresindeki orduyu Harezm üzerine gönderdi. Zâten daha önceden böyle bir karşılaşmaya hazırlıklı olan Alâüddîn Muhammed de ordusuyla hareket edip Seyhun (Amûderyâ) nehrini geçerek Mâverâünnehr’de ilerledi. Zâlim ve îmânla şereflenmemiş Karahıtaylar ordusuyla, Endican civarındaki Hamiş sahrasında 1210 (H. 607) senesi sonbaharında karşılaştı. Müslüman hatiplerin küffâra karşı cihâd etmenin fazîletini ve şehîdliğin ehemmiyetini anlatan hutbeleriyle coşan müslüman askerler, Allahü Ekber sadâları arasında Karahıtaylar üzerine hücûm ettiler. Göğüs göğüse şiddetli çarpışmalardan sonra, Karahıtaylar ordusu korkunç bir hezimete uğradı. İleri gelen kumandanlarından çoğu öldürüldü, Başkumandan yakalanarak Sultan’ın huzuruna getirildi. Bozguna uğrayan ve parçalanan Karahıtaylar ordusu, gittiği yerleri yakarak ve talan ederek geri çekildi. Gürganc’a gönderilen Karahıtayların kumandanı Tayangu öldürüldü.

Hayâtının en parlak başarısı olan bu zaferden istifâde eden Alâüddîn Muhammed, Semerkand ve Buhârâ’yı yâni Mâverâünnehr’i tekrar ülkesine kattı. Şehir ve kalelere Harezmli valiler tâyin etti. Otrar meliki de gelip tâbi olduğunu bildirdi. Senelerdir, îmânsız Karahıtay idarecilerinin zulümleri altında yaşayan yerli ahâli de, Sultan Alâüddîn Muhammed’in idaresine girmekten duydukları memnuniyetlerini bildirdiler. Sultan Alâüddîn Muhammed, müstakbel damadı Semerkand sultânı Osman’la Harezm’e döndü. Bu zafer üzerine Sultan’ın îtibârı halk nazarında o kadar yükseldi ki, ona, ikinci İskender denilmeye başlandı.

Sultan Alâüddîn Muhammed’le Harezm’e gelen Semerkand sultânı Osman, Sultan Alâüddîn Muhammed’in kızı Han Sultan’la evlendi. Bu müddet içinde yeniden toparlanan Karahıtaylar, Sultan Osman’ın yokluğundan istifâde ederek Semerkand’ı muhasara ettiler. Fakat Alâüddîn Muhammed’e bağlı Harezm kuvvetlerinin yolda olduğunu haber alınca geri çekildiler. Sultan Osman, Semerkand’a geldikten sonra durum değişti. Harezmsah tâbiiyyetinden ayrılıp, Karahıtaylarla birleşmek yoluna gitti. Sultan Osman bir taraftan Karahıtaylar hükümdarı Gürhan’ı Semerkand’a davet ederken, diğer taraftan bütün Harezmlileri öldürttü. Harezmşah’ın kızı olan karısı Han Sultan’ı herkesin gözü önünde diğer karısı olan Karahıtay prensesine hizmet ettirdi. Hattâ bir ara onu öldürtmek istediyse de Han Sultan kaleye sığınarak kendini kurtardı. Bu hâdiseleri haber alan Sultan Alâüddîn Muhammed, hazırladığı orduyla birlikte 1212 (H. 609)’da Semerkand üzerine hareket etti. Kapıları kapatılmış olan şehir, Harezm ordusu tarafından tekrar ele geçirildi. Bir elinde kılıç, bir elinde kefen ile Sultan’ın huzuruna gelen Sultan Osman, yaptıklarına pişman olduğunu bildirip özür diledi. Fakat Sultan’a bağlı askerler, şehri işgale devam ediyordu. Seyyidlerin, imamların ve ulemânın şefaati üzerine katliâm durduruldu. Sultan Osman ise o gece, zevcesi Han Sultan’ın isteği üzerine katledildi. Karahanlı sultânı Osman’ın, diğer kardeşlerinin ve akrabalarının da öldürülmesiyle Karahanlılar sülâlesine son verildi.

Sultan Alâüddîn Muhammed, bundan sonra Türkistan ve Fergana emirlerine elçiler göndererek, kendisine tâbi olmalarını istedi.

Sultan Alâüddîn Muhammed’in nüfuzunun arttığını gören Gazne ve havalisi de 1215 (H. 612)’de Harezmsah hâkimiyetine girdi. Kirman, Sicistan ve Umman denizine kadar olan bölgeyi de hâkimiyeti altına alan Alâüddîn Muhammed, kendisinin doğuda bulunmasını fırsat bilerek Irak’ta gelişen bâzı karşı hareketleri bastırmak üzere, hazırladığı yüz bin kişilik bir orduyla Irak’a yürüdü, önce Azerbaycan’ı hâkimiyeti altına aldı. Irak’ı-Acem bölgesini de ülkesine katıp, oğullarından Rüknüddîn’in emrine verdi. Fars’ı yâni İran’ı da emrine aldı. Böylece İslâm dünyâsında onunla boy ölçüşebilecek hükümdar kalmadı. Bu hâle gururlanan Alâüddîn Muhammed, Bağdad’da bulunan halîfe Nâsır Lidînillah’ı da kendi nüfuzu altına almak istedi. İsteklerini kabul ettirmek için Bağdad’a elçi gönderdi. Halîfe, onun kötü niyetlerinden vazgeçmesini istemek üzere, büyük âlim Şihâbüddîn Sühreverdî’yi Harezm’e yolladı. Fakat görüşmelerden netîce çıkmadı; halîfe ile Sultan’ın arası açıldı. Halîfenin bâzı hareketlerinin usûlsüz olduğunu ileri sürerek, böyle bir kimsenin hilâfet makamında bulunamayacağını ve hilâfet makamının hazret-i Ali’nin evlâdına âid olduğunu iddia etti. 1218 (H. 615) senesinde Nasır Lidînillah’ın ismini hutbelerden kaldırdı ve onun yerine Seyyid” Âlâ Tirmizî isminde bir Seyyid’in halîfeliğini îlân etti. Bunları yaparken bir çok âlim ve evliyayı da karşısına alıp incitti. Hattâ Şeyh Necmüddîn-i Kübrâ’nın (k. sirruh) talebelerinden olan Mecdüddîn Bağdâdî’yi öldürttü. Daha sonra bu hareketine pişman olmuş ise de, onu sevenler iyice gücenmişlerdi.

Mağrur ve inatçı bir hükümdar olan Alâüddîn Muhammed, bütün barıştırma çabalarına rağmen halîfeye karşı beslediği husûmetten vazgeçmeyip, gittiği yerde halîfenin aleyhinde bulundu. Bu suretle bir çok âlim ve velînin kırılıp üzülmesine sebeb oldu. Bu yüzden bâzı yenilgi ve musibetlerle de karşılaşan Alâüddîn Muhammed, Irak tarafında iken, doğuda bâzı karışıklıklar baş gösterdi. Hırslı, kimseyi dinlemez ve tanımaz davranışları sebebiyle, devlet erkânı ve idaresi altındaki bölgelerde yaşayan ahâli, ona karşı nefret duymaya başladı. İçeride böyle hoşnûdsuzluk ve karışıklıklar bulunan Harezm ülkesi, dışarıya karşı güçlü görünüyordu.

Bu sırada doğuda Cengiz Hân tarafından Moğol Devleti kurulmuştu. Cengiz Hân, etrafındaki devletleri idaresi altına alıp, Çin’e kadar ilerledi. Onun gelişmesinden endişe duyan Alâüddîn Muhammed, Cengiz’in gücünü ve harb kabiliyetlerini öğrenmek için elçiler gönderdi. Moğol hükümdarı Cengiz, buna karşılık bir hey’et göndererek kendisiyle iyi geçinmek ve ticarî münâsebetlerde bulunmak istediğini bildirdi. Karşılıklı siyâsî ve ticarî münâsebetleri düzenleyen bir andlaşma yapıldı, Bu andlaşmaya dayanarak, Harezm ülkesine gelen bir Moğol ticâret kervanı, hudut şehri olan Otrar’da, vali lnalcuk tarafından tâkib edilerek casusluk iddiasıyla tutuklattırıldı. Malları müsadere edilip, kervanda bulunan 450-500 kişi öldürtüldü. Bu durumu haber alan Cengiz Hân, Alâüddîn Muhammed’e elçi göndererek, vali İnalcuk’un kendisine teslimi ve malların tanzim edilmesini istedi. Bu isteğinin kabul edilmemesi üzerine Cengiz Hân, hazırladığı kalabalık bir orduyla Mâverâünnehr’e doğru hareket etti. Sultan Alâüddîn Muhammed de harp meclisini toplayarak, Mâverâünnehr’de Moğollarla savaş edilmesini kararlaştırdı. Kuvvetlerini büyük şehir ve kalelere dağıtarak parçalayan Alâüddîn Muhammed, hiç bir birliğin başında bulunmaya cesaret edemeyip kendisi Horasan’a gitti. Kuvvetli bir şekilde hazırlanan Cengiz de kuvvetlerini muhtelif parçalara ayırarak, Mâverâünnehr’in müstahkem mevkilerini birer birer ele geçirdi. Mukavemet gösteren mevkiler ise korkunç bir katliâma tâbi tutuldu. Harezm kuvvetleri büyük kahramanlıklar gösterdilerse de netîce değişmedi. Bu suretle muhtelif küçük şehirlerden başka Buhara, Semerkand, Otrar, Sığınak, Barçmlıgkent, Cend, Benâked ve Hocend gibi şehirler de Cengiz Hân tarafından işgal edildi. Bu işgal sırasında yüz binlerce müslüman da şehîd edildi. Bu sırada Belh’de bulunan Alâüddîn Muhammed, Moğolların takibinden kurtulmak için Tûs’da bulunan oğlu Rüknüddîn’in yanına kaçtı. Bütün Harezm ülkesini işgal edip, yüz binlerce müslümanın kanını döken Moğol ordularının Rey’e kadar gelmesi karşısında şaşkına döndü. Hattâ, kendi hayâtından bile endişe ederek telâşa kapıldı. Devletâbâd civarındaki bir muharebe sırasında Moğolların elinden güçlükle kurtulabilen Alâüddîn Muhammed, Mâzenderân yoluyla Âbiskûn’da küçük bir adaya sığındı. Çok geçmeden 1220 (H. 617) senesinde üzüntüsünden hastalanarak öldü. Onun ölümünden önce annesi Terken Hâtûn ile bir kısım aile fertleri Moğollar tarafından esir edildi.

Kibirli ve hırslı bir kişiliğe sâhib olan Alâüddîn Muhammed, Harezm ülkesinin sınırlarını genişletmiş ve müslüman olmıyan Karahıtaylara karşı mücâdele etmişse de, zaman zaman dengesiz hareketlerde bulunarak, İslâm ve Türk birliğini bozmaya çalışmış, bu suretle affedilmez hatâlar işlemiştir. Müslümanların manevî lideri ve İslâm birliğinin sembolü olan Abbasî halîfesi Nasır Lidînillah’a karşı tâkib ettiği kırıcı hareketleri sebebiyle, bir çok âlim ve evliyanın darılmasına ve tebeasının kendisinden nefret etmesine sebeb olmuştur. En önemlisi Cengiz Hân gibi zâlim ve kâfir bir Moğol hükümdarı ile yok yere savaşa girmek suretiyle, onun Harezm ülkesini ve bütün İslâm âlemini talan edip, yüzbinlerce müslümanı şehîd etmesine sebeb olarak, târihî bir sorumluluk yüklenmiştir.



1) Târihi Cihan Guşa; cild-2, sh. 48-102

2) İbn-ül-Kesîr; cild-9, sh. 254

3) Ravdat-üs-Safâ; cild-4. sh. 135

4) Tabakât-ı Nâsırî; sh. 122