Küskün kahvenin türküsü

Turan

Well-known member
Sp Kullanıcı
Katılım
30 Ocak 2017
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
194
"sevgiden söz ediyorum" dedi... "bence sevgi bir bilimdir."
"şöyle oldu" diye konuşmasını sürdürdü adam. "ben pek çok şeyi içimde duyan bir insanım. yaşamım boyunca hep bir sürü şeyden etkilendim. ay ışığı, güzel bir kızın bacakları. bir sürü şey. ama asıl mesele, bir şeyden hoşlandığım zaman, sanki içimde bir boşluk varmış gibi tuhaf bir duyguya kapılıyordum hep. hiçbir şey tam olmuyordu ya da başka şeylere tam uymuyordu. kadınlar? onlardan da nasibimi aldım. yine aynı. sonradan içimde yine bir boşluk kaldı. hiçbir zaman sevgiyi tatmamış bir adamdım ben."
...
"sonra bu kadını tanıdım...üç gün içinde evlendik. nasıldı biliyor musun? sana anlatamam. o zamana kadar ki bütün duygularım bu kadında toplanmıştı sanki. artık içimde hiçbir boşluk yoktu; onunla her şey tamamlanmıştı."
...
"doğru dürüst anlatamıyorum. olan şuydu: içimde bir yandan güzel duygular, bir yandan da başıboş ufak tefek mutluluklar vardı. bu kadın ruhumu derleyip toparladı. benliğimin ona ulaşan parçacıkları birleşip bir bütün oldu. şimdi anlıyor musun ne demek istediğimi?"
...
"geri getirmeye çalışmadınız mı?"...
"evet" dedi adam "geri getirmek için birkaç girişimde bulundum...aşağı yukarı iki yıl onu bulmak için yollara düşüp bütün ülkeyi dolaştım."
...
"...asıl önemlisi, üçüncü yıl bana tuhaf birşey olmaya başladı."
...
"bir yatağa uzanıp onu düşünmeye çalışınca, zihnim bomboş kalıyordu. onu gözlerimin önüne getiremiyordum. resimlerini çıkarıp bakıyordum. işe yaramıyordu. boşuna. bir boşluk! düşünebiliyor musun?"... "ama kaldırımın üstündeki bir cam parçası... ya da müzik kutusundan seçilip çalınan bir ezgi, onu bana anımsatıyordu. sokakta yürürken birdenbire yüzü gözümün önüne geliyordu ve haykırıp başımı lamba direğine çarpıyordum. anlıyor musun?"...""ne olursa. dolaşıp duruyordum. onu nasıl ve ne zaman anımsayacağımı kestiremiyordum artık. anımsamanın tuzaklarına karşı bir çeşit savunma kurabilirsin belki. ama insana dosdoğru karşıdan saldırmıyor ki... kenardan köşeden çıkıveriyor. gördüğüm ya da işittiğim şeylerin insafına kalmıştım. ben onu bulmak için ülkeyi baştan başa dolaşırken, o benim ruhumun içinde kovalamaya başladı birdenbire. o beni kovalamaya başladı, anlıyor musun? ruhumda."
...
"ben de bunlardan bir bilim yarattım."... "buna bilimsel bir açıklama getirmek zor evlat... sanırım mantıksal açıklaması şu: karımla ben birbirimizden o kadar uzun süre kaçmıştık ki, sonunda birbirimize düğümlendik ve boyun eğip teslim olduk. huzur. tuhaf ve güzel bir boşluk. portland'da ilkbahardı ve her akşam yağmur yağıyordu. bütün gece yatağımda uzanıp karanlıkta öylece yatıyordum. bilim böyle doğdu içimde."
...
"şöyle oldu. iyi dinle. sevgiyi düşündüm ve bir çözüme vardım. nerede yanıldığımızı anladım. diyelim ki insan ilk kez seviyor. peki neyi seviyor?".. "bir kadını...bilimsiz, dayanaksız, Tanrı'nın dünyasındaki en tehlikeli ve kutsal deneyime girişiyor. bir kadını seviyor. tamam mı evlat? sevmeye yanlış yönden başlıyor. en sonundan başlıyor. böyle çile çekmesine şaşılacak ne var? insan nasıl sevmeli biliyor musun?...evlat sevmeye nereden başlamalı biliyor musun? bir ağaçtan. bir taştan. bir buluttan... portland'da hava böyleydi, sevgi denen şeyi bilimselleştirmeye başladığımda. düşünüp taşındım ve büyük bir özenle işe koyuldum. sokakta yerden bir şey alıp eve getirdim. sonra bir japon balığı satın aldım. bütün dikkatimi balığa yönelttim ve onu sevdim. bir şeyden öbürüne geçtim. gün be gün yöntemi kavrıyordum... artık uzman oldum evlat. her şeyi sevebilirim. ne olduğunu düşünmeme bile gerek yok artık, insanlarla dolu bir sokak görüyorum ve içimde güzel bir ışık doğuyor. gökyüzünde uçan bir kuşa bakıyorum. ya da bir yolcuya rastlıyorum. her şey , evlat. herkes. hepsi de bana yabancı ve ben hepsini de seviyorum."/Carson McCullers-Küskün Kahvenin Türküsü
 
Üst