Harfler ve Notalar

Turan

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
Katılım
30 Ocak 2017
Mesajlar
2,227
Tepkime puanı
203
[h=3]Harflerin seslerini işitmek, seslerin harflerini okumak[/h]

"Zaten, bir cümle yazmak aynı zamanda beste yapmak değil midir?" [sf. 167]

Kimse bakmasın Thomas Hobbes'un "İnsan insanın kurdudur" demişliğine. Ben daha çok Sadettin Ökten'in "İnsan insanın umududur" sözünü bilirim, severim ve sık sık söylerim. İlki kapitalizmin bir çığlığı, ikincisi hakikate dair bir davet gibidir. İnsan insana şifadır, insansa şifadır. Saz da söz de şifadır. Hakikate dairse, şifadır. Umudun nerede geleceği hiç belli olmadığından bizim irfanımızda her karşılaştığımızı Hızır bilmek vardır. Mühim olan beklemek, sabretmek ama çağırmak. Her zaman çağırır vaziyette olmak. Sazsan, sözden, harften, notadan gelecek şifaya kalbi ve kulağı daim hazır tutmak. Çağlar evvelinden Niyâzî-i Mısrî şöyle demiş: "Mescitte meyhanede / hanede viranede / Kâbe'de puthanede / çağırırım dost dost."

2007 yılında okuyucuyla buluşmuştu Harfler ve Notalar. 2016'da Everest Yayınları tarafından tekrar basıldı. Harfler ve notaların şifasına ihtiyacımızın en yoğun olduğu zamanlardayız. Hasan Ali Toptaş da bunu bilircesine "Eskiler'in edebinden, kendini geri çekme arzusundan ne kadar uzağız." diyor ve 'Okuyana Mektup' başlığıyla diyor ki her şeyi bilme, sez: "Seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem. Sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence. Çünkü, her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir."

Toptaş'ın edebiyatın harflerini, müziğin seslerini bir araya getirerek çeşitli başlıklar hâlinde yazdığı yazılarından oluşan bu kitap 167 sayfa. Birçok sırrını açıyor yazar okuyucusuna. Mesela yirmi yıldan beri hep aynı hikâyeleri okuduğunu söylüyor: "Gabriel Garcia Marquez'den 'Boğularak Ölenlerin En Yakışıklısı'; Borges'ten 'Yolları Çatallanan Bahçe'; Carlos Fuentes'ten 'Aura'; Kafka'dan 'Kanun Önünde'; İmparatorun Haberi', 'Ceza Sömürgesi', 'Kovalı Süvari', 'Çiftlik Kapısını Vuruş' ve ille de 'Avcı Gracchus'..."

Zaman zaman da çok sevdiği kitaplar hakkında uzun uzun konuşuyor Toptaş. Bazen kendi kendine konuşur gibi bazen de usulca okuyucusuna bu kitaba bak, okuduysan bir daha bak, der gibi. Milan Kundera'nın Yavaşlık romanı da bunlardan biri. Romanın anlattıklarını kendi hisleriyle yeniden tercüme ediyor: "Hızın değere dönüştüğü bir dünyada, devasa bir hız topu halinde, korkunç bir gürültüyle hep birlikte yuvarlanıp duruyoruz. Hayatımızı hayal edilemeyecek kadar kolaylaştıran tuşların, butonların ve düğmelerin sayısı arttıkça, metrekareye düşen insan sıcaklığı da giderek azalıyor tabii ve artık insanoğlu öteki insanların varlığından uzaklaşıp sadece kendi hızıyla arkadaş oluyor."

Okuduğu kitaplardaki bazı cümleleri kendine ses yapmış Hasan Ali Toptaş. Onları sık sık hatırlıyor ama hep de kendine saklamıyor, mutlaka paylaşıyor. Hemen hemen her yazısında öğüt diliyle değil ama arkadaş diliyle bir ya da birkaç öneride bulunuyor. Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notlar'ında "Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır"; Oğuz Atay'ın 'Tehlikeli Oyunlar'ında Hikmet'in söylediği "Yazalım albayım. İşte kalem işte ıstırap..."; Baudelaire'in "Nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi geliyor" cümlelerini çok sevdiğini söylüyor mesela. Bunların dışında Musil, Pavese, Proust, Benjamin, Beckett, Tanpınar, Celine isimlerini zikrediyor.

Bir kelimeye takılıp onun peşinden hem kendisini hem de okuyucusu sürükleyebilen, nadir üsluplardan birine sahip Toptaş. 'Gurbet' kelimesi onun için özel bir kelime. Şöyle anlatıyor ve belki de yeniden anlamlandırıyor: "Gurbet kelimesini eskiden daha sık kullanırdık. İçimizi titreten bu kelimenin, farklı bir ağırlığı vardı hayatımızda; uzaklar onun içinde birikir, tehlikeler onun içinde bekler, umutlar onun içinde yeşerirdi. Hayat bir şekilde gurbetle anlam kazanırdı bir bakıma; aşklar, dostluklar ve insanlar bir şekilde gurbetle sınanır, gurbetle olgunlaşırdı. Bir şehirden bir şehre gidenler de gittikleri yerin adını söyleme gereği duymaz, bunun yerine, gurbete çıkıyoruz, derlerdi. Böyle söyleyince, ruhları da gittikleri şehre göre değil, gurbet diye adlandırılan, içi çeşitli ihtimallerle dolu uçsuz bucaksız bir genişliğe göre pozisyon alırdı sanki. Velhasıl, gurbet kelimesi, acıların, kayıpların, hastalıkların, ölümlerin, ayrılıkların, aşkların ve hasretlerin birçoğunu içinde taşıyan alabildiğine geniş bir kelimeydi. Gurbet şarkılarımız vardı bu yüzden, gurbet türkülerimiz, gurbet mektuplarımız, Gurbet Kuşları'mız ve Gurbet Hikayeleri'miz vardı..."

Şiirle ses arasındaki ilişkiyi hünerince anlatan Toptaş'ın şu ifadeleri her şairin not defterinde kayıtlı olmalı: "Cam işçisine, üflemeye ne zaman başlayıp ne zaman son veriyorsun diye sorsak herhalde şaşkın şaşkın yüzümüze bakar. Nasıl yaptığını çok iyi biliyordur ama, bir 'anlatılmaz'ı biliyordur. Şiirin de bitişi bazı şeylere bağlıdır. Bazen anlam bile biter de, insan gene de bir ses koymak ister yanına, ya da ses biter anlam bitmez.". Oysa şiir de ses de söz de hakikatten birer damla sızdırabiliyorsa insanın kalbine, hiç bitmez.

Bir Cioran tutkunu olarak hiç kuşkusuz Harfler ve Notalar'da en çok 'Hiçliğin Doruklarında Bir Alacakaranlık Düşünürü' başlıklı yazıyı sevdim. Yazıda hem Cioran'ın hayatı ve eserlerine değiniyor Toptaş hem de kendisiyle arasında sağladığı irtibattan söz ediyor. Mesela Çürümenin Kitabı, Toptaş'a göre bir başyapıt. Kitaptaki şu cümleleri hatırlatarak yazısını sonlandırmış: "Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet, geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?"

Cioran'ı okumak üzerine 'Her daim iyidir çünkü onu okuduğunuzda kendinizi kötü hissedersiniz' diyor Hasan Ali Toptaş. Benim için her ikisi de öyle. Biri ruhumla cesedim arasında götürüp getiriyor aklımı, diğeri aklımla kalbim arasında bir denge kurmaya çalışıyor. İkisi de harflerle ve notalarla ayrı ayrı ilgileniyor.

Harfleri görmek ve notaları seçmek başkaca güzel. Çok güzel...

Yağız Gönüler
 
Üst