Osmanlı hattat üstadları eserler

Fatih

Mizahşör
Sp Kullanıcı
20 Nis 2020
244
96
istanbul
Turkuaz medyasına ait fikriyat.com kaynağından alınmıştır ' kesinlikle alıntı bölümü linklerden çekilmiş konudur.
Telif haklarınız www.sevgiplatformu.info adresine uyarı niteliğinde ceza verilemez.

kaynak belirtmeksizin açık alıntı kanallarından tarif edildiği gibi çekilmiştir..







Hz. Ali, "Yazının sırrı üstadın öğretişinde, kıvamı çok yazmakla, devamı ise İslam dini üzere olmakladır" diyerek hat sanatını tarif eder. On dört asırdan bu yana İslam sanatlarının en önemli kollarından biri olan hat sanatı, kültür hayatında çok önemli bir alanı teşkil etti. Özellikle fetihten sonra bir kültür medeniyeti haline gelen Osmanlı, ilim ve sanat bakımından da "merkez" vasfını yüklenmesi sebebiyle hat sanatında da öncü bir rolü üstlendi. Peki kültür hayatında bu denli önemli yer teşkil eden hat sanatının Osmanlı medeniyetindeki öncü şahsiyetleri kimdir?



Şeyh Hamdullah






Şeyh Hamdullah,
[FONT=source_sans_prosemibold]16. yüzyılın büyük hattatlarından biridir.​
[/FONT]
Hamdullah, Buharalı bir derviş olan Mustafa Dede'nin oğlu olarak 1436-1437 yılları arasında Amasya'da doğdu.
Maraşlı Hayreddin adında bir hattattan yazıyı öğrenen Şeyh Hamdullah, daha başlangıçta
[FONT=source_sans_prosemibold] kendi tavır ve üslubun​

u buldu.


İkinci Bayezid'in dostu







Sultan İkinci Bayezid, Amasya valisi olduğu dönemlerde, yeteneği sayesinde
[FONT=source_sans_prosemibold]genç hattatla tanıştı[/FONT]
. Bu tanışıklık Şeyh Hamdullah'ın nüktedan kişiliği sebebiyle ilerleyen zamanlarda dostluğa döndü. Bayezid sultan olunca, dostu olan Şeyh Hamdullah'ı da İstanbul'a getirtti. Bunun sonucunda Hamdullah, Kadıasker Hamamı yakınında ev alarak İstanbul'a yerleşti. Sultan, hareminde ona bir yer verip,
[FONT=source_sans_prosemibold]"saray kâtibi" ve "yazı muallimi" olarak, hüsn-i hatla istediği şekilde uğraşmasını sağladı.[/FONT]​
[/FONT]
Sultan çok sevdiği hattat dostuna oldukça ihtimam gösterirdi.

Yakut yazısının hükmünü kaldıran hattat





Var olan yazı üslubunu aşmak isteyen Şeyh Hamdullah, birkaç ay Alemdağı'nda "
[FONT=source_sans_prosemibold]yazı çilesi"ne​

girdi ve Hızır Aleyhisselam'ın yardımıyla
[FONT=source_sans_prosemibold] kendine has yeni tarzını buldu. [/FONT]​
[/FONT]
O vakitten sonra yazı sanatımızda "Şeyh vadisi" hakim olarak gelecek nesillerin bu yazı elinde tekamüle ulaştı.
"Şeyh oğlu Hamdi hattı, tâ kim buldu zuhûr
Âlemde bu muhakkak, nesh oldu hatt-ı Yâkût."​
Şeyh Hamdullah yazısı ortaya çıkınca, Yâkût yazısının hükmünün kalmadığı muhakkaktır.








Hamdullah Efendi, eserlerinde dâimâ "İbnü'ş-Şeyh" (Şeyhoğlu) künyesini belirtti.
Hamdullah Efendi'nin yetiştirdiği talebenin kesin adedini tesbite imkân yoktur. Fakat en başta gelenleri, kendi babasının ismini verdiği oğlu Mustafa Dede ve damadı Şükrullah Halîfe'ydi. Bunların çocukları ve torunları da hüsn-i hat ile meşg***363;l olarak, yeni nesillere öğretmişlerdi. Yazı san'atı tarihinde en çok hattat yetiştiren aile herhâlde Şeyh Hamdullah'ınkidir.


Kanuni'den iltifat gördü




Yavuz Sultan Selim babasını tahttan indirdikten sonra, Bayezid'in en has dostlarından biri olan Şeyh Hamdullah, Alemdağ civarlarında inzivaya çekildi. Yavuz Sultan Selim'in vefatına kadar İstanbul'a dönmediği rivayet edilmektedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın cülusunda huzura kabul edilen Hamdullah,
[FONT=source_sans_prosemibold] sanatı sebebiyle sultandan iltifat gördü.​

Öyle ki
[FONT=source_sans_prosemibold]Kanuni kendisine bir Mushaf-ı Şerif yazdırmak istedi.[/FONT]​
[/FONT]
Fakat 91 yaşındaki Şeyh Hamdullah, çok ihtiyarladığını söyleyerek padişahın affına sığındı.
Son yıllarını adeta hat sanatının merkezi sayılabilecek Üsküdar'da geçiren Şeyh Hamdullah, 1519 bu semtte vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

Günümüze bıraktığı yadigarlar




Reşat Ekrem Koçu'nun Osmanlı Tarihinin Panoraması isimli eserinde naklettiğine göre, sanatkarımız ömrü boyunca
[FONT=source_sans_prosemibold] 47 Mushaf-ı Şerif yazmıştı.​

Bugün bu eserler paha biçilemez değerdedir.
[FONT=source_sans_prosemibold]Bayezid Camii'nin mihrap ve kubbe yazıları, orta kapı üzerindeki yazı, Firuzağa ve Davutpaşa camilerinin kapılarındaki tarihler sanatçının yadigarlarıdır. [/FONT]​
[/FONT]
Bunların yanında sur üzerinde Edirnekapı'daki Kelime-i Tevhid de Şeyh Hamdullah'a aittir.


Ahmet Şemseddin Karahisari





Türk hat sanatının zirve isimlerinden biri olan Karahisari,
[FONT=source_sans_prosemibold]1470'te Afyon Karahisar'da doğdu. 90​
[/FONT]
yaşına yaklaştığı vakit, 1556 yılında İstanbul'da vefat ettiği bilinmektedir. Bazı eserlerinden anlaşıldığı üzere, talebesi olduğu tek hattat; Esedullah Kirmani'ydi.
Karahisârî Ahmed Efendi, Osmanlı ülkesinde Yâkut yolunu daha da gelişmiş olarak yeniden canlandırdığı için
[FONT=source_sans_prosemibold]"Yâkut-i Rûm​
[/FONT]
" (Anadolu'nun Yâkut'u) lakabıyla da anılmıştır.
[FONT=source_sans_prosemibold]Süleymaniye Camii'nin büyük kapısı üzerindeki kitabe bunun yanında Piyalepaşa Camii'nin yazılarından "Selamünaleyküm tıbtüm" Ayet-i Kerimesi, Karahisari'nin elinden çıkmış yadigarlardır.


[/FONT]

Yazının yüzünü ağartan hattat







Reşat Ekrem Koçu'nun naklettiğine göre, azatlı bir kölesi, aynı zamanda manevi evladı olan ve "Karahisari Kulu" lakabıyla anılan hattat Hasan Çelebi de Mimar Sinan'ın şaheser yapılarının çoğunun yazılarını yazdı. Ayrıca Koçu'ya göre, Karahisari yazıda Arap ve Fars zevkinden sıyrılarak Türk'ün sadelik içinde asaleti ifade eden zevkini hakim kılan bir sanatkardır.
Devrinde kendisi hakkında şu şiir yazılmıştır:
"Hatt-ı h***535;b içre beyâza çıkaran kendüzünü (kendi özünü),
Yazının Karahisârî'dir ağartan yüzünü"

Güzel yazılar içinde kendi özünü ak eyleyen Karahisârî, yazının da yüzünü ağartmıştır.


Hafız Osman Efendi





Hafız Osman, Haseki Camii'nin müezzini Ali Efendi'nin oğlu olarak
[FONT=source_sans_prosemibold]1642-43 aralığında dünyaya geldi.​
[/FONT]
Mahalle mektebi tahsilinden sonra, Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa'nın hizmetine girerek bu vezirin ilim ve irfan ocağında yetişti.
İlk hocası Derviş Ali'dir. Fakat Derviş Ali çok yaşlandığı için izniyle devrin ünlü hattatı Suyolcuzade Mustafa Efendi'nin talebesi oldu.
Çok yetenekli bir genç olan Hafız Osman Efendi, henüz
[FONT=source_sans_prosemibold]18 yaşındayken hattatlık icazeti​
[/FONT]
alarak yazılarına kendi imzalarını koydu.






“Hüsn-i hattı biz bildik, Osman Efendimiz yazdı!..”






Harfleri latif bir edayla nakşeden Osman Efendi, kısa zamanda kendi tarzını oluşturdu. Döneminde büyük hattatlarında da iltifatına mazhar olan Osman Efendi için Ağakapılı İsmail Efendi bir mecliste şu ifadeleri kullandı:
[FONT=source_sans_prosemibold]"Hüsn-i hattı biz bildik, Osman Efendimiz yazdı!.."​
[/FONT]

Hafız Osman, 1694'te Sultan İkinci Mustafa'ya yazı hocası oldu ve kendisine Filibe kadılığı payesi verildi. Tüm ömrü boyunca dervişane bir yaşam sürdü.



Yahya Kemal'in dizelerinde Hafız Osman Efendi







Hayatı boyunca yazmaya devam eden Osman Efendi,
[FONT=source_sans_prosemibold] Hacc'a giderken bile kalemi elden bırakmadı.​
[/FONT]
Yol boyunca yazdığı karalama veya cüz örnekleri, halen Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde sergilenmektedir.
Hayatı boyunca 25 Mushafa imza koyan san'atkârımızın aklâm-ı sitteyle yazdığı en'âm, cüz', kıt'a ve murakkaaları odukça fazladır.
Pazar günü yoksul, Çarşamba günü varlıklı ailelerin çocuklarına ders veren Osman Efendi, kendi tabiriyle birini fukara, diğerini zenginler günü olarak niteler. Fakir talebelerinden ise çok az miktarda ücret aldığı bilinmektedir.
"Bu taş altında ölüm, toprağı aydınlatıyor,
Yazı peygamberi hattat Hâfız Osman yatıyor."​
[FONT=source_sans_prosemibold]Yahya Kemal'in dizelerine de konu olan üstat,​
[/FONT]
1698'de arkasında sayısız eser bırakarak yaşama veda eti. Kabri ise Kocamustafapaşa Camii mezarlığındadır.



Emir Efendi






"Mirahur Camii imamı" olarak bilinen Emir Efendi, Seyid Hasan Haşimi Efendi'nin oğludur. Emir Efendi, Yazıyı büyük üstat
[FONT=source_sans_prosemibold] Hafız Osman'dan öğrendi.​
[/FONT]
İcazetini aldıktan sonra pek çok talebe yetiştirdiği bilinir. Reşat Ekrem Koçu'nun rivayet ettiğine göre, Emir Efendi'nin hocası Hafız Osman ile aralarında şöyle bir durum yaşanır:
Hoca ve talebe iki büyük sanatkar sürekli birlikte gezip dolanırlarmış. Çok yürüdükleri bir gün, Hafız Osman bir dükkanın önüne oturmuş, Emir Efendi'ye dükkana girip istirahat etmesi için izin vermiş. O esnada sokaktan geçen atlı biri Hafız Osman Efendi'yi görünce hürmetten atından inerek üstadın elini öpmüş ve şu cümleleri söylemiştir:

“Emir Çelebi işte budur… Benden güzel yazar…”








"Sultanım, talebelerinizden bir Emir Efendi varmış, bahsetmiştiniz ve yazılarını ziyaret mümkün olmaz mı?" diye sormuş; Hafız Osman da dükkanın kafesli penceresini açarak:
[FONT=source_sans_prosemibold]"Emir Çelebi işte budur… Benden güzel yazar…" demiş​
[/FONT]
.
Emir Efendi ise bu olay karşısında çok utandığını söyler.
Emir Efendi, Sultan Üçüncü Ahmet'e olmak üzere toplam
[FONT=source_sans_prosemibold]yirmi dört Mushaf-ı Şerif yazdı. Büyük üstat, 1702'de altmış iki yaşında vefat etti.


Eğrikapılı Mehmet Rasim





[/FONT]

Eğrikapı Mollaaşki Mahallesi'nin imamı Yusuf Efendi'nin oğlu olarak
[FONT=source_sans_prosemibold] 1687'de İstanbul'da doğdu​

. Güzel yazıyı evvela babasından öğrenen Rasim, ardından Mirahur Camii imamı hattat Emir Efendi'nin öğrencisi oldu.
[FONT=source_sans_prosemibold]18 yaşında hattatlık icazetnamesi[/FONT]​
[/FONT]
aldı.

1714'ta Galata Sarayı acemi oğlanları mektebine yazı muallimi olarak tayin edildi. 1737'de kendisine zamanının en kıymetli yazı hocası olarak Topkapı Sarayı Enderun-ı Hümayn oğlanları muallimliği ve Saray-ı Hümayun başkatipliği verildi.




<figure style="box-sizing: border-box; margin: 0px;"><figcaption style="box-sizing: border-box; margin-top: 20px; color: rgb(33, 33, 33); line-height: 26px; font-size: 17px;">
Çok fazla eser bırakmamasına rağmen hilye levhaları çok meşhurdur.
[FONT=source_sans_prosemibold]Altmış altı tane Mushaf-ı Şerif yazmasına rağmen birçoğu yarım kaldı.[/FONT]
Azapkapı'da Çeşme Meydanı denilen alandaki Validesultan meydan çeşmesi ve sebilinin yazıları Mehmet Rasim Efendi'ye aittir.
1755'te Berat gecesinde vefat eden Mehmet Rasim, Eğrikapı dışına gömüldü.



</figcaption></figure>

Yeserizade Mustafa İzzet Efendi



19. asrın ilk yarısında yaşamış Türk yazı ustalarından biridir.
[FONT=source_sans_prosemibold]Yazıyı sol eliyle yazmasından ötürü "Yesari" lakabını aldı​
[/FONT]
. Hattat Mehmet Efendi'nin oğlu olan İzzet Efendi'nin doğum tarihi tam olarak bilinmiyor.
Eğitimli bir şahsiyet olan İzzet Efendi, Rumeli Kadıaskerliğine kadar yükseldi. Usta hatta bilhassa
[FONT=source_sans_prosemibold]"talik" yazıda eşsiz sanatıyla tanındı.​
[/FONT]

İkinci Mahmut zamanında yapılan
[FONT=source_sans_prosemibold]çeşme, sebil gibi eserlerin üzerindeki yazı büyük oranda İzzet Efendi'nin​
[/FONT]
elinden çıktı.

 

Fatih

Mizahşör
Sp Kullanıcı
20 Nis 2020
244
96
istanbul
Bir sanatkâr için ne hos benzetme :asık:

Tesekkürler @Fatih
rica ederim.

ama çok zor şöyle bir düşününce..
akılda resim lazım plan proje lazım
el ayarı lazım
emek lazım sabır lazım
uğraş meşkalemi
sevda işmi bilmiyorum ama ciddi anlamda emek zahmet var bu işlerde.
eser olmayı haketdiyorlar açıkcası. o yüzden zaten üstad derler ya .
 

EfuL!m

HüZün'Gâh
Sp Kullanıcı
8 Mar 2017
2,167
545
rica ederim.

ama çok zor şöyle bir düşününce..
akılda resim lazım plan proje lazım
el ayarı lazım
emek lazım sabır lazım
uğraş meşkalemi
sevda işmi bilmiyorum ama ciddi anlamda emek zahmet var bu işlerde.
eser olmayı haketdiyorlar açıkcası. o yüzden zaten üstad derler ya .
Yeni nesiller böyle tarih-i görsel bırakamayacak korkum hep olmuştur zira o kadar sabırsızlar ki hiçbir ugrasa tahammülü olmayan bir nesil gümbür gümbür geliyor ..
Ecdadın ruhları şad olsun ki, bize böylesi günümüze kadar gelmiş emareleri bırakmış efendim hamdolsun ..
 

Fatih

Mizahşör
Sp Kullanıcı
20 Nis 2020
244
96
istanbul
bizim jenarasyonun eserleri beton binalardan başka birşey yolmaz...
yakıp yıkmak bizim işimiz artık eskilerin kalitesi yok.. kıyamet alametlerinin bir kısmı bu buna dur diyecek baba yiğit yok yani :)
ol denileni yaşıyoruz ya . . yine eğitime dikkat edilmeli ama bir kereden birşey olmazlarla bu eğitimlerde olmuyor malasef..
insan değeri kalmadıki ölümün normaleştiği sayının azlığı ile övünen bir dünyayız artık.. bin kişi değil yüz kişi öldü iyi güzel az ölmüş diyen bir insan durumlarındayız artık..
yani emek ne gerektirir bırakılcak yeni eserler nelerdir önce onlr tespit edilmeli aslen... onlarıda malesef bilmiyoruz .
 

Son mesajlar