İslam ve Modern Çağ

  • Tüm İslam Aleminin Ramazan Ayı Mübarek Olsun

Turan

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
31 Ocak 2017
2,240
327
es-Saymerî Menâkıb‘ında şöyle bir olay anlatır: İmam Ebû Hanîfe ilmî bir seyahat için Bağdat‘a gitmiştir. Kûfe‘deki talebeleri, aralarında çetin bir mesele takrir edip üzerinde uzun araştırmalar yapar ve döndüğünde İmam‘a bu meseleyi sormayı kararlaştırır. Kûfe dışında karşıladıkları İmam‘a, hoş-beşten sonra meseleyi arz ederler. İmam, “Bu meselenin cevabı şudur” der. Talebeleri itiraz eder ve aralarındaki konuşma şu minval üzere devam eder:

– Ya İmam! Bağdat size yaramamış. Biz bu meseleyi günlerdir aramızda konuşup tartışıyoruz. Vardığımız sonuç sizinki gibi değil.

– Öyleyse getirin delillerinizi.

Deliller zikredilir ve konuşma devam eder:

– Şu şu sebeplerden dolayı bu meselede sizin vardığınız sonuç yanlış, benim söylediğim doğrudur.

Bunun üzerine özür dileyerek “tamam” derler. Amam İmam meselenin peşini bırakmaz:

– Birisi size benim söylediğim cevabın yanlış, sizin söylediğinizin doğru olduğunu söylese ne dersiniz?

– Bu mümkün değil. Zira siz az önce meseleyi vuzuha kavuşturdunuz.

İmam, “Öyleyse dinleyin” der ve kendi cevabının delillerini çürütüp, onların delillerini takviye eder.

Bunun üzerine,

– Bize haksızlık etiniz demek ki. Biz bu cevabın doğru olduğunu zaten söylemiştik.

– Acele etmeyin. Şimdi size, benim cevabımın da, sizin cevabınızın da yanlış olduğunu, bu meselenin doğru cevabının bir üçüncü seçenek olduğunu söylersem ne dersiniz?

Bunun mümkün olmadığını söylediklerinde, önceki iki cevabın delillerini çürütüp, üçüncü cevabın delillerini takviye eder. Talebeler şaşkındır. “Ey İmam” derler, “doğrusu neyse bize söyleyin.” Bunun üzerine İmam Ebû Hanîfe, ilk cevabının doğru olduğunu ve diğer iki cevabın yanlış olduğunu delilleriyle ortaya koyar.

Ebubekir SİFİL, İslam ve Modern Çağ 3, s. 178-9.