Büyüklere gönül vermek lazım

Turan

Well-known member
Sp Kullanıcı
Katılım
30 Ocak 2017
Mesajlar
2,229
Tepkime puanı
195
Niçin kulak demedim de gönül dedim? Yazıya bununla başlamak isterim. Kulak dediğimiz organımız maalesef modern dünyanın metal gürültüleriyle, teknolojik homurtularıyla adeta kendini kaybetme noktasına gelmiştir. Bunu yaşadığımız çağa indirgeyip klişeye düşmek istemesem de böyledir. Buradaki metalden kastım da bir müzik türü değil; evini, arabasını, çocuğunun kolejini, cebindeki telefonunu ve ayağındaki ayakkabısını kendisinden, ruhaniyetinden ve emanet anlayışından uzak bir şekilde insana tanıtan düzen, metal düzen. Kimi göğe doğru yükselen, kimi çalışma saatlerini düzenleyen, kimi de sevdiklerimizle aramıza nefsî mesafeler koyan, yanlış bir düzen. Yanlış anlaşılmaya da çok müsait olan düzen.

İşte bu düzen kulakla duyulacak şeyler söylemiyor bize. Kulağımıza bağırıyor ve bağırdığı şey “Satın al, tüket, çöpe at, yine al, tüket, çöpe at, yeni al, yeni, yeni, yeni, ben, ben, ben” sözlerinden ibaret. Beethoven, “Tanrı kimilerinin kulağına fısıldar, benimkine bağırdı ve sağır oldum” demiş. O sağır kulaklarıyla dünyanın tamamen kendince bir sisteme sahip olduğu iki müzikten biri olan Klasik Batı Müziğinin (diğeri Türk Müziğidir) efsanelerini meydana çıkarmış. Bu nasıl olmuş? Çünkü kulağın duymadıklarını gönül işitir. Gönlün işitmesi için vicdanımızla cüzdanımız arasındaki mesafeyi uzak tutmalıyız. Maalesef bu çağ, o nefret ettiğim söz olan “bu çağ“, Behçet Necatigil’in “Kilim” adlı şiirinde söylediği gibi çok çiğ çağ. Dolayısıyla sesler de çiğ, söylenenler de çiğ. Biz güzel söyleyene bakalım, güzeli dinleyelim. Zira: İnnellahe cemilun ve yuhibbul cemal. Allah cemildir, cemil sahiplerini sever. Cemil; güzelliği seven, güzelliği söyleyen, güzel olandır. İşte bu çiğ çağda Allah’a çok şükür ki “popüler” olmamış ve daima cemil olanı söyleyen büyüklerimiz var, hâlâ var. Bu büyükler ki onların söyledikleri kulakla duyulmaz, elle tutulmaz, gözle görülmez. Ancak ve ancak gönülle işitilir. Büyüklere gönül vermek lâzımdır ve Sadettin Ökten de bir güzel büyüğümüzdür. Nurettin Topçu merhumun hususiyetle işaret ettiği babası da büyüktü, bu toprakların büyüklerindendi. Celal Hoca namıyla meşhur Celalettin Ökten’den bahsediyorum, rahmet olsun. Bizim gibilere büyüklerin karşısında diz büküp küçülmek düşer, aksi hâlde büyümek de mümkün değildir. Zira ârif bir şairin dediği gibi: “Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât / mütevâzî olanı rahmet-i Rahman büyütür.”

Çok uzun bir giriş yapmış olabilir fakir lakin Sadettin Ökten’i tanımlamak güç ve amacım onu tanımlamak değil, onun baktığı yeri -az da olsa keşfetmiş biri olarak- baktığı yerden göstermek. Zira baktığı yerde havf da var reca da. “Örselenmiş Osmanlı’dan Medeniyet Umuduna” kitabında şöyle diyor: “Bundan sonra insanlara ve bizim topluma yeni ve daha kalıcı bir şey lazım olacak. O lazım olacak şeyin adını kim doğru koyar, zamanın ruhunu kim doğru okur ve Kaderullah’ın yardımını alırsa, o üretir buradan çıkacak olan medeniyet tasavvurunu. Zamanın ruhunu kim okursa gelecek de onundur. Bir Müslüman olarak hayata bakıyorsam, bir Osmanlı Müslüman’ı, bir Türk Müslüman’ı olarak hayata bakıyorsam niye olmayacak diyeyim? Pekâlâ olur derim.”

Sadettin Ökten
 
Üst