• Derdini anlatacak kadar lisan bilen değil, Derdi azaltacak kadar insan lazım bize.. Kalabalığa lüzum yok ! Az olsun, Öz olsun ..!! (Mevsim)

Kader konusu

Zümrüt

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
Katılım
30 Ocak 2017
Mesajlar
708
Tepkime puanı
1,128


Peygamber Efendimiz (S.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:
“Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah’ın sırrıdır. Allah’ın sırrını açıklamaya kalkmayın.”

Ancak bu hadis-i şerif bizi kader meselesini konuşmaktan ve bu meseleyi anlamaya çalışmaktan men etmemektedir. Zira bu hadiste anlatılmak istenen farklı bir şeydir. Şöyle ki: Kader ikiye ayrılır:

1- İnsanın kendi iradesiyle ilgili olan kısım.

2- İnsanın iradesinin karışmadığı, onun irade ve kuvveti dışında meydana gelen hadiseler.

Bir insanın erkek veya kadın olması, dünyaya geldiği zaman dilimi, doğduğu ve yaşadığı belde, yaşayacağı ömür müddeti, anne ve babasının kim olacağı, sakat veya sağlıklı, güzel veya çirkin, zengin veya fakir olması gibi hususlar bu ikinci kısma misal olarak verilebilir.

Bu ve benzeri meselelerdeki ilahi takdirin sırrını anlamaya çalışmak, “niçin Allah bunu böyle yapmış” diye düşünmek; insan için hem manasız bir kayıptır, hem de onu helake götürebilecek bir sebeptir. Zira bunun neticesinde, kadere yani ilahi takdire isyan gelebilir. Bu sırlar ahirette, adalet gününde bütün incelikleri ile görünecektir.

İşte Peygamber efendimizin (S.a.v) “Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah’ın sırrıdır. Allah’ın sırrını açıklamaya kalkmayın” hadisiyle bizi uğraşmaktan men ettiği kader; insan iradesinin karışmadığı bu kısım kaderdir.

Yoksa kaderin birinci kısmı üzerinde düşünmek hem güzeldir hem de tefekkürî bir ibadettir. Akaid alimleri de kaderin bu kısmına büyük mesai sarf etmişler ve eserler yazmışlardır.
 

Lahza

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2017
Mesajlar
59
Tepkime puanı
10
Yani Külli irade ve Cüzzi irade.Külli irade değiştiremeyeceğimiz iradedir. Tşk ederiz yazı için
 

Ali

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
Katılım
14 Eyl 2017
Mesajlar
3,518
Tepkime puanı
2,969
Kader Konusu

Bil ki Allah, insanlari Adem´in soyundan yaratti. Ezeldeki antlaşma gününde (bezm-i elest) mü´min ya da kafir degildiler. Cenab-i Hakk, bu haldeyken onlara iman ve küfür yollarini gösterdi. Onlardan imani tercih edip kabul eden mü´min, tercih etmeyen kafir, kalben inamadan diliyle iman davetine icabet ettigini belirtenler de münafiktir. Bu konuda Allah şöyle buyurmuştur :

“Senin Rabbin, her ne zaman Ademogullari´nin sulblerinden onlarin soylarini cikaracak olsa, onlari kendileri hakkinda taniklik etmeye cagirir : “Ben sizin Rabbiniz degil miyim?”Onlar, cevaben : “Elbette!”derler, “Buna taniklik ederiz!”.(el-A´araf, 7/172.)

Burada, Cenab-i Hakkin “Ben sizin Rabbiniz degil miyim”, onlar da “evet sen bizim Rabbimizsin”şeklindeki ifadesi, insanlarin cesetlerini ruhlariyla beraber şu anda bulunduklari hal üzere yaratildiginin delilidir. Zira muhatab alinan ve soruya maruz kalan ruhla birlikte cesettir. Bu antlaşmadan sonra Allah onlari babalarinin sulbüne gönderdi. Ademin cocuklarini Ademin sulbünden, Ademin torunlarini da cocuiklarinin sulbünden cikardi. Zira ayette Allah, ´sulblerinden´şeklinde buyurmuştur.

Cebriyye düşüncesine göre İblis, isyan etmeden önce de kafirdi. Hz. Ebubekir ve Ömer, Müslüman olmadan önce de mü´min idiler. Peygamberler de vahiy almadan önce peygamberdirler. Ayni şekilde Yusuf´un kardeşleri büyük sucu işledileri esnada, o bir peygamber idi. İblis de secde etmek istemedi icin kafir oldu. Yine Cebriyye´ye göre kafirler inkara ve günah işlemeye mecbur olup, azaba cekileceklerdir. Mü´minler de iman etmeye ve Allah´a itaat ile kulluk etmeye mecburdurlar. Biz ise diyoruz ki : “Kul muhayyer birakilmiş olup, zorlama altinda kalmadan kendisinde taat ve masiyet potansiyeli bulunmaktadir. Yani mecbur degillerdir. Başari ve başarisizlik, kulu yardimsiz birakma/hizlan, Allah´tandir. İyi ve kötü durumlarin vuku bulmasi Allah´in cizmiş oldugu kader planinin sinirlari icerisinde olmaktadir. Bu konu kitabin sonunda ayrintilariyla yer alacaktir.

Bu söylediklerimize, “Ey mü´minler! Allah´a ve Ahiret gününe iman edin”(en-Nisa, 4/136.)şeklinde ayet delil olmaktadir. Eger mü´minler, Cebriyye´nin iddia ettigi gibi, yaratiliştan itibaren mü´min olsalardi, Cenab-i Hakk onlara iman etmelerini emretmezdi. Yine Rasulullah´in şu sözü de söylediklerimizin delilidir : “İnsanlarla Allah´tan başka ilah yok deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelime-i Tevhidi söyledikleri takdirde canlarini ve mallarini korumuşlardir. Bunlarin dişinda olanlar da zimmilerdir. Onlarin hesabi Allah´a aittir”.(Buhari, zekat, 28, Müslim, İman, 32.)Eger onlar önceden mü´min kabul edilmiş olursa, bu hadisteki sözler ne konumda olacaktir. Zira mü´minle de savaşilmaz.

İstitaat/kulun fiili işleme potansiyeli, Cenab-i hakk tarafindan kula fiili işlemeden önce veya işledikten sonra kendisinde kalmasi suretiyle degil de, fiili işleme aninda fiille beraber verilmiş olup, hayir-şer, iman-küfür, itaat ve isyanin, Allah´in ezelde cizdigi plana uygun, O´nun hükmü, dilemesi, iradesi, destegi/tevfik ve yardimsiz birakmasiyla/hizlan meydana geldigini söylersek, kul hangi sebebten dolasyi ceza ve mükafati hak edecek? şeklinde bir soru sorulursa deriz ki :

Bil ki, kulluga emir Allah´tan, bu emre uyup iman etmek de kuldan, masiyeti yasaklama Allah´tan, günahlari işlemekten kacinma kuldan, kula fiili işleme gücü ve potansiyeli vermek Allah´tan, o fiili gercekleştirmek amaciyla, gayret, caba ve azim göstermek kuldandir. Kuldan bir gayret ve kasit/iktisab bulununca, Allah´tan kendisine o fiili beraber kuvvet ve istitaat verilir. Böylece kul, ödül ve cezayi kendi fiiliyle hak etmiş olur.

İmanin lütfedilmesi Allah´tan, onu kabul etme kuldan, hidayet ve hakki bildirme Allah´tan, hidayete erme marifete yönelme kuldan, bir şeyi haram kilma Allah´tan kasit, boyun egme ve dua da kuldandir. Günah işleme esnasinda kulu engellemek Allah´tan, tövbe ve istigfarin kuldan olmasi da bu kategoridendir. Kulda niyet ve eyleme yönelme meyli bulunursa, Allah´in yardimiyla, niyeti ve azmiyle yoluna devam eder. Kul gayreti, kasdi/iktisabi ile azaba veya sevaba hak kazanir. Bu da kulun durumu ve sifatidir. Bunun dişinda bir şey söyleyen sapik ve bidatcidir.

Yukaridaki soruya başka bir cevap da, kulun acik olan emir ve nehyi dikkate almadan cezayi hak etmiş olmasidir. Cennetlik olan Cehennemlik, Cehennemlik olan Cennetlik olur mu? Ya da Cennetlik ve Cehennemlik olan hayati boyunca ayni durumda mi kalir? diye sorulursa deriz ki :

Şia´daki ´Beda´(Beda, Şia firkalarina göre Allah´in ilim, irade ve tekvin sifatlarinda degişmeler meydana gelebilmesidir.)nazariyesinin aksine, Allah´in ilmi degişmez. Fakat Allah, onun ömrünün bir kismininda cennetlik, diger kisminda cehennemlik olacagini bilse, Levh-i mahfuz´da adinin şakilerden ya da saidler listesinde yazili olup, sonradan bu yazi degiştirilip şaki veya saidlerden yazilmasi caizdir. Cünkü bir cennetlik birisinin, cehennemlik, cehennemlik birinin cennetlik olmayacaginin ileri sürülmesi, vahyin ve peygamberlerin göz ardi edilmesine götürür. Bu ise itikadi acidamn caiz degildir.
(Bahru´l-Kelam-Ebu´l-Muin en-Nesefi Tercümesi, Sf. 26-28/Doc. Dr. Ramazan Bicer)
 
Üst